Dr. Abdullah POLAT

Diasporada yaşayan çok sayıda göçmenin geçmişte yaşadıkları olumsuzluklar kendilerinde ve aile bireylerinde çeşitli olduğu kadar kalıcı da psikolojik bozuklukların yaşanmasına sebep oluyor. Bu olumsuzlukların özellikle yaşadıkları ülke bazında kendi sosyalleşmelerinin önünde engel teşkil etmektedir. Yapılan son bilimsel araştırmalarda; özellikle Almanya’da yaşayan sığınmacıların yarısından fazlasının bu yüzden geçmişte yaşadıkları işkence, tecavüz, asimilasyon, sürgün vb. gibi daha birçok nedenlerin günlük yaşamlarını olumsuz etkilediğini ve bunun gittikçe önemli bir boyut kazandığının tespitini yapmaktadır. Özellikle Asyl (sığınma) süreci boyunca yaşadıkları olumsuzlukların beraberinde travma ve birçok başka psikolojik sorunlar teşkil ettiğini belirten uzmanlar, bu sorunların gittikçe kronik bir hal aldığına da işaret etmektedirler. Yaşadıkları travmanın sadece kendileriyle sınırlı olmadığının altını çizen araştırmacılar, travma geçirenlerin aile bireyleri ve çevrenin üzerinde olumsuz etken teşkil ettikleri gibi bu yüzden olumlu bir sosyalleşmenin önüne geçtiğini belirtmektedirler (Rosental/Polat/Kızılhan).

Bir bireyde çeşitli nedenlerden dolayı aşırı boyuta varan korkular buna bağlı ya da dolaylı nedenlerle yaşadığı dehşet, yıkım ve çaresizlik yaratan olayların çoğu kez beklenmedik şekilde patlak vermesi psikolojik ve ruhsal yıkıma uğramasıdır. Ruhsal travmanın sebeplerinin en başında insan eliyle yapılan psikolojik travmalar: bunlara işkenceler dahil savaşlar, cinayetler, taciz ve tecavüzler gibi daha birçok nedenlerdir. Ciddi ölümcül hastalıklar ve doğal affetler gibi başka nedenler de buna dahildir. Bu negatif davranışlar ve ruh halleri bazen farkında olmadan da baş gösterirler. (Polat/Fischer/Flatten vb.)

Kürtlerin yaşadıklarından dolayı psikolojilerinin de nasıl bozulduğunu ve bunun nelere mal olduğunu bu konuda irdelenmesi gereken önemli bir meseledir. Son istatistik raporlara göre sadece Almanya’da bir milyona yakın Kürdün yaşamakta olduğunu ve bunların yüzde 80’ninden fazlasının devletin baskılarından dolayı iltica edenlerden oluştuğu da belirtilmektedir. Devamla Almanya’yı 1991 yılında Kürtlerin ülkede yaşayan en büyük göçmen grubu olduğunu buna bağlı olarak kültürlerinin tanınması gerektiğini ve her halükarda bunların yerine getirilmediğidir. Buna bağlı olarak Kürt kimliğinin tanınmaması ve birçok alanda kültürel, sanatsal ve politik faaliyet gösteren organizasyonlarına karşı olumsuz tavırlarında özelde Kürtler üzerinde önemli etki bıraktığı kaydedilmektedir.

Kürtlerin yaşadığı birçok sorunun sağlıklı bir sosyalizasyon ve entegrasyon oluşmasına engel teşkil ettiğini belirten uzmanlar bunun biran önce giderilmesi gerektiğini belirtmektedirler. Kürtlerin gerek sürüldükleri ülkeler bazında ve gerekse sığınmacı olarak yaşadıkları an itibariyle geçmişlerinin çok kompleksli bir hal aldığını ve bunun sağlık, sosyal, kültürel, ailevi ve sosyalizasyon alanlarına zararlı etkenler bıraktığına işaret edilmektedir.

Diaspora’da yaşayan birçok farklı ailelerde olduğu gibi Kürt ailelerin kendi içerisindeki çatışmaların gittikçe önemli boyuta vardığını ve bunun gelecek jenerasyonun sağlıklı yaşamasına etken teşkil ettiğini, sosyalizasyon ve entegrasyonlarında zorluklar çıkardığı belirtilmektedir. Devletin özellikle ilticacı olarak gelenlerin yaşadıkları savaş, işkence, taciz ve tecavüz gibi nedenlerden dolayı gelişen psikolojik bozukluklarına karşı rehabilitasyon gibi tedavilerin alamayışı başlı başına bir sorun teşkil etmektedir. Bu şahıslarda daha sonra gelişebilecek ve gelişmesi çok büyük ölçüde görülmesi muktedir görülen travmaların kendileri başta olmak üzere aile bireyleri ve çevreleri üzerinde farklı boyutlarda olumsuz etki bırakmaktadır. Özellikle Kürt ilticacılarında son yıllarda Post travmaya bağlı gelişen bu psikolojik bozukluklar burada doğup büyüyen çocuklarına da büyük ölçüde olumsuz etki bıraktığı ortaya çıkmıştır.

