Mêrdîn Qoser’e (Mardin-Kızıltepe) bağlı Tirbê Spîyê (Şenyurt), birbirlerine akraba olan insanların dikenli teller ile ayrıldığı bir sınır kasabası. Suriye sınırının sıfır noktasındaki, Şenyurt’la karşı tarafta bulunan Derbesiyê arasında dikenli tellerin dışında bir de uzayıp giden demiryolu var. Suriye’de Kürtlerin, yaşadıkları yerlerde yönetime el koyduklarını ilan etmeleriyle başlayan süreç, tüm Kürdistan coğrafyasından, özgürlük seslerinin daha gür çıktığı bir sürece evrilirken, Şenyurt’ta da olağandışı bir heyecan yaşanmakta bugünlerde.
On yıllardır 100-150 metre mesafedeki akrabalarının evlerine misafir olamayan, onlarla vizesiz ve pasaportsuz görüşemeyen Şenyurtlular, şimdilerde akrabalarının Özgürlük Mücadelesi’ndeki kazanımlarını kutluyorlar; dikenli tellerin iki yanından ve beraberce. Onlarca yıldır Suriye sömürgeciliğinin -Esad rejimi- baskısı altında kimliksiz ve en temel haklarından mahrum olarak yaşayan Batı Kürdistan Kürtleri, artık kendi özyönetimlerini kurma ve kendi kendilerini yönetme taleplerine vücut kazandırma yoluna girdi. Bu talebin en görünür nesnesi ise Rojava’da (Güneybatı Kürdistan) dalgalanan yeni bayrak.
Kızıltepe’den 15 dakikalık bir mesafe sonunda ulaştığımız Şenyurt, dümdüz bir ova üzerinde kurulu. Çok verimli tarım arazilerinin alabildiğine uzandığı Şenyurt’ta halkın tek geçim kaynağı tarım. Türkiye ve Kürdistan’ın buğday ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayan ova arazisinde ekilen ikinci ürün ise mısır. Şenyurt’un bakımsızlıkla boğuşan sokakları ise, unutulmanın sınır kasabalarının ortak yazgısı olduğunu anlatıyor bize ve daha neler neler…

Bayrağı görmek için
Kürt bölgesine çekilen bayrak Şenyurt’ta büyük bir coşkuya sebep olurken, yeni gelenlere sorulan ilk soru “bayrağı gördünüz mü” oluyor. Bayrağı görmek için sınıra doğru birlikte ilerlediğimiz gençlerden birinin KCK davasından tutuksuz yargılandığını öğreniyoruz. Şenyurt’lu Ömer Uzun Antalya’da Akdeniz Üniversitesi’nde felsefe eğitimi alıyor. Antalya’da ‘KCK davası’ adı adıyla yürütülen siyasi soykırım davasından yargılanan Ömer, ne yaptıysa bayrağı tam olarak görememiş henüz. Gözlerinin uzağı pek iyi göremediğini belirten Ömer, en yüksek yer olan buğday silolarının üstüne bile çıktığını ama hala istediği gibi bayrağı göremediğini anlatıyor hayıflanarak.
Güneybatı Kürdistan’da yaşayan Kürtlerin özgürlük sevincini paylaştığını sözlerine ekleyen Ömer, “Kürtler, özgürlük mücadelesini mutlaka kazanacak, dört parçadaki bütün Kürtler özgürleşene kadar da bu mücadele devam edecek” diyor. Ömer ayrıca, Güneybatı Kürdistan’daki özgürlük hamlesinin Kuzey Kürdistan’da da gerçekleşeceğine inandığını belirtiyor.

Şenyurt akşama hazırlanıyor

Şenyurt o akşam Güneybatı Kürdistan’daki Kürtlerin özgürlüğe doğru attıkları adımı bir şölenle kutlamaya hazırlanırken, kasaba meydanındaki son hazırlıklar da tamamlanmak üzereydi. Sarı, yeşil, kırmızı bayraklarla süslenen meydana asılan pankartlardan biri burada yaşananları özetliyordu: “Sînorên ji dilê xwe me rakir ji navbera axan jî em ê rakin.” (Yüreklerimizdeki sınırları kaldırdık, topraktaki sınırları da kaldıracağız.)
Kahve içmek için davet edildiğimiz ilk evde, sarı, kırmızı, yeşil renkteki elbisesiyle bizi karşılayan Kadriye Ağaoğlu, akşam yapılacak kutlamalar için özel olarak bu elbiseyi giyindiğini anlatıyor sevinçle. Karşı tarafta birçok akrabası olan Ağaoğlu, sık sık Batı Kürdistan’a gittiğini, Halep’in çok güzel bir şehir olduğunu anlatıyor sonrasında. Kendilerini Batı Kürdistan’da yaşayan akrabalarının, kardeşlerinin yerine koyduklarını anlatan Ağaoğlu, “Eskiden işkence çoktu, korkudan sokağa bile çıkamazdık. Şimdi küçücük çocuklarımız, askerlerin, panzerlerin önüne geçip ‘Bijî Serok Apo’ diyerek, zafer işareti yapıyorlar. Bu günlere kolay gelmedik” sözleriyle devam ediyor. Evlerinin inşaatında çalışması için iki işçiye ihtiyaç duyduklarını ve bunun için özellikle Güneybatı Kürdistan’dan gelen işçileri tercih ettiklerini belirten Ağaoğlu, savaşla birlikte açlık ve sefaletle karşı karşıya kalan kardeşlerine böyle destek olduklarını anlatıyor.

