Lenin, ölüm yatağında sekreterine vasiyetini yazdırır. Yerine tavsiye edilen „Yoldaş Stalin“ değildir. Ama bu Erdoğan’ın soydaşı Gürcü Stalin, vasiyeti değiştirir. Sonra milyonlarca insanın öldürüldüğü kanlı sistemini kurar. Diktatör Kemal Atatürk ise Arnavut asıllıdır. Böyle yazıyor çoğu kaynaklar. Sultan Vahdeddin onu Samsun’a kendisine destek için gönderir. O sırada Anadolu’da İngiliz ve Fransız işgalcilerine karşı bir ayaklanmanın gelişmekte olduğunu gören Kemal, pragmatist davranıp efendisini atar cephe değiştirir. „Hilafeti ve saltanatı kurtaracağız“ derken, kendi halifeliğini düşünürken, Lozan tapusu eline geçince sağır İsmet ile Kürdü inkar ve imhaya dayanan bugünkü yalancı, çeteci, kanlı cumhuriyet kuruldu. 1920’de Kürtlere otonomi vaadeden, Dersimli Diyap Ağa’yı arabasına alıp gezdiren Atatürk, Piran, Zilan ve Dersim’de iki yüz bine yaklaşan Kürt katlettirdi.
Erdoğan, Erbakan’ın çömeziydi. Ama ustasını, soydaşı Stalin metoduyla sıfırlayıp başa geçti.
Recep Tayyip, dedesi Gürcistan’dan göçen bir ailedendir. Türkiye’de birkaç göbek ötesine giden mezarları bile yoktur. Hatta Müslüman oluşu, belki dedesiyle başlamışken, Kürtler Zerdüştidir, demekle İslamcılarına Kürtleri öldürmek sevaptır, demek istiyor. Erdoğan’ın savaşa sürdüğü güruhta kendisinin oğlu, kızı ve akrabası yoktur. Hiç bir AKP yöneticisinin de yoktur. Türk ve Kürt kanı üzerinden iktidarını ve yandaşlarını güçlendiriyor. Basın elinde, her türlü yalan dezenformasyon, manipülasyon yapılıyor. Hukuk elinde, emir veriyor seçilmiş belediye başkanları ve milletvekillerini zindana dolduruyor. Polisiyle halkımıza korkunç devlet terörü uyguluyor. Devlet elinde istediği zaman Öcalan ile masaya oturan heyet gönderiyor, istemeyince avukatların gitmesini engelliyor. Kürtçe konuşmak serbest diyor, ama İmralı dahil her yerde yasak sürüyor. Türkiye’nin de alikıran başkesen bir diktatörü var. Atatürk’ün talebesi olmakla övünen Hitler, büyük bir milleti felakete götürdü. Acaba ikinci Atatürk olarak devletin başına geçen Erdoğan bu soydaş Stalinci tarzıyla nereye kadar gider? Saddam ve Miloseviç’ten selam var.
„Bizim medeniyetimizin geçmişinde o cehalet döneminde bile kimse Ramazan ayında kurşun atmaz kan dökmezdi“ diyor Başbakan. 1650 yılında Van valiliğine tayin edilen Abhaza Melek Ahmed Paşa, üç bin kişilik korumasıyla Bitlis Beyi Abdal Han tarafından on gün olağanüstü konuksevelikle ağırlanır. Bu zat Van’a varır varmaz bir ay içinde dört Hak mezhepten aldığı fetva ile topladığı seksen bin kişilik orduyu, Ramazan’ın ikinci gününde Bitlis üzerine sürer ve „Kızılbaş Bitlis’i“ yerle bir eder. Bayramı kan ve ceset üzerinde kutlar. Kestikleri binlerce kafa, Van kalesi önünde piramit yapılır. Bugüne gelince, Başbakan’ın polisi ve ordusu her gün Kürdistan’da savaş halindedir. Öldürdüğü insanın cesedini parçalayan „Türk-İslam“ medeniyeti en son Dersim’de belgelendi. Melek Ahmed’den selam var.
„Bıçak kemiğe dayandı, faturası ağır olacak“ diyerek Kürt halkına savaş açacağını ilan etti. Şimdi ne yapacak? Silahsız, savunmasız, sivil ve demokratik yoldan Kürt sorununun çözümünü isteyen Kürt kitleleri birincil hedef yapılacaktır. AKP’nin Kürdü olmayan namus, şeref ve onur sahibi bu Kürtlere, her türlü işkence yapılacak, „Türk İşi“ manipülasyonla işlemedikleri suçlar yüklenecek, İmamın savcı ve hakimleri ağır cezalar verip zindanda çürütecektir. Bu estirilen terör, onları Kürt olduklarına pişman edecek, belki bazıları; sürgünden boynunu gönüllü bu tasmaya uzatan benzeri AKP tasması takıp Kürtlükten çıkacaktır.  
Karayılan üzerine yapılan haberler yalan da olsa Diktatörün niyetini; Sirilanka benzeri, İran ile beraber soykırım hazırlığı yaptığı anlaşılıyor. Qandil ve Güney Kürdistan’a saldırı öncesi bu tür haberler uçuruldu. Diktatörün övündüğü „Türk-İslam“ medeniyeti, bu savaşında Saddam’a rahmet okutan her türlü kirliliği yapacak, zehirli gaz kullanacak, devlet terörünü bölgeye yayacaktır. Yani biz Kürtlere Zerdüşt güneşi altında yer vermek istenmiyor. Türkiye’nin „Tekadamı“ ve „İkinci Atatürk“ olarak, Türk-İslam azgınlığıyla Kürt soykırımına geçeceğini açıkça ifade ediyor. Başbakan kendisini Sünnilerin halifesi görüyor, zorba tavrını Beşar Esad üzerinde de gösteriyor. Çünkü Başar Esad, ne Türk, ne Hanefi’dir. Arap Alevisidir. Bahreyn’de Şiilere yapılan Suudi zulmüne tek söz etmeyen, Suudi istemiyle Başar’ın Suriye’sini köşeye sıkıştırmış. Öbür yandan İran’ın Molla rejimini Kürdün üstüne sürüyor. Sen Kürde vurmazsan, ben Suriye’ye vururum, diyor. İran ise, stratejik müttefiki Suriye’yi korumak ve Türkiye’nin ona saldırısını engellemek için Kürdistan’a saldırıyor. Kürtler bu İslamo-Türk ve Şii-Fars ırkçı-faşist devletleri tarafından kıskaca alınmış durumdadır. Başbakan, soydaşı Stalin’in ününü aşmayı, tarihe Kürt kasabı olarak geçmeyi aklına koymuş bir kez. Şiddeti bol olsun! Kürt halkı büyük bir halktır. Atatürk öldürdü, İnönü, Bayar, Demirel, Çiller ve daha çokları Kürt öldürdü, şimdi sıra Erdoğan’da, o da bizi öldürecek. Ama sonunda kanımızda boğulacağını şimdiden söylemek kehanet olmaz.
Sevgili okurlar, YEK-KOM’un kimlik kampanyasına katılın. Yok edilmek istenen Kürdün kimliğine sahip çıkınız. Kürt kimliğinizi istemeniz en doğal hakkınızdır. Ayrıca insanlık ve demokrasi anlayışı gereği Kürt dostu herkesin bu kampanyaya katılmaları beklenir.