ABD’nin Virginia eyaletindeki Community College’de sosyal bilimler uzmanı Profesör. Dr. Michael Christie,  bir dili yasaklamanın yeni doğan bir bebeği öldürmekle eşdeğer olduğunu söyledi.

Avrupa’nın değişik merkezlerinde bulunan üniversitelerin daveti üzerine bir grup akademisyenle birlikte çeşitli konularda seminerler vere Prof. Michael Christie ile  İsiviçre’nin Basel kentinde görüştük.
Son bir ay içinde Kürdistan’ın birçok merkezinde Kürtçe eğitim verilmek üzere halkın kendi olanaklarıyla açtıkları okulların devlet tarafından mühürlenmesine ilişkin Christie, bu uygulamanın devlet eliyle işlenmiş bir cinayet olduğunu belirtti.
Christie  devamla, “Dil bir iletişim aracıdır. İnsanları diğer varlıklardan ayıran en önemli özellikleri duygu ve düşüncelerini dille aktarmalarıdır. Dünyaya gelen her sağlıklı bebek, anne-baba ve çevresinden anadilinin kodlarını öğrenir. Anne-babalar çocuklarına duygu ve düşüncelerini en iyi aktardıkları dilde konuşurlar. Olağan koşullarda insanlar dillerini kuşaktan kuşağa binlerce yıldır sözlü olarak aktarmışlardır. Yazılı dilin yaygınlaşmasıyla da birçok dilin gelişimi ve yaygınlaşması daha da kolaylaşmıştır” dedi. 


Dili kabullenmemek toplumu reddetmektir
Ulus devlet yapılanmasından önce binlerce dilin var olduğunu ve dile bağlı farklı toplumsal kesimler arasında hiçbir sorun yaşanmadığına dikkat çeken
Christie, “Ne zaman ki ulus devletler kendilerini yapılandırdılar işte o zaman diller de ölmeye başladı. Endüstrileşme sonucu kentleşmenin artması ve eğitim sistemlerinin çoğunlukla sadece resmi dil üzerinden yürütülmesi azınlık dillerinin zayıflamasına yol açmıştır. Ulus devletlerin egemen tutumları yüzünden küçük nüfuslu gruplar tarafından konuşulan diller daha büyük nüfusa sahip olan devletlerin ve dillerin hegemonyası altına girmişlerdir. Eğitim sistemleri tarafından desteklenmeyen ve sadece evde konuşulan dillerin yaşaması her geçen gün güçleşmektedir. Olağan dışı durumlarda ise dil konusu siyasi egemenlik ve baskı aracı olarak karşımıza çıkmaktadır” diye belirtti.
Michael Christie, egemenlerin Kürtçe üzerinde bir baskı kurduğunu, gelişmemesi, yaygınlaşmaması veya eğitim dili haline gelmemesi için otorite kullandığını söyledi.  “Dil bir ülkenin zenginliğidir” diyen  Christie, “O dili yasaklamak, baskı kurmak o dili kullanan halkı veya o halkın kültürel zenginliğini kabul etmemektir. Hatta dil bir toplumsal varlıktır. Varlık nedenidir. Dili kabullenmemek aynı zamanda o toplumsal varlığı kabul etmemektir” diye belirtti.

Ucuz ve komik gerekçeler

Christie, Türk yetkililerinin “Kürtçe yasak değil. Herkes konuşabilir ve konuşuyorlar da” gibi  söylemlerinin çok ucuz ve komik bir gerekçe olduğu kaydetti. Michael Christie, devamla şunları belirtti: “Binlerce Türkçe eğitim veren anaokuluna, ilköğretime, ortaöğretime üniversiteye ne gerek var ki?  Avrupa’daki, Bulgaristan’daki, Türki Cumhuriyetlerindeki okullara da gerek yok. Çünkü akademik alınmayan bir dil zamanla zayıflar, geniş hazinesini yitirip daralır. Üstüne üstlük bir dil üzerinde baskı var ise bu o dili idam sehpasına götürür.”

Kürtçeye hakarettir
‘Kürtçenin bir bilim dili olmadığına’ ilişkin görüşlere ise Michael Christie, “Bu  söylem aslında o dile bir hakaret ve küçümsemedir. Akademik düzeyde öğrenilen veya öğretilen tüm diller, lehçeler bilime açıktır. Asıl sorun siz o dilin akademik düzeyde gelişmesini ister misiniz, istemez misiniz? Kaldı ki bugün Kürtçe bir bilim dili değilse yüzyıllardır kullanılan bir dilin neden bilim dili olmadığını sorgulamalısınız. Açıktır ki bunu sorgulamayanlar yine bunu cevabını bilenlerdir. Çünkü üzerinde baskı kuruldu, üzerinde asimilasyon gerçekleşti” dedi.  
Christie,son larak şunları dile getirdi: “Bir dil bilimci olarak şunu belirtebilirim. Dil anne karnında duyulmaya ve hazmedilmeye başlanır. Dokuz ay sonra da o duyulan ve hissedilenler seslenmeye başlar. Dili yasaklamak, üzerinde baskı kurmak, asimile etmek, siyasallaştırmak o bebeği öldürmektir. Buna karşı insanlar, kendi imkanlarıyla dillerini yaşamak, geliştirmek ve diline akademik bir boyut kazandırmak istiyorsa bu demek ki, o bebeği yaşatmak istiyorlar. Bu çok insani bir reflekstir.”


ALİ ONGAN/BASEL