‘Vardık ama yokmuşuz gibi yaşıyorduk’

Abdurrahman Mustafa, kardeşi Mesut ile birlikte Derbesiyê’den 10 gün önce Şenyurt’ta gelmiş. İnşaatta çalışmak için gelen kardeşler, Şenyurt’ta oldukları için çok mutlu olduklarını belirtiyorlar. Yaşadıkları bölgede savaş durumunun olmadığını ancak derin bir yoksullukla mücadele ettiklerini anlatıyorlar önce. Esad rejimi sırasında kimlikleri olmadığı için hamallık bile yapamadıklarından, şimdiye kadar ancak karın tokluğuna çalışabildiklerini belirtiyor.
Çatışmaların Şam ve Halep’e sıçraması üzerine çalışmak için Kuzey Kürdistan’a geçtiklerini belirten kardeşler, savaşın Kürt bölgelerine sıçramamasından dolayı rahat olduklarını anlatıyorlar. Şu anda kimlikleri olmadığı halde kendilerini güvende hissettiklerini belirtirken, çocuklarının kendi ana dillerinde eğitim görmeye başladığını da bildiriyorlar. Yıllarca kimliksiz yaşamanın türlü zorluklarından bahsederken, büyük babaannelerinin 1920’lerde Sultan Şehmuz’dan gelip Suriye’ye yerleştiğini de ekliyorlar. Mardin’de yaşayan amca çocuklarını, bu gelişmeler vesilesiyle ilk defa gördüğünü belirten Abdurrahman, Kuzey Kürdistan halkının gösterdiği dayanışmadan da çok mutlu olduğunu belirtiyor. Telefonunu çıkarıp çocuklarının fotoğraflarını göstermeye başlayan Abdurrahman, çocuklarını çok özlediğini anlatırken, gözlerinin dolmasına hakim olamıyor. “Vardık ama yokmuşuz gibi yaşıyorduk” derken, artık hayata umutla baktığını belirtiyor.

Üç gerilla annesi
Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin sokak sokak, ev ev izlerini sürdüğümüz Şenyurt’ta her evde bir hikaye karşılıyor bizi. “Çok çektik kızım çok” diye başlıyor anlatmaya Selman Demircan. Üç gerilla annesi Selman Ana, Şenyurt’a 3 kilometre uzaklıkta Salkım Köyü’nde doğmuş. 92’te köyleri yakılınca Şenyurt’a gelen aile, o yıllarda akrabalarının bile kendilerine ev kiralamadıklarını, Şenyurt’ta sokaklarda kurdukları çadırlarda yaşadıklarını anlatıyor. Salkım Köyü, ova arazisinde yakılan tek köy, yürüme mesafesindeki köye de gidiyoruz sonrasında, şimdilerde mezarlık olan köy inatla yaşama dönüyor yüzünü. Yakıp yıkılan evler arasında ayakta kalan harabelerin arasından fışkıran meyve ağaçları Selman Ana’nın “Köyümüz çok güzeldi” diyerek anlattıklarının resmi gibi.
93’te gerillada şehit düşen oğlunun mezarını köyüne yapan Selman Ana, Şenyurt’tan özgürlük mücadelesine katılan çok genç olduğunu belirtiyor. ‘O evlerin en güzel, en akıllı çocuklarıydı gidenler’ diye anlatmaya devam ederken bir tek oğlunun mezarının olduğunu diğerlerinin bir mezarının bile olamadığını ekliyor üzüntüyle.

Hindi kurye!
Selman Ana da karşı tarafta akrabaları olduğunu, bayramlarda dikenli tellerin ardından akrabalarıyla bayramlaştıkları günleri anlatıyor. Bir gün 40-45 hindisi karşı tarafa geçen Selman Ana, hindilerini almak için jandarmaya başvurduğunda, hindilerinin boynuna not yazıp karşıya gönderdiği iddiasıyla suçlanmış. Selman Ana karşı tarafla ilgili bu anısını anlatırken kendisi de başlıyor gülmeye. Güneybatı Kürdistan’daki Kürtlerin bugün özgürlük yolunda büyük bir adım attıklarını belirten Selman Ana şunları belirtiyor: “Çocuklarımızın emeği boşa gitmedi, eskiden Kürtçe konuşamıyorduk, bugün korku falan kalmadı.”
Türkiye ve Kürdistan’ın en karanlık yıllarında 89-94 döneminde Şenyurt’ta belediye başkanlığı yapan Mahsun Ali Ağaoğlu, “Hepimiz çok acı çektik ama en çok Mahsun Başkan çekti” diye başlayan anlatıların işaret ettiği bir isim. Şenyurt’un yakın siyasi tarihi hakkında en doğru bilgilere O’nun anlattıklarıyla ulaşıyoruz. O yılarda yaşanan zulmün hem tanığı hem de muhatabı olan Ağaoğlu, şimdi de KCK davasından tutuklanan ve üç yıldır cezaevinde olan en küçük çocuğunun peşinde, mahkeme ve cezaevi kapılarında.

