Kapıyı mühürleyenler, "yabancı" askerler.
Sonra kolonyal fotörlü adam Arınç: "Kürtçe okul" açılamaz buyurdu.
Kanun Türkçe; Kanunu uygulayanlar Türkçe konuşuyorlar.
Kürtçe'ye ayar veriyorlar.
Kürtçe'nin kaderini kanunlar tayin ediyor.
Dil'ini okutmak isteyen anne ve babalara görünen yol, "cezai koğuşturma".
Okullarda dillerini okumak için evlerinden çıkarak okula varan çocuklarını derslerini bölüp, kapılara panzerden kilit vuran "modern barbarlık"la karşılaşıyorlar.
Kürt çocukları, "dilsiz" bırakılıyor.
Perdenin arkasında, IŞİD/Erdoğan/Davutoğlu aynı resim karesinde duruyorlar.
Salah Muslim, Kobanê'ye saldıran tankların Akçakale'den hareket ettiğini açıkladı.
Kobanê'deki barbarlık aynı zamanda Türkiye güdümlü.
Bağlar'da, Cizre'de ve Yüksekova'da açılan ilköğretim okulları kapılarına kilit vuranlar Ankara kumandalı.
Kobanê'de Kürtler'i kurşuna dizenlerin, Ankara'dan talimat aldıkları biliniyor.
Okul açmak, "çözüm sürecine karşı provokasyon"(!?)
Diyarbekir'in girişindeki kant lehvasına "AMED" yazılsa, o da provokasyon olacak.
Askeri vesayet konuştu:
"Kürt Mahkemeleri"ni "illegal" ilan eden Genelkurmay Başkanlığı.
Yürüyüşlerde, Kürdistan kentlerinin semalarında uçuş yapan F16 savaş uçakları.
Mahsum Korkmaz'ın abidesi "çözüm'e karşı" provokasyon ilan edildi.
Yazarlar, Kürdistan halkının diş tırnakla kazandığı mevzileri üzerinde ne inşa ederlerse etsinler, tümü "çözüm sürecini provoke" etmek oluyor.
Bu kolonyal faşizmi legalleştirenler, AKP medyasının "köşe yazarları".
Bu tabloyu gözlemlerken, Almanya'da "Heil Hitler!" demeyenlerin cezalandırıldığı dönemle ilgili film izliyorum sanki.
Kürtler'in haklarını takside bağlayan yasalar çıkarılmış.
Kürtler'in dillerini nasıl ve nerede öğreneceklerini kanunlar tayin ediyor.
Kürt çocukları, istemedikleri tek dil'i öğrenmek mecburiyetinde bırakılan, "kölelerin çocukları".
"Kürt meslekleri" yasak. Yasak olmayan, Kürt yemekleri ve Kürt folklörü. Onlar da Türkiye'nin "Kültür zenginlikleri": "Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Kültürü".
Kürtler'in kendi güçleriyle "nefes" almaları yasaklanıyor nerdeyse. "Kürtçe ile yaşamak" istiyorsanız, özel izin gerekiyor. Buna, "Anayasal Demokrasi" diyorlar.
Şimdi "Aydınlık Tablo"ya geçiyorum:
Bu yüzyıllık "Türkiye Demagojisi"nin çarptığı duvar Diyarbekir surları.
Kürdistan sırtını Ankara'ya dönmüş bulunuyor.
Kürdistan'ın tüm parçalarının siyaset merkezi olarak seçtiği Kent: Diyarbekir.
Erdoğan'a endeksli "yeni rejim" bundan dolayı histerik nöbetler geçirdi ve aylardan beri Kürtlere karşı gerçekleştirilen "özel savaş", Şengal'e ve aktüel Kobenê'ye saldığı bundan.
100 Kürt öğrencisiyle başlatılan "anadilde eğitim" pilot bir Kürdistan projesi olarak start aldı. Bu başlangıç, onlarca sivil projenin daha başlatılacağının habercisi.
Kürtler, "müzakere yoluyla" Ankara'yı zorlayacaklar.
Bu, politikanın yan sahnesi. Asıl sahnede Kürdistan, bir "yeni yaşam çarkı" olarak dönecek.
Türkiye bunu engelleyemeyecek.
Türkiye "dil çıkmazı"na girdi; Türkiye "IŞİD çıkmazında"; Türkiye Kobanê'deki kapana girecek.
Bunun ilk işareti Güney Kürdistan Özel Kuvvetler Komutanı Aziz Weysi'den geldi: Eğer PYD kabul ederse, Rojava'ya gidip savunmaya katılmaya hazırız".
Salah Muslim'in açıklamaları, birlikte savunmayı öngörüyor.
Dil'leri kanuni yaptırımlardan kurtarmak için yola çıkanlar ve Kürdistan'daki yaşam alanlarını savunanlar, inatla "barbarlığa karşı" direniyorlar. Eğer politikasında köklü bir değişim yapmazsa, orta vadede Türkiye, işgale son vermek dışında bir seçeneğe sahip olmayacak.
Dil’e Ankara’dan cevap: Barbarlık
Önce çirkin tabloyu aktarayım: Kürtçe eğitim için okul açanlar, "örgüt adına suç" işlemiş oluyorlar.