Hitler gizli ajandasını en yakın dostlarından bile saklayarak adım adım gerçekleştiren takiyyeci zeki bir liderdi. Mussolini’nin çılgınca söylemleri gerçekte bir savaş tanrısının mitolojik öykülerini anlatan şiirler kadar işler saldırgan bir milliyetçilikle doldurulmuş olan damardan kalbe. Franko’nun pasif görünümüne bakmayın siz. Gerçekte İspanya iç savaşının bu kanlı lideri, faşist liderlik anlayışının en tipik örneklerinden biridir. Salazar’dan, bir kahraman edasıyla elindeki silahla çektirdiği resimlerini kitlelerin beğenisine sunan Sedat’a yani bütün ülkelerin diktatörlerinin ortak özellikleri, kitleleri istismar eden hatta birey haklarına tecavüz eden güçte bir ajitasyon yeteneğidir. Belki de bu bir yetenek bile değildir. Ama gelecek için güven arayışı içerisinde olan kitlelerin güçlü liderlere tapınma gibi ruh hallerini kucaklayan bu tür bir söylem, gerçekte, bireyin özlük haklarına yani özlük’e yönelmiş kitlesel bir tecavüz girişimidir. 

Kitle psikolojisinin o karmaşık ruh hali içinde, güce tapınan birey tecavüzcüsüne âşık olurken, belki de kaçıp kurtulamayacağı bir ‘kadere’ peşin peşin teslim olarak, kendi iradesiyle yeniden barışma girişimi içindedir. Tam da bu zayıflığı, o mağduru hem ruhsal hem eylemsel olarak giderek tecavüzcüsüne benzetecektir. Biat eyleminin nedenini sorgularken kendi direnme gücünün zayıflığının itiraf etmek yerine, tecavüzcüsünün gücünün büyüklüğünü anlattıkça buna kendisi de inanarak giderek yarattığı bu güç karşısında yabancılaşacak; yarattığını kendi etkinliği dışında görerek farklı bir paradigma içinden dünyayı farklı tanımlarla tanımlayacaktır. 

***

Türk toplumunu düşünürken bu yorumun gerçekliğine her gün biraz daha inanmaktayım. Toplum öylesine bir sapkınlık içindedir ki, hukuk dışı gayrı yasal, gayri insani bir devlet etkinliği olan Varto, Cizre, Hakkari, Kızıltepe, Şırnak gibi birçok yerde sergilenen eylemlere karşı büyük çoğunluk gık bile çıkarmadı. HDP Genel Merkezi dahil olmak üzere onlarca HDP binası yakılıp yıkılırken; bir Kürt genci sokakta Kürtçe konuştu diye öldürülürken; Sadece Cizre’de bebekten yaşlıya 23 sivil insan "PKK militanı" iddiasıyla sorgusuz sualsiz öldürülürken on binler bugün "Terörü Lanetlemek" adıyla ve rekor kırma sevdasıyla diktirilen 2,5 km boyunda bir bayrakla sokaklarda arzı endam ettiler. 

Sevindim mi? Hayır! Çünkü bunların refleksleri milliyetçilik, ayrımcılık, tekçilik kokuyordu. Bunlar Kemalist cumhuriyetçilik kokuyordu ve sadece özgürlükçü çoğulcu demokrasinin o kendine özgü kokusu yoktu bu kortejde. Yani 90 yıllık katliamlar tarihinin devamı gibi çıkıyordu kortej, tek tip elbise gibi. Sloganlara zorlanarak sokulmuş olan birkaç çoğulcu kavram ise, Avrupa ülkelerindeki göçmenler kadar hemen göze batmaktaydı ve bu nedenle söz dizgesinden çıkarak anlamını kaybetmiş bir sözcük olarak çürümeye bırakılmışlardı. 

***

92-93 operasyonları "dağı bitirme" operasyonları idi. Başarılı olamadı ve bu amansız saldırılar sonrasında PKK kendini yeniden var ederek askeri ve sivil yapılanmasıyla daha güçlü vuruşlarla çıktı siyaset sahnesine. KCK operasyonlarını biliyoruz: Hedefi, PKK tabanını oluşturan sivil siyaset alanlarına vurarak Kürt Özgürlük Hareketini "kentlerin örgütlenmesini yok ederek bitirmek" anlayışı idi. On binlerce yurtsever Kürt siyasetçi birlikte tutuklanarak PKK susturulmak istendi. Olmadı! Devlet başaramadı ve saldırıları PKK geri püskürttü. 

Şimdi ikisi birden uygulanmaya başladı. Bir yandan PKK’ye vurulmaya çalışılırken, öte yandan milletvekillerimiz dahil bütün Kürt siyasetçileri hakkında neredeyse her gün yeni bin tutuklama talebi sürdürülmekte ve bu yeni konseptin her iki alanı da yönelik sivil halka ve siyasete yönelik katliam boyutlu eylemlerle sürdürülüyor. Birçok belediye eşbaşkanlarımızın gözaltına alınması, milletvekillerimizin konuşmalarına yönelik fezleke hazırlıkları; sivil halka yönelik yasadışı devlet eylemlerinin çok artması yukarıda sözünü ettiğim kanlı süreçlerin bütününden Türk Devleti’nin çıkardığı daha kanlı dersler olmuştur. 

***

Yazı girişinde sözü edilen hiçbir diktatör şimdi yok artık. Kimisi Hitler gibi intihar etti, Kimisi (Mussolini gibi) halk tarafından ölüme mahkûm edilerek bacaklarından asıldı, kimisi (Saddam gibi) yerlerine geçen yeni diktatörlerin mahkemelerinde yargılanıp asıldı gitti. Ama dünyanın hiçbir ülkesinde halkların verdiği mücadele gerilemedi. Ve bugün, "Kürt’ün 30 yıl önce hiçbir şeyi yoktu, bugün her şeyi var!" diyen sahteci Tayyip bile söyleminde mücadelenin dünyayı değiştirme gücünü itiraf etmekten kaçamıyor: Evet Kürt, devlet için bedeli yüksek olan göze göz dişe diş bir mücadele vererek bugünkü görece haklarını elde etti. Kalan bakiyeyi de alacağına kuşku yoktur. 

***

Seçimleri düşünürken, Varto’yu, Cizre’yi, Şırnak’ı düşünürken, HDP ya da Kandil’i düşünürken, AKP Devleti’ni ya da katliamlarını düşünürken yukarıdaki düşüncelerden hiç kopamadım.

Ve "terk etmedi sevdam beni" diye de bir şarkı tutturup dilimde, kendimce ve kendime, zaferle taçlanacak bir seçimin daha startını verdim. Zafer eşit halkların birlikte mücadelesinin olacak!