Hazırlayan: DİLAN KARACADAÐ / MUSTAFA MENGE

ALMANYA SEÇİYOR BÖLÜM - 3


Sol Parti (Die Linke) Milletvekili Andrej Hunko, Nordrhein-Westfalen eyaletinin 4. sıra adayı. Hunko (54), Sol Parti’nin Kürtleri en çok destekleyen ve PKK’nin yasaklanmasına karşı tek siyasi parti olduğunu söyledi. Cumartesi günü Köln’de yapılan 25. Kürt Kültür Festivali’ne katılan Hunko, polisin baskısı ve getirilen yasak ile Alman hükümetin Türk Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’a yapılan hizmetini gözlemlediğini ifade etti. Hunko ile Alman hükümetin Türkiye politikasını, Kürtlerin kriminalize edilişini ve Kürtlerin 24 Eylül’de Almanya’da yapılacak genel seçimlere neden Sol Parti’ye oy vermesi gerektiğini konuştuk. 


Hedef ana muhalefet

Sol Parti Milletvekili Andrej Hunko, seçim anketlerinde olası alacakları oyların yüzde 9-10 arası olduğunu söyleyerek bunun geçen seçimlere göre biraz daha arttığını belirtti. Hedeflerinin iki haneli rakam ve Federal Parlamento’nun üçüncü gücü olduğunu söyleyen Hunko, büyük koalisyon kurulduğunda anamuhalefet olmayı da istediklerini kaydetti. Ana muhalefet olarak yapılan oturmalarda hükümetten sonraki ilk konuşmacılar olabileceklerini söyleyen Hunko, “Böylece daha çok dikkate alınabiliriz” dedi. Hunko, aşırı sağcı parti AfD’nin (Almanya için Alternatif Parti) de üçüncü güç olarak Federal Parlamento’ya girebileceği riski olduğunu söyleyerek, “AfD, Türkiye’deki AKP gibi nefret içeriyor. Biz de bunu önlemek istiyoruz” diye konuştu. 


Neden Sol Parti’ye oy verilmeli?

“Kürtler neden Sol Parti’yi seçmeli” sorumuza Hunko, şu cevabı verdi: “Almanya’da yaşayan bir Kürt aynı zamanda işçidir ve emeklidir. Bu sosyal güvenlik konuları Kürtler için de çok önemli. Bizim de seçim programımızda işçi ve emekçi haklarına önem verdiğimizi biliyorsunuz. Özel olarak Kürtlerin taleplerini gündeme alan parti olarak, kriminalize edilmesi, festivaldeki (25. Kürt Kültür Festivali) baskıları kınayan, buna karşı Kürtlerle dayanışma içerisinde mücadele eden bir partiyiz. Aynı zamanda PKK yasağının kaldırılması için de mücadelemiz devam ediyor. Bunun yanı sıra Alman hükümeti ile Türk devleti ilişkisini de en sert eleştiren bir partiyiz. Silah ihracatına, ortak istihbari ve polisiye çalışmaların, Alman tank fabrikasının Türkiye’de kurulmasının karşısında duran ve baskı yapan tek partiyiz.”


Sol Parti neler başardı?

Sol Parti ve kendisinin siyasette başarı elde ettiğine ilişkin hatırlatmalar yapan Andrej Hunko, şöyle konuştu: “Asgari saat ücreti/maaş daha önceden yoktu. Bizim partimiz bunu sıkça gündeme aldı ve 8,84 Euro saat ücreti belirlendi. Bu tabii ki yeterli değil; parti olarak 12 Euro talep ediyoruz ama en azından eskisi gibi 2-3 Euro ile çalıştırma riski azaldı. Bu en bilinen örnektir. Kendim için de bir başarıdan bahsetmem gerekirse; Avrupa Konseyi’nin Kürt-Türk çatışmasını artık ‘terör’ konusunun dışında ele almaları, PKK’yi ‘terör örgütü’ olarak  ifade etmemeleri, yerine “Kürt aktivistleri” demeleri benim başvurularım sonucunda oldu. Türkiye’de yapılan referandum seçiminde uluslararası seçim heyeti içerisinde yer aldım. Kürt kentlerinden Sur’da (Amed) tanklarla seçim merkezin önünde duran askeri güçleri sosyal medya üzeri yaygınlaştırdım, bu da uluslararası tepki çekmişti. Uluslararası basının da gündemine girdi, çünkü benden başka olay yerinde olan yoktu. Alman basının yanı sıra NewYork Times, CNN gibi yabancı basın aradı. Bu bana sosyal medya ile kamuoyu oluşturmanın imkanını bir kez daha gösterdi.” 


