Sözlük anlamıyla bir karşıtını gerektiren ve bu karşıtın oluşturduğu her tür baskıya karşı oluşturulan bir pasif veya aktif eylemler birliği biçiminde anlaşılsa da, aslında günümüzde gerçekleşti(rildi)ği her alanda devrimci bir yaşam biçimi olarak şekillenen "direniş", kendini yaşamın her alanında örgütleme ve geliştirme yeteneğine sahip bir olay.
Sanatın bir çok alanında olduğu gibi direniş, edebiyat ve yazın alanında da kendini gerçekleştirecek alanlar tabii ki bulmuştur tarih süreçlerinde. Yazın alanında verilen eserlerin konusu, içeriği ve öyküsü ile ilintili olmakla beraber, tüm bunların etki oluşturma alanını belirleyen dilin kullanım biçimidir; dilin iktidara karşı sertliği veya yumuşaklığı değildir bu etkiyi oluşturup belirleyen; edebi eserin dilin içinden ya da dışından yazılmış olmasıdır bu etki ve etkilenmeyi oluşturan ve direnişi örgütleyen yazınsal eser.
Edebi eserin gerçek ve gerçeklikle ilişkisi, biraz da bu anlamda, yani dilin kullanılış biçimi anlamında daha da belirginleşir. Bu belirginlik edebi eserin doğruyu mu söylediği ya da gerçeğe mi –bireysel ya da toplumcu ya da başka bir biçimiyle- işaret ettiğini gözler önüne serer; ve edebiyatın gerçek ile olan ilişkisini belirler. Bu ilişki, yaşamın içinde var olan sağlamlık ve çürümüşlük ölçüsünü de gözler önüne serer. Yani, metnin söylem biçimi dili kullanım ölçüsü bağlamında, direnişi örgütlemiş olan edebi eser, –bu söylemde söz konusu olan edebi eserin etki alanının geniş olması değil, iktidara karşı olan yansımasının gücü ve etkisidir- ve Ernst Fischer’in söylediği anlamda, "eğer edebi eser çürümeyi yazıyor ise, ona karşılık gelen direnişin örgütlenmesi anlamında, yeni bir etik değerler oluşumunu gerçekleştirecek olan karşılığı da yazmalıdır ve toplumsal görevinden kaçmadığı sürece, dünyanın değişebileceğini göstermelidir."(1)
Bunun böyle olması, direnerek gerçekleştirilen diretmenin toplumsal özünü oluşturduğu gibi gerçek ile kurduğu ilişki biçimini de ortaya sermektedir. Bununla beraber, eğer edebi eserdeki direnişin söz konusu olan etkisinin gücü ve yansıması, uygulanabilirlik gerçeğini ortaya koyabilmiş ise, aynı zamanda kendine ait geçmesi gereken zaman süresi ve bu sürenin sürekliliğinin apriori kabulü anlamında, değer oluşturma ve üretme gerçeğini ve gücünü de ortaya koyabilmiş ve gerçekleştirmiş olur.
Direnişin bir diretme, yani yeni yaşamı örgütleme ve bu yeni etik değerler toplamını bu direnme zamanının sürekliliğinde oluşturma açısından bakıldığında, Brecht’in toplumsal çekişmeleri ve iktidara karşı durma biçimlerini yalın biçimiyle verme yöntemi ile Kafka’nın metodu arasında büyük bir yakınlık var. Fakat bu iki yazarın tutumları birbirinden oldukça ayrı. Brecht, direnişin örgütlenmesini yazarken ve aynı zamanda var olan iktidar karşıtı bir diretme etiği üzerinden yazarken, Kafka aşağılanan ve ezilenlerden yana iktidar ve zorbalara karşı olmasına rağmen, desteklediği bu insanların dünyayı değiştirebilme ve yeni yaşamı kurabilme yeteneğine sahip olduklarına inanmıyordu. İşte bu nedenle Brecht ve Kafka iktidara karşı düşünsel ölçekte aynı yerde dururken, her biri ayrı tutum geliştirip bireysel etik ile ahlak biçim ve içerikleri üzerinden bir diretme oluşturuyor ve "direnirken diretme" bağlamında Brecht güce karşı kendine güven ve bu güven üzerinden oluşacak olan bireysel ve toplumsal gücü diretip onun ahlakını oluştururken, Kafka acizliği, bireysel kaçışı ve eylemsizliği somutlaştırmaktadır.
