Sanat hayatta kalmaktır. Sanatın her dalı ve elbette her iyi sanat eseri bunu ifade eder. Bunu en çokta Suriye’nin kuzeyine bakınca görebilirsin. 

Bu iç ülkenin kentlerini gezdiğinde yıkılıp harabeye dönmüş mimariler, kurşun izleri ile delinmiş evler seni bu gün dahi bütün izleriyle karşılamakta. Bir canına kast edilmişlik hissetmektesin. Buradaki kendi halinde devinimde olan yaşamın, kökleri tarihin derinliklerinden gelen kültürün, her anına binlerce umut yerleştirilmiş anıların ve insanların direnişleri ile büyüttükleri tarihin canına kast edilmiş. Kasıtlı canavar artıkları hunharca yönelimleri karşısında belki de hiç beklemediği tahmin dahi edemediği bir direniş ile karşılaşmış. Acının ve zulmün dozajı her geçen gün biraz daha artarak ayyuka çıkmış. Bunca adaletsizlik karşısında direnen halk gerçekliği ortaya çıkmış. Büyük destanlar ve kahramanlık öyküleri biriktirmiş. Bütün olup bitenlere böyle yüreklice verilen cevabın elbette kökleri toprağa sıkı sıkıya bağlı bir tarihi var. Bunca ötekileştirilmeye, yok sayılmaya, kimliksizleştirilmeye karşı kendi öz kültürüne ve özgürlüğüne olan müthiş bağlılık. 

Yüz yıllardan beri kültürel tarihine kast edilmiş bu üç ülkenin kadınları bu gün sanatları ve sanatçı ruhları ile tarihe coşku ile yürekten sarılmakta. Şarkılarına acı hüzün ve inanç ezgilerini yerleştirmiş sazına her vurduğunda akıtmakta yüreğinden taşanları. Sansüre uğratılmış yasaklanmış cümlelerini edebiyatına sığınarak yaşamsal kılmakta, bir şiirin mısralarına yerleştirmiş hayallerini gelecek zamanların birinde doğacak çocuklar yaşasın diye. Halayları kenetlenmişliği, birlikteliği, toplumsallığı çağrıştırmakta tek vücut halinde salınan dalga inceliğinde. Fırçalarına aldıkları her rengi isyanla vurmakta tuale, belirlenmiş yazgıların kaderini değiştirip canlılık katmakta, renklendirmekte hayatı. Tiyatro sahnesinde şahlandırmakta asi ruhlarını hep karanlıktan değil birde ışıklar altında anlaşılmak istercesine. Ve yaşanılan her şeyi eline alıp kamerasını kayıt etmekte bir kez daha inkâr edilmesin diye varlığı.

Her an her alanıyla sanat ile ifadelendirmekte hakikatini bu ülkede kadınlar. Sanat ile devrim ve kültürlerini sahiplenmekte. Kendini dinç, diri, aynı zamanda canlı kılmakta. Kürt kadınlarının öncülük ettiği devrimsel sanat yükselişi Rojava topraklarını aşıp demokratik modernite çizgisinde Kuzey Suriye’de dalga dalga yayılmakta.

Ve yine aynı kadınlar sanatlarını Kevana Zêrin çatısı altında birleştirip, tarih boyunca kültürlerine saldıran eli kanlı zihniyete karşı örgütleniyorlar. Kadın sanatıyla yeni yaşam ortaklığını örüyorlar. Gün geçtikçe büyüyen ve her gün daha fazla gelişen eserlere imza atıyorlar. 

Ortadoğu’nun sanatçı kadınları zulme karşı binlerce yıldır olduğu gibi yine öz kültürleri ile direniyorlar. Esasen bu kentlerde savaş hiç bitmemiş durumda. Her gün yeni bir muharebe yaşanmakta ve bu meydan muharebelerinde kadınlar kılıç kuşanır gibi sanata sarılmakta; „işte ben buradayım, siz beni binlerce kez inkâr etsenizde, ötekileştirseniz de, inancım ve onurumla buradayım“ diyor.

Kuzey Suriye’de yaşayan Kürt, Arap, Süryani, Asuri sanatçı kadınların büyük emek ve direniş ile gerçekleştirmiş olduğu Kevana Zêrin birinci konferansı direniş kültürünün örgütlü öncülük ile güçlenip tüm dünyada sağlam bir inşa modeli olacağı heyecanını uyandırmakta. Sanat ve kadın sanatçıların örgütlü emeği altın hilal coğrafyasında yeniden yeşermekte. Kürdistan coğrafyasında esen devrim rüzgârları her alanda her gün daha güçlü esmekte. Örgütlü gücün temelleri derinden ve sağlamca atılmakta. Demokratik ve örgütlü alanda kadınların yaşamı sanat ile ifadelendirişleri doğacak yeni şafakların aydınlık umudunu güçlendirmekte.