Tarih boyunca ama özellikle kapitalist çağın başlangıcıyla birlikte bir av olarak görülen ve batılı avcılar tarafından başlatılan sürek avlarıyla en vahşi şekilde katledilen Afrika yerlileri, bu av ve avcı ilişkisini bir atasözüyle şöyle bilince çıkarmışlardır: "Aslanların tarihini avcılar yazdığı müddetçe, avcılar hep haklı çıkacaktır." Nitekim Afrika’nın sömürgeleştirilmesi, kolonyalizme tabi tutulması, tüm zenginliklerinin talan edilmesi, direnenlerin vahşice öldürülmesi ve insanlarının köle yapılarak batılı ülkelerin bedava iş gücü olarak kullanılması süreci batılı tarihçiler tarafından hep bir uygarlaşma süreci olarak anlatılmıştır. Vahşi Afrika’ya Batı’nın uygar elinin değmesidir, Batılı tarihçilerin dilinde bu sürecin adı.

Güney Amerika’dan, Uzak Doğu’ya, Avustralya’dan Ortadoğu ve Mezopotamya’ya tüm halklar bu av olma kaderini paylaşmış ve tarihleri avcılar tarafından yazılmıştır. Tarih aynı zamanda iktidarların egemen güçlerin kıyım, yıkım, katliam ve istila gerçekliğini destanlaştırarak, mitleştirerek, kendini her çağda yeniden üretme ve meşrulaştırma aracı olarak kullanılmıştır. Tüm tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de bu av-acı ilişkisi, kıyım, zorbalık ve bunun karşısında direnme süreci en sert ve en çıplak biçimiyle sürmektedir. Ancak bugün direnenler ve adil bir dünya kurmak için savaşanlar açısından tarihi kendi gerçeklikleri gözünden yazma olanakları eskisiyle kıyaslanamayacak kadar büyüktür. 

Sosyal medya şüphesiz bu tarih yazıcılığının en büyük, en geniş ve yaygın olanağına sahip alandır. İktidarlar tarafından gerçekleştirilen yolsuzluklar, baskı, zulüm, işkence uygulamaları sosyal medya üzerinden çok hızlı bir şekilde yazılı ve görsel olarak belgelenerek çok sayıda insana kolaylıkla ve çok kısa sürede ulaştırılabilmektedir. Yine üstün fotoğraf ve video çekme özelliğine sahip telefonlar bu iktidar uygulamalarının, iktidarın vahşi yüzünün, görsel olarak belgelenmesi sayesinde teşhiri çok daha etkili bir şekilde mümkün olmakta ve aslanlar tarafından güçlü bir tarih yazıcılığı süreci geliştirilmektedir.

Ancak tüm sosyal medya ve mobil telefonlar tüm bu özelliklerine rağmen kalıcı bir bellek yaratma özelliğinden ne yazık ki mahrumdurlar. Hatta insan belleğinde bilgilerin kalıcı olarak yerleşmesi önünde bir engel de teşkil etmektedirler. Kapitalist iletişim ve bilgi edinme çağının bir özelliği olarak her türlü enformasyon anlık olarak hızlı bir şekilde paylaşılmakta, sosyal medya sayfalarında yahut mobil telefon cihazlarının hafızalarında yeni bilgilere yer açmak için yapılan silinme insan hafızasından da bu bilgileri silmektedir. Aslında insan belleğinin yerini internet ortamı ve bilgisayar cihazları almış bulunuyor. Ve ne yazık ki tüm bu ortamların denetimi de iktidar güçlerinin, bu teknolojiyi üreten kapitalist merkezlerin denetimindedir.

O halde ne yapmalı. Tüm ezilenler açısından güçlü bir tarih yazımını mümkün kılan bu alanı terk mi etmeli yoksa bu alanı bu merkezlerin denetiminin dışına çıkaracak olanaklar mı yaratılmalı. Şüphesiz ikincisi denenmelidir. Bu ortamlarda yaratılan tüm bilgi, belge ve görsel materyalin korunabilmesi için Matbaa baskısı belgelere dönüştürülmesi, kitaplaştırılması ve bu matbaa baskılarının insanlara dağıtılması önemlidir. Yine kalıcı belgelere dönüştürmek babında buralarda sağlanan görsel materyallerin belgesel filmlere dönüştürülerek basılması ve dağıtılması son derece büyük önem taşımaktadır. 

Bilgisayar ve internet teknolojileri ortamında yaratılmış "aslanlar" açısından bu çok önemli belgelerin "avcılar" tarafından yok edilmemesi için aslanların bütün tarihleri boyunca ölümcül deneyimlerle elde ettikleri yöntemleri kullanmak avcıları şaşırtacaktır. Bu bilgileri eğer sadece onların kurguladığı teknolojik ağ içerisinde muhafaza etmeye kalkarsak bir sabah uyandığımızda tüm hafızamızın silindiği gerçeği ile karşı karşıya kalabiliriz. 

Tüm belgeler iktidar güçleri tarafından yok edilse bile basılmış ve dağıtılmış bir kitap bir gün mutlaka bir depodan, bir yastık altından, bir kütüphaneden başını uzatacaktır.