Rojava Devrimi, halkların kültür ve değerlerini özgür ve eşitlik içinde yaşamasının olanağını açığa çıkardı. Şimdi insanlar özgür. Okullarımız var, anadilimizi konuşabiliyoruz. Artık yüreğimizde korku yok.

Baas rejiminin asimilasyon politikalarına karşı Kürt kültürünü edebiyatıyla koruyan Loren Laleş, Rojava Devrimi’yle birlikte Kürt kadın direnişini kaleme alıyor. Dilo, Muhammed ve Laleş isimli üç çocuğunu da devrim hikâyeleriyle büyüten Loren, devrimle birlikte Kürt kadınlarında yaşanan değişimleri anlattı.
Loren Laleş’in evine attığınız ilk adımda, avlusunun her duvarında, evinin her köşesinde kendine ve çocuklarına ait resim, heykel gibi çalışmalar; dolaplarda kitaplar; duvardaki Ahmet Kaya, Yılmaz Güney, Mazlum Doğan göze çarpıyor.
Loran Laleş’le kısaca Baas rejimi dönemini ve çalışmalarını konuştuk.

Baas rejiminde neler yaşadınız?
Baas rejimi döneminde halkların kültürlerini geliştirmesi, yaşaması, baskı ve zorbalıkla engelleniyordu. İnsanlar o zamanlar geceleri bir araya gelip toplanıyorlardı. O dönem bir Komünist Parti vardı. Halk içinde bir çalışma yapıyorlardı ama yeterli değildi. Komünistlerin yaptığı toplantılara ben de katılıyordum, yaşça en küçükleri bendim. Evlerde toplantı için bir araya geliniyordu. Tartışmalar yapılıyordu. İnsanlara umut veriyorlardı. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için çalışmalar yapıyorlardı. Bizi yazmamız için, söylememiz için teşvik ediyorlar, destek veriyorlardı. Abim aracılığıyla Kürt hareketi ile tanıştım. Bu süreçle birlikte ulusal bilincim gelişti.
Rejim döneminde tüm politik çalışmalar, gizli ve evlerde yapılıyordu. Kürtçe konuşmak, yazmak yasaktı. Kürtçe eğitim dili değildi, Kürtçe okumak bizim bir rüyamızdı. Kürtçe konuşulduğu zaman gözaltına alıp tutukluyorlar, dava açıyorlardı. Kürtçe’yi kimse özgürce konuşamıyordu. Newroz’da, etkinliklerde tiyatro oynanamıyor, Kürtçe şiir okunamıyordu. Kürtçe konuşmak istiyorduk ama yüreğimizde büyük korku vardı.
Evlerde kitap bulundurmak da suç sayılıyordu. Kitap bulunduğunda gözaltına alınıp zindana atılıyordu insanlar. İsteğimiz Kürtçe öğretecek okullar, üniversiteler açılmasıydı. Bir gün gelecek, şehitlerin kanı boşa gitmeyecek, şehitlerle insanlık kazanacak, bunu biliyorduk. Şehitler önce insanlığa, Kürt halkına haklarımızı kazandıracak, sonra da bizi savunacak, buna inanıyorduk.

