Davut Peygamber bir gün Lokman Hekim’e “Git bir koyun kes, bütün vücudunun en iyi yerlerinden iki parça getir” der. Lokman Hekim gider ve kestiği koyunun dilini ve yüreğini getirir. Davut Peygamber bir kere daha Lokman Hekim’i çağırır ve ona “Bu sefer en kötü kısımlarından getir” der. Lokman Hekim yine koyunun dilini ve yüreğini getirir. Davut peygamber bu duruma hayli şaşırır ve Lokman Hekim’e “Nedir bu işin sırrı?” diye sorar. “Dil ile yürek iyi olursa” der Lokman Hekim, “Bütün iyilerin iyisi olur, kötü olunca da bütün kötülüklerin en kötüsü olur.”
Lokman Hekim, bu davranışıyla insanın hakikatine parmak basmış oluyordu. İnsanın iyiliğinin ve kötülüğünün neye, nereye bağlı olduğuna işaret etmişti. Bu, aynı zamanda iyiliğin ve kötülüğün kaynağının aynı yerde olduğunu anlamına geliyordu. Kendini bilen insana tercih yapmak kalıyordu. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; dil ve yürek toplumsallığın üzerinde sürekli titrediği ve bunların sağlıklı büyümesi için özenle büyüttüğü çocukları gibidir. İyi, güzel ve sağlıklı yetişmiş çocuklar, iyi, güzel ve sağlıklı bir toplumsallık demektir.
İnsanı insan kılan, insanı cümle varlık içinde hakikat kılan da bu felsefedir; dil ve yüreği aynı amaç doğrultusunda kullanabilmek ve kendini bildiğin kadar kainatı, kainatı bildiğin kadar da kendini tanımış, çözmüş ve anlamış olmak. Bu aynı zamanda “gönül yoludur.” Gönül yolu, tüm kainatı kapsar. İnsanı kainatta, kainatı insanda birlik kılan, birliğin evrensel aklıyla hareket etmeye çalışan ve onu kendi özüyle bütünleyen bir yaklaşım şeklidir. Ailevi Erenleri buna “bir dost, bir post” yolu derler. Yani “külli varı Hakk oldu” diyecek kadar hakikatin kendisi idiler.
“Yol cümleden uludur, gönül kalsın yol kalmasın” sözüyle aslında Aleviler, Lokman Hekim gibi insanın bir hakikatine dikkat çekmek istediler. Cem ve sema halkasında dönen nefes de bu hakikati haykırır hep. Ulu divanda dara durmak. Ululukta öze dokunmak, özde ve sözde birlik olmak yol ikrarına göre nefes alıp vermek de belirtilen hedefe göredir.
Sema halkasında dönen her can özünde biraz daha arınır ve biraz daha kendisi olur. Tembur (saz) çalıp değişler eşliğinde kendinden geçer pirleri/dedeleri çok gördük. Her cümlenin sonunda “hu” çekerler ve büyülenmişçesine kendilerinden geçerlerdi. Saz bizden, dil bizden, söz bizdendi. Sema anları dil ile yüreğin en yalın haliyle ve iyinin, güzelin hakim olduğu, insanın en yüce haliyle arındığı anlardır. Aynı sofrada bir lokma ekmeği paylaşmayı, birinde kendini görmeyi, acımayı, sevmeyi, hakkı ve doğruyu bilme duygusunu öğrenmiş olurduk.
Kendimizi cümle varlığın suretinde görme bilinci ve farkındalığı bizi daha çok insan kılardı. Çocukluk içinde birlik olmak, ‘kendini bilmek’, zulme ve haksızlığa boyun eğmemek ve gerektiğinde “seri meydana koymaya gitmek” sol göğsündeki cevhere dayanmak her zaman esas olanıydı. Dil, yürek ve gönül yolunda nefes alıp vermek bu birlikteliğin en doğal sonucudur. Hakikat yolundan sapmadan bunu süreklileştirmek günümüzün Lokman Hekimleri gibi dil ve yüreği doğru ve iyi kullanabilmekten gelmektedir.

 Bolu F Tipi Cezaevi