Belçika kararı önemli

Geçtiğimiz hafta Belçika’da 36 Kürt siyasetçi hakkında açılan davada mahkeme “PKK terör örgütü değildir” diyerek sonuçlandı, Kürt-Türk çatışmasının silahlı bir mücadele olduğu ifade edildi. Kürtlerin Türk devletin baskı ve saldırıları karşısında öz savunma haklarının olduğuna dikkat çeken mahkemenin kararını değerlendiren Hunko, “Kararla terör ile silahlı mücadele arasındaki fark tanınmıştır. Bu yüzden de PKK Belçika’nın terör yasası kapsamında değerlendirilmedi. Böylece Belçika mahkemesi barış müzakerelerinden yana olduğunu belirtti. Ben bu kararı olumlu karşılıyorum” ifadelerini kullandı. 

Berlin’deki bir basın toplantısında konuşan İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Johannes Dimroth’un PKK’ye yönelik yasağın “somut” hale getirilmesi konusuna yönelik incelemelerin başlatıldığı açıklamasını eleştiren Hunko, Alman hükümetin Kürt Hareketi’ne karşı radikal (sertlik yanlısı) bir politika sürdürdüğünü kaydetti. Hunko, şöyle konuştu: “Almanya, 1993’te getirilen PKK yasağı ile baskı konusunda öncülük yapan ülke oldu. Şimdi ise bu yasak daha da sıkılaştırılmak isteniyor. Otoriter Erdoğan rejiminin aşırı baskısının artmasının yanında bu çok kötü bir sinyal. Alman hükümeti Kürtleri kriminalize ederken Erdoğan ile omuz omuza. Planlanan önlemler, Kürt ve Türk sorunu karşısında barışçıl siyasi çözümü zorlaştırıyor. Burada Belçika mahkemesi örnek bir tutum sergiledi.”


Herkes biliyor ama çekiniyor

Yaklaşık iki yıl önce PKK yasağının kaldırılması ve ‘AB terör listesi’nden kaldırılması için Sol Parti olarak bir başvuruda bulunduklarını söyleyen Hunko, kendi partileri dışında herkesin buna karşı oy verdiğini hatırlattı. Yeşiller’de de kendileri gibi düşünenlerin olduğunu ama parti çizgisinden çıkmamak için karşı çıktıklarını ifade eden Hunko, aslında her siyasetçinin PKK’nin ‘terör’ eylemleri yapmadığını farkında olduklarını ama  çekincelerinin olduğunu belirten Hunko, “Benim gibi ‘terör’ kategorisinde olmamak için korkan milletvekilleri var” dedi. Hunko, PKK bayrağıyla çekilmiş fotoğrafı nedeniyle Türkiye tarafından ‘terörist’ olarak lanse edilmeye çalışıldığını, Sol Partili bir vekilinin de dokunulmazlığının kaldırıldığını hatırlattı. 


Erdoğan’a hizmet yarışındalar

Seçimlere yönelik çalışmalarda çelişkili davranan başbakan adayları Angela Merkel (CDU) ile Martin Schulz’un (SPD) “Kim Erdoğan’a daha sert davranıyor” yarışında olduklarına işaret eden Hunko, bir diğer tarafından Alman makamların Erdoğan’ın uzun kolu gibi davrandıklarına dikkat çekti. Hunko, “İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere (CDU) PYD ile YPG, YPJ sembollerinin yasaklaması kararı Kürt Kültür Festivali’nde çok belirgindi. Köln belediyesi ve polisinin de tacizi oldu. Yeme-içme stantları yasaklandı, bazı satış yapan stantlar da yasaklandı. Bu kötü niyetliliktir. Bu inanılmaz bir durum. Bir yandan kamuoyu önünde Alman vatandaşların Türkiye’de tutuklanmalarına ilişkin eleştiriler yapılıyor, diğer yandan da Türk devletin uzun kolu gibi davranılıyor. Bu kabul edilemez.” 


