Kürtler zaman zaman ulusal dil ve alfabe sorununu tartışıyorlar. Kürt uluslaşmasının gelişmesi ve Kürt sorununun çözümü yönünde sürecin gözle görülür biçimde ilerlemesi bu tür tartışmaları daha yoğun ve canlı kılıyor. Kürt toplumu üzerindeki eğitim sistemlerinin farklı alfabelere dayanması ve Kürtçe’nin farklı alfabelerle yazılmaya başlanması alfabe tartışmasını gündemleştirdiği gibi, Kürt dilinin tarihsel olarak çok sayıda lehçeden oluşması da ‘tek ulusal dil’ tartışmasını gündeme getiriyor.

Bir süreden beri biz de bu tartışmalara katılmak ve bu konularda görüş ifade etmek istiyoruz. Fakat siyasal gündemin çok yoğun olması nedeniyle bir türlü bu konuyu yazma fırsatı bulamadık. Süreç ilerledikçe gündemin daha da yoğunlaşabileceğini düşünerek, bu konulara ilişkin görüşlerimizi kısaca şimdi yazmak istedik.
Öncelikle belirtelim ki, bu konuları tartışırken şu üç hususu sürekli göz önünde tutmak lazım. Birincisi, Kürt uluslaşmasının iki yönden gerçekleşiyor olmasıdır. Bir yönden ulus-devlet ya da devlet ulusu biçiminde bir gelişme olurken, diğer yandan demokratik ulus gelişimi olmaktadır. İkincisi, Kürdistan’ın dört parçaya bölünmüş ve her parçada farklı bir sömürgeci devletin egemenliğinin gerçekleşmiş olmasıdır. Üçüncüsü ise, Kürt toplumunun tarihten gelen çoklu kabile ve aşiret toplulukları ile Kürt dilinin birçok lehçeden oluşmasıdır.
Bu üç husus Kürt dili ve alfabesi konusunu doğrudan etkilemektedir. Örneğin iki yönlü uluslaşma durumu ulusal dil konusunu tartışmalı kılmaktadır. Ulus-devlet gelişimi ya da devlete dayalı ulusal oluşum yapısı gereği tek dili esas alır ve bu temelde mevcut Kürtçe lehçelerinden bir ulusal dil yaratmayı öngörürken, demokratik uluslaşma tek dili esas almamakta ve bu nedenle Kürtçe olarak bütün lehçelerin geliştirilmesine dayanmaktadır. Yani çok lehçeli bir Kürtçe’yi esas almaktadır. Yani iki uluslaşma arasında dile ilişkin anlayış farklılığı vardır.
Kürdistan’ın parçalanmış olması ve bu parçalanmışlığın halen devam etmesi de ciddi bir etken olmaktadır. Çünkü her parçada farklı bir ulus-devlet egemen olmuş ve kültürel soykırım gereği her devlet kendi dil ve eğitimini Kürt toplumuna egemen kılmaya çalışmıştır. Böylece Kuzey Kürdistan’da Latin harfleri öğrenilirken, Doğu, Güney ve Batı Kürdistan parçalarında ise Arap harfleri öğrenilmiştir. Ancak harflerin böyle olmasına rağmen, bir de bu harflerden alfabe oluşturma sorunu vardır. Kuzeyli Kürtler Latin harflerine dayalı olarak Türk alfabesinden farklı bir Kürt alfabesi oluşturma sorununu yaşarken, Fars ve Arap alfabelerinden farklı, ama Arap harfli Kürt alfabesi oluşturma sorunu da yaşanmaktadır.
Diğer yandan, yüzlerce yıldır değişik düzeyli asimilasyonist baskılara maruz kalıyor olmalarına rağmen, Kürtçe’nin birçok lehçesi hala çok güçlüdür ve bir ulusal dil olarak Kürtçe’yi temsil edecek güce ve yapıya sahiptir. Bu da mevcut lehçelerden birini esas alıp diğerlerini eritme veya iç içe geçirerek tekleştirme eğilimlerinin uygulanmasını ciddi biçimde zorlamaktadır. Çünkü her lehçe belli bir toplumsal kesime ve bölgeye dayanmaktadır.
Bütün bunlar dikkate alınırsa, Kürt dili ve alfabesi sorununu çözmek öyle pek kolay bir iş değildir. O nedenle, bu konular gündemleştirilir ve tartışılırken çok dikkatli, ölçülü ve her türlü görüşü dikkate alıp değer veren bir yaklaşım içinde olmak gerekir. Böyle olmak yerine kestirmeci ve kolay çözümler aramak, pozitivist bakış açısıyla ‘doğrusu budur’ deyip dayatıcı olmak doğru değildir. Hatta ciddi sakınca ve tehlike içerir.