Travma geçiren aile büyüklerinin yaşamlarındaki başlıca zorluklar olarak;

Okuma yazmada zorlukları, ayrımcılık (diskriminierung), asimilasyon, kötü hayat koşulları, ileri derecede ekonomik sorunlar, ülke hasreti, izolasyon, travma sağlık problemleri, savaş- ve göçe dayalı zor koşullar, yabancı dil sorunu ile paralel olarak da yaşamlarında özel olan, aile bağlılığı, saygı, yardımseverlik, kültür ve dini değerler, gurur, örf ve adet, uzak ve yakın akraba evlilikleri, kimlik sorunu, sosyal ve kültürel etkinlikler, ülke mertlikler, toprağına bağlılıklardırlar. Bu iki etkenin çocuklarının yaşamlarına negatif etkileri ise şunlar: bireysel gelişmelerin önündeki engeller, mesleki seçmedeki zorluklar, arkadaş ve eş aramalarındaki zorluklar, karar almakta ve bağımsız davranmada kaçınma, gittikçe toplumsal ve sosyal ilişkilerinin zayıflamasına, öğrenim, başarı ve interesselerindeki aksaklıklar ve güvensizlikler, davranış bozuklukları, hedef seçmede kararsızlıklar, gelecekle ilgili plan kurmada başarısızlıklar ve ilgisizlikler gibi etkileri mevcuttur.

Bu etkilerinde yol açtığı çatışma ve krizlerde şunlardır; birçok belirli güvensizlik, kimlik problemi ve bunalımı, umutsuzluk, sosyal izolasyonlar, entegrasyon problemleri, gelişim bozukluğu, suçluluk duygusu, agresif davranışlar, aileyle olan düşüncelerdeki çelişkiler, psikolojik ve bireysel bozukluklardırlar.

Kürt gençlerinine yönelik olarak stratejik olarak yapılması gerekenlerin başında ise:

Post travma geçirenlerin tedavi edilmesi, izolasyonun önüne gecilmesi, hayat şartlarının biran önce iyileştirilmesi, rehabilite edilmesi, gerekirse ailece grup tedavilere katılmaları, çocuklarıyla profesyonel bir ilişkinin olması için eğitim ve tedaviye tabi tutulması. Var olan kurumların bu konuya acilen el atması, sosyal pedagog ve psikologların desteğini alması. Ailelerin kültürel çalışmalarından uzak tutulmaması, çevreden de gerekli desteği görülmesi, özellikle çocuklarının evde olan tatsız ortamlardan uzak tutulması, sosyal ve kültürel faaliyetlere ağırlık vermeleri, bireylere zarar verecek olumsuzlukların deşifre edilmesi gibi birçok uygulamalar ön görülmektedir.

Özellikle ane ve babalarının geçmişte yaşadıkları birçok olumsuzlukların ileriki hayat şartlarında post travmaya bağlı psikolojik bozukluklara sebep olduğunu ve bununda giderek kompleksli bir hal aldığına işaret edilmektedir. Kürt aileler üzerinde yapılan son araştırmalarda travmanın aile içindeki şiddeti ve geçimsizliği körüklediği gibi ailenin dağılmasına ve çocuklarının sosyal yaşamını derinden etkilediğini söylemektedir. Travmanın sadece anne ve babayla sınırlı kalmadığını bunun ailenin toplumun içinden izole olmasına ve kopmasına gittikçe ekonomik şartlarının kötüleşmesine vesile olmaktadır. Bu kompleksli halin kendi çocuklarının hayatlarında da dolaylı ve dolaysız birçok etken okul ve sosyal yaşamlarının önüne önemli derecede engel teşkil ettiği belirtilen araştırmada, buna karşı çok kapsamlı ve acil bir alternatif üretilmesi gerektiğini de belirten araştırmalar arasında yer almaktadır.

Sadece çok az sayıda post travma geçiren ve Almanya‘da yaşayan Kürt aileler üzerinde yapılan bu araştırmada bile konunun ne kadar vahim olduğunu ortaya koyuyor. Gerekse ailelerin çocuklarına ve çevreye karşı sergiledikleri olumsuz tutum gerekse çocuklarının yaşadıkları bunalımın ne denli olduğunu net bir şekilde kendini gösteriyor. Anne ve babalarının yaşadıklarından ötürü aile içindeki temsiliyetini kaybettiğini annelik ve babalık görevlerini dahi normal ölçülerde yerine getirmediğini ortaya koyan bu araştırmada bunun çocuklarının gelecekle ilgili planlarına negatif yansıdığı da belirtilmektedir. Birçok araştırmalar sonuçlarında ortaya çıkan bir kesintide travma geçiren ailelerin çocuklarının hayatına nasıl yansıdığını ve bunun önemli boyuta vardığını göstermektedir.