Rojava’da kadınlar açısından devrim öncesi ve sonrasını anlatabilir misiniz?
Rojava Devrimi, halkların kültür ve değerlerini özgür ve eşitlik içinde yaşamasının olanağını açığa çıkardı. Şimdi Çanda Huner gibi bir dizi kültür merkezlerimiz var. Kültürümüzü yaşatmak için bir dizi çalışma yapabiliyoruz. Tüm bu olanaklar da insanları yazmaya teşvik ediyor. Şimdi insanlar özgür. Okullarımız var, anadilimizi konuşabiliyoruz. Artık yüreğimizde korku yok.
Devrimden önce de şiirler yazıyordum. Siyasi temalı şiirler. Bundan dolayı ailem şiir yazmamı istemiyordu. Şiirlerimden dolayı başıma bir şeyler geleceğini düşünüyorlardı. Çünkü rejim çok baskı yapıyordu. Onlar da korkuyordu. Halkımız çok sıkıntı çekiyordu. Yazdıklarımı kimseye göstermiyordum. O dönemde korkular vardı, halk birbirine güvensizdi. Bu nedenle yazdıklarımı hiçbir dergi ve yayına veremiyordum, kendime saklıyordum. Yazmama seviniyorlardı ama bir değeri yoktu. Ben kadınlarla ilgili şiirler yazıyorum. Kürt kadınları ve dünya kadınlarının yaşadıklarından etkileniyordum. Kadınların yaşadıklarından dolayı acı çekiyordum. Devrimden önce tüm şiirlerim kadınla ilgiliydi. Onların yaşadıklarını aktarıyordum.
Devrimden sonra Kürt kadınları büyük bir adım attı. Artık Kürt kadınları zavallı, evde oturan, ezilen, erkeğe muhtaç kadın değil. Artık kadınlar eline silah aldı. Savaş alanlarına gittiler. Bütün dünyada DAİŞ en büyük terörü yaratıyor. Tüm dünya DAİŞ’ten korkarken, Kürt kadınları DAİŞ’e karşı savaştı. Kadınlar basında çalışmaya başladı. Rüyam kadınların askeri giysi giyip savaşmasıydı. Rojava’da bunu başardık. Kadınlar artık askeri giysi giyiyor, yaşamın tüm alanlarında işlerini yapıyor, kendilerini var ediyor.
Kürt kadınlarıyla ilgili daha çok yazmak istiyorum. Kürt kadının gücünü ve kudretini, özgürleşmesini anlatıyorum, anlatacağım. Devrimin kadınla birlikte açığa çıkan gücünü anlatacağım. Ben şimdi şiirlerimde ülkemi yazıyorum. Kendi yazdıklarımda ülke sevgisini işliyorum. Kadınlar kendi hakları ve davaları için mücadele ediyorlar. Bunları şiirlerime konu ediyorum.
Kadınların devrimden önce herhangi bir hakkı yoktu. Haklarının ne olduğunu da bilmiyorlardı. Ama bugün devrimle birlikte kadınlar haklarının farkına vardı. Artık bu bilinçleri var. Devrimden önce kadınlara çocuk doğuran, evin işleriyle ilgilenen, yani kısacası hizmetçi gibi bakılıyordu. Kadınlar kendi haklarını bilmiyorlardı. Devrim bu kadınlara başka şeyler anlattı, öğretti. Şimdi kadınları görüyoruz. Kalemle iş yapıyorlar. Kadınlar bugün okula gidiyor, Kürtçe öğreniyor ve kalemi alarak kendi dillerinde çalışmalar yapıyor. Toplumda bir yer edindiler... Şimdi kadınlar daha üretken oldu. Bu devrim de kadınlar için verilen eğitimlerin bir sonucudur. Bugün kadın ve erkekler eşitleniyor. Benim kadınlara çağrım, kendi hakları için mücadele etsinler, haklarını istesinler. Çünkü eski zamanlardaki gibi değil. Biz yazacağız. Kürt kadını başka halklardan kadınlar gibi değil. Devrim olduğu zaman yenilikler yarattı...

Çocuklarınızla farklı bir iletişiminiz var, onlarla nasıl vakit geçiriyorsunuz?

Küçüklükten beri onlarla birlikte oturup kitap okuyordum o zamanlar henüz beş yaşında bile değillerdi. Onlar için kalem, resim defteri alıyordum, resim yapsınlar diye. Basit karalamalar yapsalar bile onları çok önemli bir resim yapmışlar gibi teşvik ediyordum. Yaptıkları çizimleri, karalamaları duvarlara asıyordum, teşvik etmek için. Onlara anlatıyordum, “Bu resimleri eve gelenler gelip görecekler, sizin çok başarılı olduğunuzu görecekler.” Onlara resim sevgisi aşıladım...

Çocuklar böyle bir yaşam içinde büyüdü. Ve ben onlar için okuyordum aynı zamanda. Okuduğum tarih kitaplarını onlara anlatıyordum. Kürdistan devrimcilerini anlatıyordum, başka ülkelerde mücadele eden devrimcileri anlatıyordum. Çocuklarım bunlarla büyüdü. Ben her zaman onlara, topluma, insanlığa yararlı bir şeyler yapmaları gerektiğini belirtiyordum. Bir Kürt olarak geriye bir şeyler bırakmalarını söylüyordum. Her zaman bunları hatırlatıyordum. Siz topluma, insanlığa bir şeyler verin, isimleriniz tarihe geçsin, diyordum. Onlara ressam, heykeltıraş olun diyordum. Onları tüm dünyaya yararlı insanlar olmaları için yetiştiriyorum.

ROJDA SERHAT
JINHA/QAMISLO