Bir kaç gündür Kutlu Doğum Haftası adı altında polis destekli olarak Dicle Üniversitesinde estirilen terör, önümüzdeki dönemde Kürdistan’da dinsel gericiliğin kendisini etkin kılma yolunda aktifleşebileceğinin habercisi oldu. Eğer şimdiden ciddi olarak müdahale edilip arkasındaki yönlendirici odaklarla birlikte deşifre edilmezse Kürdistan yurtseverliğini en azından bir bölümü ile işbirlikçi mecralara sürükleyebilecek olan dinsel gericilikle mücadele hiçbir tedirginliğe mahal vermeyecek ölçüde elzemdir.

Kürt halkının büyük çoğunluğunun müslüman ve dindar olduğu biliniyor. Bu gerçek bugüne kadar devletin bölgedeki özel savaş örgütünün kullandığı paramiliter fanatik yapılar ve onların dar tabanları yanı sıra Gülen cemaati ve AKP destekçisi tefeci bezirgan sermaye ile kolkola girmiş islami çevreler dışında sömürgeciliğe karşı direnişin temellerinden birini oluşturmuş ve kitleselleşmede çok önemli roller oynamıştır. Yaşadığı bölgelerde yurtseverliğin öncülüğünü yapmış pek çok mele ve imamın olduğunu biliyoruz. Bunda belirleyici olan yakın tarihimizdeki ulusal kimlik uğruna gerçekleşmiş Kürt ayaklanmalarının hemen bütününde dini şahsiyetlerin önderlik düzeyinde rol oynadıkları gerçeğidir. Tam da bu yüzden tekçi, kemalist devlet bu ayaklanmaları tam bir vahşet ve kin ile bastırmıştır.
Dini inanışlar, eğer insan beynini metafizik köleliğe mahkum ederek sonuçta egemen sınıfların çıkarına uygun bir itaat kültürü oluşturuyorlarsa mücadele edilmesi gerekir. Hıristiyanlığın skolastik çağı, İsa’nın bütün temel öğretilerini tersyüz ederek, onu şekilcil bir itaat ve korku imparatorluğuna dönüştürmüş ve kıta Avrupasını beşyüz yıla yakın inim inim inletmiştir. Bugün de Benedikten inançlı Vatikan’ın en karanlık para operasyonlarından ve uluslararası finans kapitalle olan ilişkilerinden tutalım da olmadık sapkınlık skandalları ile çalkalanması karşısında iyimser bir tutum almak mümkün müdür?
Yıne günümüzün işgalci, yayılmacı İsrail siyonizminin Musa’nın öğretilerine uygunluğundan bahsedilebilir mi? İslam adına Arap yarımadasındaki petrol zenginliği gölgesinde uygulanan şeriat modelleri nasıl kabul edilebilir? Yine “insanın otoriteye itaat etmesi”ni açıkça vaaz eden ve otoriteye karşı gelindiği gerkçesiyle Mavi Marmara eylemini mahkum eden Fethullahçı İslam yorumu nasıl olur da bir halkı kölelikten kurtarabilir? Burada tabi ki dinlerin teolojik yorumlarını yapacak değiliz. Vurguladığımız insanın bilincinde ve eyleminde değer bulan bütün inanç biçimleri gibi dinlerin de insanlık tarihinde oynadığı karşıt rollere bir gönderme yapmak.
Burada yurtsever İslam alimlerine, Özgürlük Hareketinin değerlerini temsil eden din insanlarına önemli bir görev düşmektedir. İslam öğretisinin önem verdiği “kul hakkı yememe” düsturunu temel alan bir aydınlanmacı yorumun sahibi olarak sonu gelmez ritüellerin değil, tasavvufi bir derinliğin açılımlarını yapmak durumundadırlar. Tarih göstermiştir ki bir toplum ne kadar cahilse o kadar da inançlarında aracılara ihtiyaç duymakta ve egemen sınıf gibi davranan bir ilahiyatçı eliti kendi elleriyle yaratmaktadır.
Otuz yılı aşkın çatışmalı sürecin gölgesinde kalmış olan ideolojik tartışmanın, neredeyse bütünüyle politize olmuş Kürt toplumunun gündemini meşgul etmesi onun devam etmekte olan aydınlanmasının bir gereğidir. Başta Kürdistan gençliği olmak üzere özgürleşme treninin kompartımanlarını doldurmuş tüm yurtseverlerin kendilerini köleleştirmeye hizmet edecek her türlü ideolojik girdilere karşı, önderliğin bilinciyle silahlanması gerekiyor. O zaman ne Hizbullahçı, Fethullahçı etkiler ne de kapıtalistlerin dini olan “para” bu halkın özgürleşmesine engel olabilir.