Megafon siyaseti yapılıyor

Kamuoyu önünde Türk devletinin eleştirilerin sadece sözde olduğunu, aslında fiilen bir yaptırımın yapılmadığını söyleyen Hunko, şöyle konuştu: “AB müzakerelerin durdurulması gibi basına verilen demeçlerde Türkiye’nin uyarıldığı vb. eleştiriler aslında sadece Schulz ile Merkel’in ‘megafon siyasetinin bir parçası. Fakat gerçekte çok az şey yapıldı. Düşünün Türkiye bile seyahat uyarısı yaptı ama Alman hükümeti sadece bununla tehdit etmekle kaldı. Sadece seyahat bilgilendirmeleri yapıldı. Oysa uyarı olsa, hukuki sonuçları olurdu. Örneğin biletlerini alanlar parasını geri alabilirdi. Keşke bu kadar sözlü eleştiri olmasa, yerine yaptırımlar yapılsa. Ben ekonomik yaptırıma karşıyım ama bunun yerine Rheinmetall’ın Türkiye’de yapmak istediği tank fabrikasına engel olunabilir, silah ihracatı durdurabilinir ve istihbari ortak çalışmalar sonlandırabilinir.”


Öcalan barış için önemli

Son olarak NAV-DEM’in yürüttüğü “Öcalan için özgürlük” kampanyasına ilişkin görüş belirten Hunko, şunları söyledi: “Barış müzakerelerinde ben de dayanışma içerisinde çalışmalar sürdürdüm. Abdullah Öcalan’ın çok önemli bir rol oynadığını çok kez ifade ettim. Uluslararası heyette yer aldım ve Öcalan’ı İmralı‘da ziyaret etmeyi de talep etmiştim. Bence Öcalan’ın durumunu gündeme getirmek çok önemlidir. Aynı zamanda tutuklu bulunan milletvekilleri için de bu geçerli. Fakat Erdoğan güç (siyasette) olduğu sürece ben çok umutlu değilim. Erdoğan aşırı milliyetçi politika sürdürmekle kararlı.” 


Andrej HUNKO kimdir?

Andrej Konstantin Hunko, Almanya’nın Münih kentinde doğdu; Aachen kentinde büyüdü. 1963 doğumlu Hunko, Sol Parti’nin kuruluşu olan 2007’den bu yana aktif olarak yer alıyor. Aynı yıl AP’de de çalıştı. 2009’dan bu yana da Federal Parlamento Milletvekili olan Hunko, yaklaşık üç yıldır da Sol Parti Yönetiminde. Kürdistan’a giderek Türk devletin gerçekliğini kamuyla paylaşan Hunko, çok kez Türk devletin hedefi olmuştur. Hunko, NRW eyaletinin 4. sıra adayı. 



Sol Parti’nin Bremen Eyaleti 

4. sıra adayı Mazlum Koç: DAİŞ’in mühürü Erdowahn’da!



Almanya’da hafta sonu yapılacak seçimlerde milletvekilliğine adaylığını koyan Kürdistanlılardan birisi de Mazlum Koç. Kürt kurumlarının yanısıra göçmenlerle ilgili çalışmalarda da yerini alan üniversite öğrencisi Koç (28), Sol Parti’nin Bremen eyaleti 4. sıra adayı. 

Koç’un sorularımıza yanıtları şöyle:


Federal parlamentoya girme şansınız nasıl? Seçilemezseniz planınız nedir?

Seçilsem de seçilmesem de danışma konseyindeki çalışmalarımı, partinin yerel sözcülüğünü, Demokratik Kürt Toplum Merkezi’ndeki çalışmalarımı ve haklarımız için çalışmalarımı sol siyaset çerçevesinde sürdüreceğim. 


Kendinizi 10 yıl sonra nerede görüyorsunuz?

Yine yardımımın dokunduğu yerde olacağım. Ben Kürdüm. Fakat öncelikle bir insan olarak insanlığa neler bıraktığımıza bakmak gerekir. İktidarlar insanlığı tehdit ediyor. Erdoğan gibi diktatörler cinayet ve toplu katliamları temsil ediyor. Erdoğan, DAİŞ’i desteklerken; DAİŞ insanları katlettiği vakit sadece Türkiye’de değil dünyada bir suçludur/katildir. DAİŞ ve Türk ordusunun bombasını nerde patlatırsa patlatsın, mühürü Erdowahn’a aittir. (Erdowahn, Erdoğan’a takılan lakap; türkçesi: Erdo çıldırmış)


Sosyal yardım örgütü AWO’da (Abeiterwohlfahrt) mülteci danışmanı olarak çalışıyorsunuz. Almanya’daki mültecilerin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Bana göre tek gelişme, halkın, toplumun göç edenlere gönüllü yardım etmesi ve bunu devam ettirmesidir. Federal ve eyalet hükümetleri ise mülteci politikasını giderek sıkılaştırıyorlar. Afganistan, Arnavut, Sırbistan ve Türkiye gibi ülkeleri “güvenli ülke” olarak adlandırarak, o ülke vatandaşlarını sınırdışı işlemlerini sürdürüyor. 


