Metropollerde büyüyen bazı arkadaşlarımız ortamımıza yeni geldiklerinde "Kürtçe konuşmakta zorluk çektiklerini, Kürtçe’yle kendilerini rahat ifade edemediklerini" söylüyorlar. Doğrudur, asimilasyonun etkisi, kimi arkadaşlarda gözüküyor. Belli oranda zorluk da çekiyorlar. (Eskiden çoktu böylesi arkadaşlar, şimdi çok azalmışlar.) Ama siyasal mücadelenin genel etkisi, o kadar güçlenmiş ki, kısa sürede sömürgeciliğin tüm kalıntılarını zihinlerinde silebilmektedirler.

Dışarıdaki mücadelenin yoğun etkisiyle birlikte, ortamımızın da tümden Kürtçe olması, bu tür arkadaşlarda dönüşümü (anadile dönüş, özgürlüğe dönüş) kolaylaştırmaktadır. Okuma tartışmalarında, sohbetlerde ve yaşamın tümünde herkes Kürtçe konuştuğu için (Çok şükür yıllardır yaşamımızın tümü Kürtçe’dir, birisi yanlışlıkla da olsa, birkaç cümle yabancı dille konuştuğunda, bize tuhaf geliyor ve hemen dikkat çekiyor) "Ben kendimi Kürtçe ifade edemiyorum" diyen bir arkadaşa, daha misafirliği bitip, "eleştirilebilecek" bir konuma gelmeden, artık o da kendisini Kürtçe’yle ifade etmeye başlıyor. Bu doğalında gelişiyor. Her hangi bir dayatma ve zorlama kesinlikle olmadan, ortamın genel akışına bakıyor, yoldaşların sıcak sohbetlerine katılıyor, teorik-perspektif konuların da gayet tabii Kürtçe’yle ele alınabildiğini görüyor. 

Sözlüklere bakmaya dahi gerek duyulmadan, yirmi dört saat içinde onlarca yeni sözcük ve deyim-kavram sohbetlerden, tartışmalardan öğreniliyor ve tüm bunlar arkadaşta bir özgüven oluşturup, kendisini yaşamın doğal akışına bırakarak Kürtçesini geliştiriyor. Soru soruyor. Konuşuyor. Yorum yapıyor. Tartışmalarda bazen karşıt görüşler öne sürüyor. Biraz daha ilgili olan arkadaşlar olursa, zaten onlar daha ikinci haftasını doldurmadan, hem tüm bunları başarıyor hem de Kürtçe’nin dilbilgisini de bir mamostenin yardımıyla öğrenip, artık sadece sözlü değil, yazılı olarak da kendini Kürtçe’yle ifade edebiliyor. Yeni arkadaşlarımızın bu başarılarını gördükçe, hepimiz seviniyoruz.

Bilgemizin şöyle bir sözü vardı: "Her şey yaşamda kazanılır ve yaşamda kaybedilir." Kürtçe de yaşamda öğreniliyor ve yaşamda unutulur. Eğer yaşamımız Kürtçe değilse, Kürtçe’yi sözlüklerden ve gramer kitaplarından öğrenemeyiz. Birkaç sözcük, kural kitaplardan ezberlesek de, adı üzerinde sadece "ezberlemiş" olur ve yaşamdaki etkisi çok sınırlı olacaktır. Kısa sürede unutulur. Geçmiş yıllarda bu pratiğin zorluklarını epey yaşadık. O dönemde, Kürtçe’nin gelişmesi için birbirimizi çok eleştiriyorduk, kararlar alıyorduk. Sözlük çalışmalarını özel bir grupla yapıyorduk. Dil komitesi, hızlandırılmış Kürtçe eğitim programları vesaire de vardı. Ama onların hepsi de, istenilen sonucu, tam olarak veremiyordu. 

Ne zaman ki, hepimiz yaşamda, (yaşam derken tüm yaşam ve çalışmalarımızda; sözlü, yazılı; sportif, sanatsal) Kürtçe konuşmaya başladık. İşte o zaman, hem zihnimiz berraklaştı, hem de yeni gelen arkadaşlara da olumlu anlamda örnek olduk. Eskiden olumsuz örnek oluyorduk. Örneğin eski bir arkadaş, bir grup yeni arkadaşa saatlerce Kürtçe dilbilgisi dersini veriyordu. Ama ders biter bitmez, yabancı dille konuşmaya başlıyorlardı. İşte o pratik, olumsuz örnek oluşturuyordu. Dahası o eğitimden de pek bir sonuç alınamıyordu. Önderliğimizin bahsettiği "yaşamda kazanma ve yaşamda kaybetme" gerçekliği de bir kez daha somutlaşıyordu. Anadilimizin gelişmesi için özel bir çabamız olmazsa dahi, sırf Kürtçe’yle konuşmamız bile büyük bir katkıdır.

Aslında asimile olduğunu sanan bazı arkadaşlar tam olarak asimile olmamışlar. Uzun süre yaşadıkları yabancı okulun veya ortamın vermiş olduğu alışkanlıktır. Kendisiyle biraz ilgilenilip cesaret verilse, kısa sürede hafızası yeniden anadilini hatırlar. Annesinden, babasından, hatta bir kuşak öncesi ninesinden ve dedesinden de küçükken öğrendiği birçok sözcüğü, çirok (öykü) ve çirvanok’u (tekerleme, bilmece, fal) yıllar sonradan da olsa yeniden hatırlar. Hem de orijinal halleriyle. Yeter ki, bizler yoldaşlarımıza doğru yaklaşmayı bilelim ve onları yeniden anadilleriyle buluşturma yol-yöntemlerini bulalım. 


 Bandırma 1 nolu T Tipi Cezaevi