
Dil ile ilgili her çalışma Kürtler açısından kutsallık düzeyindedir. Kuşkusuz Kürtler özgür ve demokratik yaşama kavuşmadan bireylerin, grupların çalışması, asimilasyon ve kültürel soykırımı durduramaz. Bu açıdan dili yansıtacak da özgürlük ve demokrasi mücadelesidir. Ancak dil konusundaki hassasiyet ve çalışmalar daha yaygın yapılmalıdır. Öyle ki, her gün dil bayramıymış gibi dil konusu gündemden çıkmamalıdır. Dil; günlük, saatlik ve anlık ifadeye kavuştuğu için sürekli bir duyarlılık olmalıdır.
Yakında dağlarda Kürt edebiyatı konferansı yapılmıştır. Bu da Kürtçe edebiyat yapma eksikliğinin sonucudur. Bu kadar büyük devrimlerden sonra bu devrimlerin yüzlerce, binlerce romanı, öyküsü ve şiiri yazılmalıydı. Bu alanda da büyük bir eksiklik vardır. Çünkü dili esas olarak yaşatan ve güçlendiren edebiyat dili haline gelmesidir. Roman ve şiir dili haline gelmesidir.
Tüm bunlar önemlidir. Ben baştan bir önemli konuya değinmek istiyorum. Tek tipleştirme dile de yansıtılmak istendiği için, bu konuyu gündemleştirmek de önemlidir. Kürtler kadar zengin dil topluluğuna sahip başka bir halk yoktur. Kürtçenin birçok kolu vardır. Kurmancî, Soranî, Kirmanckî-Dimilî, Kelhurî, Hewremanî, Lorî başta olmak üzere birçok kol ve/veya diyalekt vardır. Bunlar Kürtlerin büyük zenginliğidir. Her biri Kürtlük içinde ayrı bir kültürü de ifade etmektedir. Bu, Kürtlerin en büyük zenginlik kaynağıdır ve diğer topluluklardan üstünlüğüdür. Kürt kültürü ve güzelliğinden söz ediyorsak nedeni budur. Böyle birbirini besleyen zenginliklere sahip olması nedeniyledir. Araplar petrol kuyuları üzerinde oturuyorsa, Kürtler de kültür kuyuları üzerinde oturuyorlar. Kuşkusuz Kürdistan’da da petrol yatakları çok vardır. Biz sadece konunun anlaşılması için böyle bir metafor kullandık. Kürtlerin kültürel kuyular üzerine oturması bu kadar zengin bir Kürtçe dil topluluğuna sahip olunması sonucudur.
Ancak bu konuyu yanlış ele alanlar var. 17. Yüzyıldan sonra ulus-devlet anlayışı ile dillerin tüm diğer kolları eritilerek tek dil potasında yok edilmişlerdir. Ulusal dil ve standartlaşma adı altında dil ve kültür soykırımı yapılmıştır. Örneğin Paris Fransızcası çok az kesim tarafından konuşulurken, tüm Fransızların dili Paris Fransızcası ile tek dil haline getirilmiştir. Diğer kolların ve diyalektlerin vurguları, deyimleri, kendi içindeki farkları, ifade tarzları yok edilerek tek tipleştirilmiştir. Birçok yerde dillerin kolları ulus-devlet ve “ulusal dil” adına yok edilmiştir. Belki çok gündeme alınmamıştır, ama bu da bir kültürel soykırımdır. Hewremanca ile Kirmançkî dili aynı mıdır? Farklı kültür, ruh hali, davranış ve şekillenme yok mudur? Bu farklılık bir zenginlik değil midir? Şimdi Soranca, Kurmancî, Kelhorî, Kirmançki-Dimilî, Hewremanî ve diğer dillerin tek Soranca ya da Kurmancî içinde eritmek kültürel soykırım ve katliam değil de nedir? Ulusal dil adına nelerin ortadan kaldırılmak istenildiğinin farkında mıdırlar?
Şimdi Güney Kürdistan’da Soranca altında Kurmancî ve diğer kollar, Türkiye Kürdistan’ında Kurmancî altında diğer kollar ortadan kaldırılma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Dolayısıyla standartlaşma ve ulusal dil yaratma gibi yaklaşımlar ve girişimler kesinlikle reddedilmesi gereken kültürel soykırımcı bir zihniyettir. Ulus-devletin tek tipleştirme projesinin dil ayağıdır. Bu açıdan ulusallık adına tek bir dil, tek dil ile eğitim yanlıştır. Güney Kürdistan Soran bölgesinde Soranca, Behdinan’da Kurmancî anadilinde eğitim olmalıdır. Soranca bölgesinde Kurmancî, Behdinan’da ise Soranca ikinci bir dil olarak iyi biçimde öğretilmelidir. Kuzey Kürdistan’da Dersim, Bingöl, Siverek ve Varto’da anadil eğitimi Kirmançkî-Dimilkî olur. Kurmancî de ikinci dil olarak iyi biçimde öğretilir. Bunun dışında tek dil yaratma, standartlaşma adı altında farklılıkları ortadan kaldırma yanlıştır. Zaman içinde bir birinden beslenme ve güzellikleri, zenginlikleri karşılıklı sindirerek beslenme en doğru yoldur. Öyle bir zaman gelir ki, biri diğerini yok etmez; hepsi tüm ruhu ve güzelliğiyle bir bütün simbiyotik parçalar olurlar. Hiçbir dil, hiçbir kültür yok olmadan hepsinin içinde mündemiç olduğu bir dil zenginliği ortaya çıkar. Ulusal dil ise çoraklaştırma, zenginlikleri yok etmedir. Bazı kollardan bir şeyler almak bir zenginlik yaratmaz. Bu tür almaların egemen ulus dillerin yaptığı hırsızlamalardan bir farkı olmaz.
Ulusal dil yaratma yaklaşımı, ulusal dil kavramı sorunlu bir kavram ve yaklaşımdır. Ulus-devlet zihniyetinin dışa vurumudur. Demokratik ulus anlayışının dil ve kültür yaklaşımına ulaşmak gerekir. Ne kadar kültür ve dil varsa yaşamalıdır. Daha az sayıda topluluğa ait tüm kültürlere ve dillerin kollarına pozitif ayırımcılık yapılmalıdır. Ulusal dil gibi bir kavram için de hiyerarşik bir yaklaşım göstermek değil de, diğer dillere ve kültürlere pozitif ayırımcılıkla daha gülü ayağa kalkacakları bir tutum ve pratik içinde olmalıdır. Kürtçenin tüm kollarında anadilde eğitim olmalıdır. Her dil kendi coğrafyasında dil ve kültürü ile demokratik özerkliğini yaşamalıdır. Sadece kültürünü değil, kendi kendini yönetme anlamında demokratik özerkliğini yaşamalıdır. Zaten bu olmadan da dil ve kültürler de varlığını koruyamaz.
* Gazetemizin dünkü sayısında Kürtçe yayınlandı.