AB ve Türkiye arasında yapılan mülteci anlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bana göre Erdoğan’ın başında olduğu şimdiki Türkiye ile anlaşma, yanlış bir politikadır. Ortadoğu’daki savaşlardan ve DAİŞ’in oluşumundan Türkiye sorumlu. Ayrıca Erdoğan’ın bu anlaşmayı siyasi araç olarak kullandığı da bilinmeli. AB ve özellikle Almanya bu anlaşmayı destekliyor. AB çevresinde Türkiye ile yapılan bu anlaşmanın yanlış olduğu ve Türkiye’nin bunu iç siyaseti için kullandığı da anlaşılmıştı. Böylece mülteci sorununa farklı alternatiflerin oluşturulmasına karar verildi. Bizce göç nedeni ortadan kaldırılmalı ve Türkiye ile böyle anlaşmalar yapılmamalı. NATO ortadan kaldırılmalı, savaşların önüne geçilmeli ve silahlar yasaklanmalı. 


Siz, Bundesarbeitskreis Demokratie in der Türkei und in Kurdistan (Türkiye ve Kürdistan’daki demokrasi için federal çalışma) örgütünün de kurulucularındansınız. Bugüne kadar ne tür başarıları elde ettiniz?

Biz, Kürt sorunu ve onunla bağlantılı Türkiye’deki demokratikleşme sürecini desteklemek ve aynı zamanda  Almanya’daki toplumu aydınlatmak için bu örgütü kurduk. Bunu da parlamentoda; örgütler içerisinde; diğer siyasi mecralar ve özellikle basın üzerinde yapmaya çalışıyoruz. Biz Kürtler otonomiyi elde edersek ve Türkiye demokratikleşirse başarı sağlamış oluruz. 


Sol Parti, antimilitarizmi savunuyor. Siz ise barışsever/yurtveser biri olarak Rojava’daki silahlı mücadeleyi destekliyorsunuz. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?

Sol Parti de benim gibi Rojava ve Şengal dışında silahların kullanılmasına karşı. Çünkü oradaki silahlar sadece öz savunma amaçlı kullanılıyor. İnsanlara saldırmak, ezmek için değil. Bu yüzden silahların o bölgelerde meşrulaştırılmasından yanayız. 


Neden?

NATO’yu feshedebiliriz; silahları durdurabiliriz ama DAİŞ ile uzlaşılmaz. DAİŞ’in amacı katletmek ve Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar gibi güçlerin politikasını şiddet ile yenmektir. Bu yüzden talebimiz, PKK’nin ‘terör listesi’nden çıkarılarak, PYD, YPG/YPJ ve YXK’nin kriminalizasyonunun sonlandırılmasıdır. 


Entegrasyon adına yapacağınız çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz?

Bizim entegrasyon/uyum konusundaki yaklaşımımız nettir: Entegrasyon kelimesi “dahil etme (Inklusion)” kelimesi ile değiştirilmeli. Herkesin burada yaşama ve kendini geliştirmeye hakkı olmalı. Kültürler bir arada yaşamalı. Örneğin Rojava’daki gibi, globalleşme esas alınmalı.


Mazlum KOÇ kimdir?

Iğdırlı Mazlum Koç, 1989’da İstanbul’da doğdu. 1998’den bu yana Almanya’nın Bremen kentinde yaşayan Koç, Bremen Üniversitesi’nde “Uluslararası Siyaset Bilimi (Kamu Politikası)” bölümünü okuyor. Bremen eyaletinin 4. sıra adayı Koç, Kürtlerin Avrupa’daki çatı örgütü Avrupa Kürdistanlılar Demokratik Toplum Kongresi’nin (KCDK-E) Eşbaşkanı Yüksel Koç’un oğludur. 


YARIN:

* Yeşillerden GÖNÜL EÐLENCE

* Die Linke’den DİYAR AÐU

* MLPD’den ERKAN KARAKAPLAN