Toplumsal dokuyu temel olarak belirleyen ve ortak ruh ve kültürün gelişmesinde belirleyici olan unsurlardan biridir dil. Toplumsal yaşamın tüm ayrıntılarından süzülerek gelişen tüm maddi ve manevi değer yargılarının varlık olarak hayat bulmasının ifadesidir ‘dil’. O sebeplendir ki, dil ve kültürü gerek kavramsal, gerekse de kuramsal boyutta birbirinden ayıramamaktayız. Dil deyince kültürü de kastetmiş oluyoruz. O sebeplendir ki, kültürel yabancılaşma ve toplumsal değerlerden uzaklaşma en başta, kendi ana dilinden koptuğun oranda kalıcılaşır.

Kürt halkı olarak da, özellikle Türkiye devletinin yeniden oluşması sonrasında, en temel asimilasyonla dil boyutunda karşı karşıya kaldık. Ki buna ‘beyaz soykırım yani kültürel asimilasyon’ da denildi. Her birimiz kendi geçmişimize baksak bile bu politikalarla nasıl yüz yüze kaldığımızı ve yeni sistem ve toplum içinde kendimizi var edebilmek için nasıl da, Türkçe diline sarıldığımızı görürüz. İnkar ve hor görülme ile, Kürt diye bir halk ve dil yoktur temelli yeni teoriler ile hakikat çarpıtılmaya çalışılarak, ezik ve mahçup bir halk gerçekliği yaratılmıştı. Bu halkın çocukları olarak, bize var olmak ve yaşam şansı yakalayabilme adına açık bırakılan tek yol, -ki bu oldukça planlı ve amaçlı yapılarak- faşist tekçi devlet sisteminin okullarından geçmekti. Bunun da temel başarı ölçüsü, ne kadar düzgün Türkçeyi konuştuğundu. Zaten Türkçeyi en düzgün bir aksanla konuşanlara baktığınızda, özden de o sistem kültüründen ne kadar bir etkilenmeye de maruz kaldıklarını görürüz.
İşte burada dilde yatan hikmeti görüyoruz. Yani dil deyip geçmemek lazım. Dilinin derinlikleri, toplumsal doğanın ve ruhunun da derinliklerinin göstergesidir. TC. devletinin yıllarca kürt halkına ve bu topraklarda yaşayan diğer tüm halklara yaptığı en temel kötülük ve en temel asimilasyon, tek dil temelinde, diğer dilleri yasaklayarak, bizleri kendi tekçi egemen diline mahkum etmesidir. Bu temelde de bir halklar mozaiği olan bu kadim toprakları, bir teklik çölüne çevirmiştir. Dilleri öldürmek ve kısırlaştırmak, başlı başına bir cinayettir. Cinayet, bir insanın yaşamına fiziki olarak son vermek değildir sadece. En temel cinayet, bir insanı ve onun şahsında bir topluluğu onu var kılan, ona anlam katan dilinden koparmaktır.
Çünkü dil toplumun ruhu, hafızası ve bilincidir. İnsanı da yaşatan ve diğer canlılardan ayıran temel özellikler olmaktadır bunlardır. Dilini yitirdin mi, ruhunu da hafızanı da ve bilincini de yitirirsin. Kendine yabancılaşırsın. Kendin olmaktan çıkar, başkalaşırsın. Yani asimile edilmiş olursun. En güzel dili ben konuşacağım yarışında, kendimizi yeni efendiliğe soyunan sisteme kabullendirme yarışında olduğumuzu pek bilmezdik. Neye yönlendirildiğimizi bilmezdik. Bu yolda kimisi tam yitti, kaybettiğinin farkına varmadan ötekileşti. Kimi de farkına vardı ama kendi ruhundan ve varlığından da çok şey yitirdi.
Kürdistan’da bu son 35-40 yıllık mücadelenin en temel kazanımı, artık tamamen silinme ve yitirilmeyle yüz yüze kalan Kürtlüğün, yeniden kendisini bulması ve küllerinden kendisini özgürlük aşkı ve ateşiyle yeniden inşaya kalkmasıdır. Bu tarihi bir şahlanıştır. Ve aynı zamanda bu mücadele ile, hep saptırılmak istenen, gizlenen ve üstü örtülerek tozlandırılıp bir hayal ya da ütopyaymış gibi lanse edilmeye çalışılan toplumsal gerçeğin, hakikat algısı ile yeniden günyüzüne çıkarak hayat bulmasının da hikayesidir. Her birimizin, yani hangi halktan olursak olalım, kendimiz olma yolunda ilk durağımız kendi öz-ana dilimizde derinleşmek olmalıdır.  
Bir dilin gelişimi, toplumsallığın örülüşü ile içiçedir. Bir çocuğun doğuş ve yetiştirilmesi de bu gelişim ve örülüşün sonucunda serpilerek, olgunlaşmasıdır. Hani derler ya, ‘her ot bile kendi toprağı üzerinde yeşerir’. Evet öyle buradaki toprak metaforu şudur, halk olarak doğduğu topraklarda hayat bulan dil ve kültürdür. Bazen şu yanılgı yaşanır. O zaman fiziki olarak hangi topraklarda doğmuşsan, oralısındır. Bu tam bir köksüzlük ve kapitalist sistemin saptırmasıdır. Günümüzde Kürt halkının büyük bedellerle verdiği özgürlük mücadelesi, artık meyvelerini veriyor. Kendi kökleri üzerinden yeniden kendini var kılma yolunda bir yeniden inşa sürecine girmiş ve mücadelesini büyütmektedir.
Kuzey’de, ana dilinde eğitim göreceği ilk okullarını kendisi yapmakta ve bu yıl açılışını gerçekleştirecektir. Bu büyük bir heyecan ve umudun yeşermesidir. Yeni toplumsallığımızı kendi ruhumuz, hafızamız ve bilincimiz ile inşa edeceğiz. Bu umut ve amaçla kendisini bedel yapan binlerce Kürt gencimizin, bugün bu hayallerinin gerçekleştiğini görmek, büyük bir mutluluk ve inancın zaferidir. Ve onların inançlarının da büyüklüğünü göstermekte.
Daha önce Maxmur okullarına ilk gittiğimde, ‘bizlerin, onların hayallerinin bekçisi olduğumuzu’ söylemiştim. Ve ben bunu tekrardan söylemek istiyorum. Bu okullarda hocalık yapacak ve bu okulların öğrencileri olacak çocuklar-gençler, bugünlerin hayalleri ile özgürlük yoluna giren ve kendilerini bedel yapan binlerce kahramanın hayallerinin bekçisi ve temsilcisi olduğunuzu sakın unutmayın! Onlar kendi omuzlarına düşen tarihi sorumluluğu başarıyla gerçekleştirdiler ve bugünleri yarattılar. Şimdi sizler de bu yaratılan değerleri ve zeminleri, zaferle kalıcı olarak taçlandırın…