Mevcut koşullar göstermektedir ki, Kürtçe’yi tek alfabe ile okunur ve yazılır hale getirmek istemek pek gerçekçi değildir. Doğu ve Güney Kürdistan’da mevcut haliyle Arap harflerini değiştirmek çok zor olduğu gibi, Kuzey Kürdistan’da da Latin harflerini değiştirmek zordur. Bu durumda Kürtçe’yi iki alfabe ile okunur ve yazılır hale getirmeyi öngörmek en gerçekçisi olandır. Bu konuyu tartışan Kürt aydın ve siyasetçileri gerçekçi olmalı, zaten sorunları çok olan Kürt toplumu önüne böyle çözümü zor ve tartışılması tehlikeli bir sorunu getirmemelidir.
Kürt dili konusuna da bu temelde yaklaşmak ve çoklu lehçe anlayışını esas almak en doğrusudur. Bu yaklaşım demokratik zihniyet ve demokratik ulus olma gereğidir. Diğer yandan, mevcut lehçeleri yok etmeyi öngören tek dil dayatması, zaten sorunları ve karşıtları çok olan ve sınırlı imkanlara sahip bulunan Kürt dil gelişimini ve Kürt uluslaşmasını zorlayacaktır. Bu yaklaşım Kürt toplumunun tarihsel gelişlimi ve ulusal yapılanışı ile de uyumlu değildir. Kürt aydın ve siyasetçileri bu konuda da gerçekçi ve demokratik zihniyetli olmak zorundadır.
Nereden bakılırsa bakılsın, mevcut koşullarda Kürtçe’nin bir lehçeye dayalı olarak geliştirilmesi veya mevcut lehçelerin iç içe geçirilip tekleştirilmesi mümkün değildir. Soranî konuşan toplumu Kurmancî veya bir başka lehçeyi konuşur kılmak kolay ve kısa sürede olmayacağı gibi, Kurmancî konuşan toplumu da başka bir lehçeyi konuşur hale getirmek mümkün değildir. Benzer durum, çok asimile olup zayıf kalmış olsalar da Zazaca ve diğer lehçeler açısından da geçerlidir. O halde, demokratik uluslaşmanın gereği olarak tüm lehçeleri geliştirmeyi ve Kürtçe’yi çok lehçeli bir dil olarak güçlendirmeyi esas almak en doğrusudur.
Bu yaklaşım okuma ve yazmada esas alındığı gibi, başta eğitim olmak üzere toplumsal yaşamın bütün alanlarında esas alınmak durumundadır. Eğer Kürt aydınlanması ve siyaseti böyle bir demokratik yaklaşımı esas alıp çok lehçeli Kürt dilinin hepsine birden sahip çıkmazsa, o zaman farklı lehçeleri Kürtlere ve Kürt diline karşı çıkarma eğilimleri her zaman ortaya çıkabilir. Bu durumdan kültürel soykırımcı güçler yararlanmak isteyebilir. Lehçe farklılıklarını bir bölünme ve parçalanma etkeni haline getirmeye çalışabilir.
Nitekim AKP Hükümetinin geliştirmeye çalıştığı daha sinsi ve örtülü kültürel soykırım rejimi buna dayanmak ve lehçe farklılıklarını kullanmak istemektedir. Son zamanlarda öne çıkarılmaya çalışılan “Zazacılık eğiliminin” arkasında AKP’nin bu politikaları vardır. Özellikle Dersim ve Bingöl çevrelerini dinciliğe ve mezhep farklılığına dayanarak Kürt Özgürlük Hareketinden koparma çalışması başarısız kılınınca, şimdi de bu alanlarda “Zazacılık”ı yayarak aynı sonucu almaya çalışmaktadır. Kültürel soykırım rejiminin bu oyunlarına ve parçalayıcı çalışmalarına karşı herkes duyarlı, uyanık ve dikkatli olmak durumundadır.
Kürdistan’ın her bölgesi ve o bölgenin toplumu kendi lehçesini okuyup yazmalı ve kendi lehçesinde eğitim görmelidir. Örneğin Behdinan’da eğitim dilinin Soranî lehçesiyle yapılması doğru değildir. Tek dilli ulus-devlet anlayışının bir sonucu olan bu durum Behdinan çocuk ve gençlerinin eğitimini ciddi biçimde zorlamakta ve zayıflatmaktadır.
O halde doğrusu, Soranî konuşan toplumun Soranî lehçesiyle okuyup yazması ve eğitim görmesi, Kurmancî konuşan toplum ve bölgelerin Kurmancî lehçesiyle okuyup yazması ve eğitim yapması, Dersim ve Bingöl gibi Zazaca konuşan bölgelerin Zazaca okuyup yazması ve kendini eğitmesidir. Benzer yaklaşım Doğu Kürdistan’daki diğer lehçeler için de geçerli olmalıdır. Kültürel soykırımcı güçlerin oyunlarına fırsat verilmeyecek şekilde Kürtçe’nin tüm lehçelerine bu temelde sahip çıkılmalıdır.
Dil konusuna yaklaşım devletçi ya da demokratik zihniyete sahip olunduğunu gösteren çok önemli bir ölçü olmaktadır!