Almanya Gündemi
Cumartesi akşamı Barış Atay’ın 1980 darbesinin yarattığı travmayı, bir aile üzerinden yola çıkarak anlatan 'Eksik' filminin Köln’deki gösterimine gittim. Gösterime oyuncular ve yönetmen Atay da katıldı. Redhack soruşturması çerçevesinde gözaltına alınması ile gündeme gelen Atay, 13 yıllık bir hegemonyanın da kurbanı. Bundan dolayı kendisinden yakın dönem insan hakları ihlallerinin konu edindiği bir film yapma beklentisi olduğunu belirtti. Bu açıdan kafalardaki sorulara yanıtı ise şöyle: "Evren’le Özal AKP iktidarına oy veren insanlar oluşturmak için otuz beş yıldır o kadar uğraştılar ki, hala 12 Eylül ile bugün arasında hiçbir fark yok." Tabii Atay bu belirlemesinde haklı. Zira AKP döneminde bütün özgürlükleri, aslında bireyi yok sayan bir sistem oluştu. Mevzubahis iktidar, kendi değerlerini içselleştiren ve bu anlamda mekanizmalar yaratan ve bütün araçları kendine bağlayan bir sistem yaratma arzusunda. O günden itibaren yaratılan prototiplerde bu anlayışa çok güzel hizmet ediyor. Dolayısıyla bu prototiplerde filmdeki Türker karakterinde karşılık buluyor.
Filmde özetle günümüz Türkiye’sinde 1980 darbesi döneminin travmaları ile yaşamını sürdürmeye çalışan küçük bir ailenin dramı anlatılıyor. Fırtınalı bir hayattan, olağan bir hayata evrilen zaman diliminde, insanların devrim mücadelesini yanlış sorgulayan ve kendine de o anlamda pay çıkaran, Türker’in kırık, eksik hayat hikayesi. Anlatım slogansız, sade...
Filmdeki temel karakterler aslında bu ülkede 80 kuşağının görmeye aşina olduğu, tanıdık karakterler. Gözaltına alınıp tutuklanan ve daha sonra öldürülen bir baba, yine gözaltında hamile iken işkence gören bir anne ve neticede anne karnında sakat bırakılan bir çocuk, eski asker olan dedesi tarafından yetiştirilen ve annesini görmesi engellenen ailenin büyük oğlu Deniz (dedesi Türker olarak yetiştiriyor). Türker karakteri vurdum duymaz, sorumsuz, duygusuz, analiz ve sorgulamadan yoksun, etliye sütlüye karışmayan bir karakter olarak, aslında nasıl bir nesil yetiştiğini gözler önüne seriyor. Gezi olaylarında ellerinde sopalarla bu düzene artık dur diyen çocukları kovalayanlar da işte Türker gibi yetiştirilen bireyler.
Film sloganlara boğulmadan birey odaklı bir anlatımı tercih etmiş. Gezi, gözaltılar, tutuklanmalar, işkence sloganik bir dil kullanılmadan anlatılmış. Bence filmin konusundan öte, oyuncuların performansı filmi zirveye çıkaran ana unsurlardan biri. Hele spastik özürlü Devrim’i canlandıran Özgür Emre Yıldırım’ın performansı sözlerle ifade edilemeyecek kadar mükemmel. Bu kadar zor bir rolün altından kalkmak için gönül gözüyle oynamak gerekir. Bu anlamda bütün oyuncular filme bir parçalarını katmış. Atay’ın ilk sinema filmi olmasına rağmen oldukça başarılı bir iş çıkarılmış. Tabii kanımca özellikle 80 darbesi dönemi, Gezi direnişi yine yönetmenin kendi deyimiyle 'sloganik’ bir dil kullanılmadan filmde biraz daha yer edinebilirdi.
***
Pazar günü ise HDP’nin Köln’de düzenlediği etkinliğe katıldım. Tutulan salon etkinliğe katılanlara küçük geldi ve izdiham yaşandı, birçok insan dışarıda kaldı. Etkinliğe farklı kesimlerden de katılım yoğundu. HDP’nin yeni yaşam sloganı, kitle dinamiğini de etkilemiş durumda. Çünkü normal şartlarda bir araya gelmeyen/ gelemeyen kesimler, şimdi canla başla HDP için çalışıyor, ya da bir şekilde destek olmak istiyor. Görüştüğüm bileşen temsilcileri, kurulan komisyonların ev ev dolaşarak HDP’yi ve seçim manifestosunu insanlara aktarmaya çalıştığını söyledi. Almanya’nın birçok kentine taşan bu hareketliliğin sandıklara yansıması oldukça önemli. Çünkü; AKP tarafından dizaynı devam eden tekli toplumun önündeki tek ciddi muhalefet HDP.