Dialog im Dunkeln (Karanlıkta Sohbet) görme engelli insanların karanlık dünyasına açılan bir pencere olmaktadır. Önceden görüp daha sonra görme yetilerini kaybeden bir gazetecinin günlük yaşama adapte olması için küçük bir oda olarak kurulmuş. 1988 yılında Andreas Heinecek adlı yardımsever tarafından kurulan Dialog im Dunkeln bugün yüzden fazla çalışanı ile Hamburg’da faaliyetlerini sürdürüyor. Alter-Wandrahm 4 numarada bulunan Dialog im Dunkeln görme engelli insanların dünyası ile empati kurmak için müthiş bir laboratuvar özeliğini taşımakta.

Karanlıkta Sohbet dünyasına adım atmak için önceden randevu almak ve randevudan en az yarım saat önce orda olmanız gerekiyor. Tiyatrocu Ferman Karayiğit ve Nurcan Keskin’le sözleştiğimiz saate buluşup Dialog im Dunkeln’in yolunu tutuyoruz. Rehberimiz olan 52 yaşındaki Mikail’in kendisi de görme yeteneğini yitirmiştir. Işık saçabilecek ne varsa kapıda teslim edildiği için içerde fotoğraf çekme talebimiz nazikçe reddedildi. Bize, „Hem zaten içerisi kapkaranlık olduğu için ne çekebilirsiniz“ diye sordular. Oldukça sempatik ve konuşkan olan rehberimiz bize görme engelli insanların kulandıkları değneklerden bize vererek karanlık dünyaya ilk adımlarımızı atıyoruz.

‘Her yer karanlık’

Odaya girdikten sonra kendimizi ışıksız bir dünyanın ortasında buluyoruz. Tiyatrocu arkadaşımız Nurcan Keskin daha önce bu deneyimi yaşadığı için biz de annesini yitirmek istemeyen insanlar gibi peşinden ayrılmıyoruz. Zamanla gözlerimizin yavaş yavaş karanlığa alışsada şüphesiz oldukça zorlanıyoruz. Bizim için oldukça ilginç ve bir o kadarda garip bir dünyada bebek gibi adımlar atarak ilerliyoruz. Tabi tüm bu yaşadıklarımız görme engelli insanları anlamada ve empati kurmada önemli bir deneyim oluyor. İlk yolculuğumuz elle temas ile nesneleri ve doğayı tanıma oluyor. Karanlık bir dehlizden geçerek ellerimizle temas ettiğimiz her şeyi tanımaya çalışıyoruz. 

Hava, su ve kuş sesleri bize dinletilerek bunların ne sesi olduğu hakında bizlere soru soruyorlar. Bir kuşun sesi ilk kez bize bu kadar garip geliyor. Her gün etrafımızda dönen dünyanın birçok nesnesini burada tanımlamaktan oldukça zorlanıyoruz. Buradan bizi bir ev ortamına sokuyorlar. Bir ev içerisinde olabilecek tüm nesneleri yeniden keşfediyormuş gibi dokunuyoruz. Elimiz bir kitaba değdiğinde sevinçle bunun kitap olduğunu söylerken, yeni bir şeyi keşfetmenin heyacanını yaşıyoruz. 

Domates, biber, patlıcan 

Sıradan bir insan olarak günlük pazar alışverişimizi rahat bir şekilde yaparken görme engelli bir insanın bunları yaparken ne tür zorluklarla karşılaştığını kaçımız tahmin etmiştir. İlk kez patatesi koklayarak, saatalığı uzunluğundan, ya da ananası pütürlü şeklinden tanıyarak alışverişe çıktık. Tanıdığımız her meyve ve sebzeyi büyük bir sevinçle söyledik. Kulaklarımız ve tüm duyu organlarımız bir anda gözlerimiz oldu. Alışverişimizi yaptıktan sonra her insan gibi biraz temiz hava almak için bir gemiye binerek denize açılmanın keyfini yaşıyoruz. Her şey o kadar orijinal tasarlanmış ki gerçek anlamda bir gemi özerinde salanıyorsunuz hissine kapılıyorsunuz çoğu zaman.

Ne olacak bu memleketin hali!

Karanlık dünyanın içinde bir barda oturup içeceklerimizi yudumluyoruz. Ama ondan önce sipariş vermek gerekiyor. Kuyruğa girerek bozuk paralarla içeceklerimizi alıyoruz. Görme engelli olduğumuz için barmenler tarafından kandırılmamak için iki euroluk madeni paraları cebimizde saklıyoruz. Bizden önce başka bir grupta barda oturuyormuş meğer. İnsan konuşmaları kuş cıvıltıları gibi birbirine karışıyor kafeterya ortamında. Yüzlerini görmediğimiz sadece seslerini duyduğumuz bu insanlarla memleket mesellerini konuşuyoruz. Hamburg ve St. Pauli spor takımlarını tutan fanatik iki görme engelli insanın sohbetini dinliyoruz. Öyle ateşli bir şekilde konuşuyorlar ki görülmeye değer.

Karanlık dünyada insanın tüm duyu organları hassas olmakta. Elle temas ederek, koklayarak, engebeli yollardan geçerek, görme engelli insanların dünyasında gezintimiz devam ediyor. Sesin titreşimini hissetmek için yere oturuyoruz. Tüm dikkatimiz kulaklarımızda. Kulaklarımızdan gelen titreşimle oldukça garip olan müziğin ritmine kendimizi kaptırıyoruz. Arkadaşlarımızın değnekleri bazen kafamıza değsede bu bizi rahatsız etmediği gibi bizleri keyiflendiriyor.

‘Gönüllerimiz kararmasın’

Tüm bunları yaşarken sıradan günlük yaşamda gördüğümüz görme engelli insanları daha iyi anlıyorum. ‘Yaşadığımız onca sıkıntıya rağmen kimsenin bize acımasını istemiyoruz’ diyerek olanları özetliyor rehberimiz Mikail. Eşi de kendisi gibi görme engelli. O da Frankfurt’ta görme engelilerin yaşamını kolaylaştırmak için bir uğraş içinde. En çok araba sürmek istediğini söylüyor Mikail. Araba sürmediği içinde dünyadaki bütün araba markalarını bildiğini söylüyor. 

Mikail bizi aydınlığa çıkarırken kendisi yeni bir tur için hazırlık yapıyor. İlginç deneyimden dolayı uzun bir süre sesiz kalıyoruz. Sonra sessizce teşekkür ediyoruz birbirimize. Görme engelli insanların yaşadıkları yaşam koşularını gördükten sonra kendi kendimize şunu söylüyoruz. Onların gözleri bizimde gönüllerimiz kararmasın.


MEHMET ZAHİT EKİNCİ / HAMBURG