Defalarca işkence gördü

Ağaoğlu, defalarca gözaltına alındı, uzun ve ağır işkencelerden geçti, peşindeki tetikçilerle birçok defa burun buruna geldi… Ağaoğlu’nun karşılaştığı zorluklar bununla da sınırlı kalmadı. Ülkesinden ve ailesinden uzakta yaşamak zorunda kaldı ve bütün topraklarını sattı.
Ağaoğlu’nun hikayesi bir yandan tüm Şenyurt’u anlatırken bir yandan da bugün Şenyurtluların haklı sevincine ışık tutuyor. Bugün hatırlamak istemediği çok zor dönemlerden geçen Ağaoğlu, bir daha o günlere dönülmemesi temennisini ekliyor, sözlerinin ardına.
Karşı tarafta çok sayıda akrabaları olan Ağaoğlu, geçen sene bir suikastle öldürülen Batı Kürdistanlı siyasetçi Mişel Temo’nun da akrabası olduğunu belirtiyor. Güneybatı Kürtlerinin bugün yakaladıkları fırsatın, yılların mücadelesi sonucunda edinilen tecrübelerle doğru kazanımlara dönüştürülmesinin önemine vurgu yapan Ağaoğlu, Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin desteğinin çok önemli olduğunu belirtiyor. Kürt Özgürlük Mücadelesi yolunda büyük bedeller ödeyen Ağaoğlu, mücadelenin bugün geldiği noktada payı varsa bundan sadece mutluluk duyacağını belirtirken, “Keşke olsa da daha fazlasını verseydim, asla pişman değilim” sözleriyle bitiriyor sohbetimizi.

Rüstem Cudî’nin bıraktığı izler
Şenyurt’ta konuştuğumuz herkesin adını anmadan geçmediği tek isim ise; Rüstem Cudî. (KCK Yürütme Konseyi Üyesi olan Rüstem Cudî (Rüstem Osman), 10 Ekim 2011 tarihinde Türk savaş uçaklarının Xakurke ve Xinere’ye düzenlediği saldırı sonucu yaşamını yitirdi.)
Efsanevi bir masal kahramanı gibi adından söz edilen Rüstem Cudî’nin Şenyurt’ta bıraktığı izler hala sıcak.

Özgürlüğün sesi sınıra dayanıyor

Rojava’daki Kürtlerin kendini yönetmeye başlamasıyla birlikte, birçok yerde olduğu gibi sınırda da büyük heyecan yarattı. Ve birçok kentte kutlamalar oldu...
Akşam kutlamaları duyan Derbesiyêlilerin sınırın hemen yanına kadar geldiği haberi Şenyurtlular’da büyük heyecan yaratırken, havai fişeklerin yönü karşı tarafa çevriliyor. Karşı taraftan gelen 100 kişilik bir grubun kutlamalara sesleriyle katıldığını duyan Şenyurtlular da sınırın diğer yanına ilerleyerek seslerini, ‘tellerin böldüğü’ karşı tarafa gönderiyorlar.
Şenyurt’taki şölen alanından zılgıt çekmekten sesi kısılan -ama mutlu- kadınlar, havai fişek ateşlemekten kan-ter içinde kalan -ama mutlu- erkekler, halay çekmekten yorulan -ama mutlu- yaşlılar ve sağa sola koşuşturmaktan bitkin düşen -ama mutlu- gençlerle ayrılırken; bu sevince tanık olmanın mutluluğu da bizim payımıza düşüyor.

“...Karşı yaka köyleriyle
komşuyuz,
kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
biribirine karışır tavuklarımız,
bilmezlikten değil
fukaralıktan,
pasaporta alışmamış içimiz,
gayrı eşkiyaya çıkar adımız,
gayrı kaçakçıya
hayına...”

Ahmed Arif, Kürdistan coğrafyasının bölünmüşlüğünü “33 Kurşun” adlı şiir kitabında son derece etkili şekilde vermişti. Başka bir şiir yukarıdaki dizeler kadar, bir halkın bölünmüşlüğünü, parçalanmışlığını, yaşamını dile getiremez.
Kürtçe adı “Tirbê Spîyê” olan Şenyurt, Kuzey Kürdistan’da,  “Derbesiyê” ise Rojava topraklarında bulunuyor.
Türkiye tarafındaki kesim (Şenyurt), Mêrdîn (Mardin) ilinin Qoser (Kızıltepe) ilçesine bağlı bir nahiyedir. Suriye tarafındaki Derbesiyê) ise Xaseçe iline bağlı Qamîşlo ilçesinin bir köyüdür.


BETÜL KILIÇ / KIZILTEPE