İngiltere Gündemi
Bu yazıyı kaleme aldığım anlarda oy verme işlemi halen devam edip seçim sonucundan bihaber olsak da, seçim sonucundan bağımsız olarak İngiliz basını bu hafta Türkiye’yi derinlemesine mercek altına aldı denebilir. Cumhuriyet gazetesinde MİT TIR'larına da mühimmatın olduğunu gösteren fotoğrafların yayınlanması, hükümetin hem gazeteye hem de TIR'ların durdurulması olayına dahil olan kişileri tutuklatma kararı, Şırnak’ta 43 kişinin göz altına alınması, Cuma günü Diyarbakır mitingindeki patlamalar derken Türk hükümetinin halihazırda edindiği despotik ve antidemokratik yönetim anlayışı bu haftaki gelişmelerle iyice katmerlendi. İngiliz medyasının hükümetten ziyade Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir savaş açtığını ve cesurca Erdoğan’a hodri meydan dediklerini söyleyebiliriz.
Türkiye Cumhurbaşkanı'nın ulusal medya yayın organlarına savurduğu tehditler, İngiliz basınına sökmüyor tabii ki. Basın özgürlüğüne sağlık, Erdoğan’ı eleştirdikçe eleştiriyorlar. Yandaş medya dinlemeden, görevden alınma korkusu yaşamadan Türk ulusal medyanın yapamadığını yapıyor İngiliz ulusal medyası. Gerçi Erdoğan, ulusal medyaya savurduğu tehditler ve psikolojik savaş yetmiyormuş gibi yurtdışı basınına yönelik baskıcı tavırları da dikkatlerden kaçmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar'ı hapse atmaya yemin etmesinin yanı sıra, hafta boyunca BBC, CNN ve New York Times'a çattığını da bütün dünya basını okudu, izledi. (Gazi)Antep'te kendisine fahri vatandaşlık verilmesinden son anda Erdoğan aleyhinde yazdığı bir yazı nedeniyle vazgeçilen eski New York Times İstanbul büro şefi Stephen Kinzer olayı kolay unutulmayacak.
Financial Times, Independent ve Guardian gazeteleri ile ve Economist dergisi, Erdoğan’ı hedef alan zehir zemberek yazıları kaleme aldılar. Hepsi aynı dilden, Erdoğan’ın daha fazla güç elde etmemesinin hayati öneminin altını çiziyorlar. The Guardian gazetesi Türkiye’nin son dönemlerde iyice otoriteleştiğini yazarken, Erdoğan’ın giderek ölçüsüzleşen öfkesinin etkisinin her alanda kendini gösterdiğini ifade ediyor. Erdoğan’ın kişiliğinin sorunlu olduğunu ve yurt içinde ve dışında kendisini eleştirenlere zulmediyor diyerek Erdoğan’a yönelik eleştirilerini cesur ve samimi bir dille kaleme alıyor. Keza Economist dergisi de bu hafta Türkiye’de farklı profilden kişilerin HDP’yi desteklediğini, bazı grupların ise Erdoğan’ı durduracak tek gücün HDP olduğunu inandıklarını yazdı. Financial Times gazetesi de HDP’nin Kürt yanlısı bir koalisyon olmasına rağmen, laik Türklerden, liberallerden ve solculardan destek alan aldığını yazarken, HDP'nin barajı aşmaması durumunda Erdoğan’ın tehlikeli bir şekilde ülkeyi ele geçireceğini anlatıyor. Seçim sonuçlarıyla oynayacağına dair ciddi endişeler olduğunu da ekliyor Financial Times.
Türkiye, Dünya Basın Özgürlüğü sıralamasında 180 ülkenin arasında 149. konumda. Bu Türkiye’yi zaten dünya basınında çok geri bir ülke olarak göstermeye yetiyor ancak Erdoğan’ın despotik politikalarıyla Avrupa basınında Türkiye, 149’ların da çok gerisinde aslında. Dünya basının gördüğünü, kamuoyuna ısrarla göstermeye çalıştığı Türkiye gerçeğini ve hükümetin despotik yönetimini, dünya liderleri görmezden geliyor. Mevzu bahis çıkar ilişkiler ve müttefik bağlantılar olunca akan sular duruyor öyle ya. Amma velakin bu duran suları da yazıp çizen ulusal ve uluslararası bir basın gücü hep olacaktır kuşkusuz. Sürekli ivme halinde etkin bir halk gücü olduktan sonra akan sular istediği kadar dursun, fark eder mi!