Sergi, 1922 ile 1935 arasında, kısa fakat yoğun bir tasarım ve inşa döneminde yapılan Rus öncü mimarisini inceliyor ve 1917 Ekim devrimi sonrası yıllarda radikal sanat ve mimarlık arasındaki bağlantıları göstermeyi hedefliyor.
Sergi kapsamındaki binaların siyah ve beyaz dönem fotoğrafları, fotoğrafçı Richard Pare’in çarpıcı renkli baskıları altında, ilham verici bir sergiye dönüşmüş. Mimari ile ilgili sergiler genellikle değerli fakat sıkıcıdırlar. Bu noktada, Kraliyet Akademisi’nin, sanat ve mimari arasındaki diyaloğu iyi ortaya koyduğunu belirtmek mümkün. Kraliyet Akademisi'ndeki sergi kataloğu ve açıklayıcı broşürler de oldukça bilgilendirici.

Devrimden sonra komünal alanlar

20. yüzyılın başlarında, ilerici Rus sanatçılar ve mimarlar ateşli bir şekilde, içinde yaşadıkları toplumu nasıl modernleştirebileceklerini  tartıştı. Kazimir Maleviç, Liubov Popova ve Moisei Ginzburg gibi sosyalistler, kültürel değişimin, siyasi ve sosyal değişimden kopuk olamayacağını ileri sürdü. Bu amaçla, sosyal etkileşim için elverişli binaların yeni türleri icat edildi. İşçi kulüpleri ve tiyatrolar, okuma odaları ve spor tesislerinin de dahil olduğu "Çocuk Mekanları"... Çok sayıda kamu kantini, kreşler ve çamaşırhaneler ile kadınlar ev içi angaryadan kurtarıldı ve onların Sovyetler Birliği'nin inşasına katılmaları sağlandı. İşçiler için hava, ışık ve sosyalleşme alanları olan yeni fabrikalar... "El emeği veren işçiler ve entelektüel işçiler arasında demokratik ilişkilerin teşvik edilmesi amacıyla aynı binalarda yaşamaları" sağlandı. Çamaşırhaneler, yemekhaneler, mutfak ve okuma odaları gibi toplumsal tesisler, 1930 yılında inşa edilen Ginzburg'ün Narkomfin Komünal Evi gibi, konut komplekslerine dahil edildi.

Ne yazık ki, bu anlamlı Sovyet kültürü Stalin tarafından öldürüldü. Böylece sanat ve mimarideki bu canlanma ancak otuz yıl sürdü.


SUNA KÖSE/LONDRA