Kısaca belirtmekte yarar var ki; günümüzde üretilen bir takım Kürtçe edebiyat metinlerinin, her ne kadar yazıldığı dile uygulanan baskı anlamında ve kullanılan dilin Kürtçe olması bağlamında, yazılan eser anti kolonyal bir direniş biçimi ise de, iç etik ile estetiğinin oluşması ve direnirken diretmeyi oluşturma bağlamında, Kafkavari bir tutum takınmaktadırlar. Bu da direnmenin bireysel ve toplumsal yanını kırmakta, bir biçimiyle bireyselliğin reddini oluşturup, bireyciliğe doğru evrilmesini sağlamaktadır.
Bununla beraber, "direnirken diretmek" bağlamında her şeyi berbat edecek başka bir sorunsallık var ki direnmenin iç estetiğinin sağlıklı oluşmasını engellemektedir. Şöyleki; "direnirken diretmek"in estetiği, diyalektik karşıt oluşturma anlamında kurulan bir estetik değildir. Yani, bu anlamda matematiksel bir karşıtlık –negatif ve pozitif gibi- yoktur. Bu nedenle, bu süreç içerisinde üretilecek sanat ve edebiyat ürünlerinin, böyle bir karşıtlık üzerinden davranış göstermeleri, daha üretim aşamasındayken dipten gelişen bir yozlaşmaya doğru gidecektir ve sonucunda sanat ve edebiyatın Stalin döneminde ve sonrasında uğradığı akıbetten kaç(ın)ması mümkün olmayacaktır.
Aslında içeriğinden bağımsız olarak yazma eyleminin kendisi bile bir direniş noktasıdır. Ve Adorno’ya göre ise, "sanat, baskının ve iktidarın bütüncü karakterine bütüncü bir yabancılaşmayla cevap verir." (2) Sanat ve edebiyatın yabancılaşma yoluyla gerçekleştirdiği direniş sadece yapıtta somutlanmaz. Sanat ve edebiyat yapıtlarının alımlanma biçimi, daha açık söylersek, kitap okuma eyleminin kendisi, aynı yabancılaşmanın ve direnişin parçasıdır.
Yine Sartre’nin söylemi üzerinden, "Yazmak dünyanın üstündeki örtüleri kaldırmaktır"(3) devam edersek, bu söylemden de anlaşılacağı gibi, eğer yazılmış edebi eser bir direniş noktası oluşturmuşsa, aynı zamanda bir diretme etiği ve merkezi de oluşturmaya başlamıştır; ki bu noktada kaldırdığı örtü, iktidarın gerçeği gölgelemek için kullandığı örtüdür; ve biraz ötesinde ise, bu gölgeyi aydınlatacak olan gerçeğin ışıması vardır; eğer direniş bu ışımanın kaynağı ise edebi eserde bu ışımanın dışa yansımasıdır; ve iktidara alternatif bir diyalektik karşıt güç oluşturmak yerine, yeni ve başka bir yaşam gerçeği ve etik değerler yaratma ve oluşturma çabasıdır; bu çaba direnirken diretmenin ta kendisidir…
Bir edebiyat eseri dili iktidarın istediği biçimden bağımsız kullanıp, dille oynayarak, iktidar ve onu oluşturan güç tarafından verili olan anlamı parçalar. Bu da aslında iktidara indirilmiş bir darbedir. Ve bütünüyle dilin içinden yazılmış bir edebi metin, yeniden oluşturduğu anlam ve bilgiyi, -iktidarın oluşturup sunduğu bilgiye karşıt bir bilgi olarak değil- yepyeni bir bilgi olarak, gerçeğin tam içinden sunar. Ve Foucaultvari bir davranış biçimiyle, "dilin kendisi bi iktidar oluşturma aracı"(4) ise, aynı zamanda bu iktidara karşı bir direniş biçimidir de ve saf gerçeğe dair kullanılmaktadır.
Direnirken diretme, tamamen yeniye dair bir durumdur ve öncellerinin ne bir devamı ne de tam karşıtı ya da zıttıdır. Direnirken direnme, edebi ve sanatsal anlamda, tamamen farklı ve yeniyi kurma çabasıdır.
Kaynakça:
• Fischer Ernst. Sanatın Gerekliliği. Payel Yayınları. İstanbul. 8. Basım. 2003.
• Adorno Theodor W. Minima Moralia. Metis Yayınları. İstanbul. 2. Basım. 2000.
• Jean Paul Sartre. Edebiyat Nedir. Can Yayınları. İstanbul. 2. Basım. 2008.
• Foucault Michel. Sonsuza Giden Dil. Ayrıntı Yayınları. İstanbul. 1. Basım. 2006.