Ailelerin şimdi ve geçmişlerinde yaşadıkları vakalara bağlı olarak da ailelerin yaşam biçimleri ve davranış bozuklukları adi altında ortaya çıkan sonuçlar şöyle sıralanabilir:

- Korku, içine kapanık olan vs. toplumdan kopma izolasyon, kendini geri çekme, kararsızlık,

- Halüsinasyon ve konsantrasyon bozukluğu -sürekli tekrarlanan kabus görme, geçmişe gitme hatırlama, reaksiyon bozukluğu, tekrardan ve her an geçmişi yaşamak korkusu, negatif olan yaşam süreçleri, Realiteden kaçınma gibi belirtiledir.

Bu belirtilerinde daha sonraki evrelerde çocukların/gençlerin sosyalizasyonlarına olan etkilerine ise şunlardır:

- Çevreleriyle olan ilişkilerindeki aşırı güvensizlik, tekleşme,

- Arkadaşlarıyla olan ilişkilerindeki kopukluk ya da sınırlandırmak ve sürekli şüphelenmek,

- Sürekli ve çok hızlı bir şekilde gelişen korku ve panik atakları,

- Azami ölçüye varan konsantrasyona bağlı gelişim bozuklukları ve buna bağlı olarak gelişen izolasyon,

- Aileleri gittikçe onlar için bir yük oluyor ve çocuklar buna bağlı gelişen çaresizlik,

- Amaç ve gelecekle ilgili planlama edinmedeki güvensizlik ki bunlar meslek ve aile kurma dahildirler.

Geçmişte yaşadıkları toplumsal dışlanmalar ise;

- Kendini alt sınıfta görme ve yaşama, başka toplumla olan ilişkilerindeki kopukluk,

- Kendilerini sürekli ekonomi şartlarını düşünmeye zorlanmaları,

- Yaşadığı ülke itibariyle kendini oralı hissetmeme.

Bu olumsuzluklarında çocukların/gençlerin sosyalizasyonlarına olan etkilerine ise şunlardır:

- Başka gruplarla olan çelişkileri ve onlarla beraber yaşama güçlükleri,

- Sınırlı ölçüde oluşan toplumsal kültürel ve sosyal anlardaki aktiviteleri,

- Ekonomik özgürlükten yoksunluk ve toplumdaki uyumsuzluk olarak ortaya çıkmaktadır.

Özelikle diasporaya sürgüne gelen Kürtler başta olmak üzere aynı kaderi yaşayan birçok halkların yaşadıkları post travmaya bağlı bozuklukların önüne geçmek için ne yazık ki sığındıkları devletlerin bunların tedavilerine yönelik hiç bir stratejik uygulama yapmış değil. Bu bireylerin travmaların bu denli ilerlemesi ve aileden çıkıp toplumsallaşmanın en belirgin sebebi devletlerin yani muhatapların vurdum duymaz davranışlarıdır. Bu yüzdendir ki travma kendisiyle beraber toplumsal bir afeti de beraberinde getiriyor ve sonunda bir virüs gibi herkes nasibini almış durumda.

Aile içi travmanın önüne geçilmesi çok aciliyet teşkil etmektedir. Zaman geçirmeden ailelerin gerekli mercilere başvurarak yardım istemeleri ve tıbbi ve hukuki her türlü yardımları kendileri ve çocukları için seferber etmeleri gerekiyor. Özellikle uzmanların halkın yoğunca bir araya geldiği derneklerde, sendikalarda ve belirli buluşma alanlarında onlarla çalışıp travmaya karşı tedbirleri hayata geçirmeliler.

***

Kaynaklar:

- Polat, A. 2014: Travma ve sosyalleşme. Mültecilerin travma deneyimlerinin yeni nesillere etkisi. 1. Baski. Wiesbaden, Springer yayinevi,

- Rosenthal, G. 2002: Holokosta üç jenerasyonlu yaşam. Yaşamda kalan Shoah’ın aileleri ve Nazi failleri. 3. Baskı. Psychosoziale yayinevi,

- İlhan Kızlıhan I. 2018: Travma bozuklukları için psikoeğitim: göçmenler ve mültecilerle grup çalışmaları için manuel. Langerich, Papst,

- Fischer, Gabriele. & Riedesser, P. 1999/2004: Psychotraumatologie ders Kitabı. München: Reinhardt.

- Flatten G, vd. 2004: Travma sonrası stres bozukluğu Kılavuzu ve kaynak metni. 2. Baskı. Stuttgart, Schattauer yayın.