Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’ın seçim vaadlerinden biri olan ve Avrupa Konseyinin “yerel ve azınlık dillerinin tanınması, kamu alanında kullanılması ve geliştirilmesi” ile ilgili kanun teklifi geçtiğimiz günlerde Senato’dan döndü ve böylece Versailles Kongresinin yolu kapatılmış oldu. 

Öyle anlaşılıyor ki, Fransa’da jakobenizim, tam anlamıyla özgürlükleri esir almış bulunuyor. Wikipedia ansiklopedisi bu doktrini modern anlamda tarihe aykırı, çağa uymaz (anachronique) olarak tanımlıyor. İnsanlığa mal omuş devrimlerin ülkesi olan Fransa dramatik bir şekilde bu anakronizme boyun eğmiş durumda. 

Aslında tarih içinde bu düşünceyi oluşturan insanların amacı özgürlükleri kısıtlamak değil de korumaktı. Ülkede 1789 devrimi daha henüz gerçekleşmişti. Herkes devrimi nasıl koruyacağı endişesindeydi. Devrimin içinde yer almış bir grup genç başkent Paris’de Jakobenler Klubünü (Club des Jacobins) kurdulur. Anlaşılan bu sabırsız ve heyecanlı gençler daha fazla devrimi dert etmişlerdi. Genelde akşamları bir arya geliyorlardı. Klup uzun bir süre ateşli tartışmalara sahne oldu. Sonunda jakobenizm doktrini gelişti. Politik bir doktrindi, Fransa halkının egemenliğini ve cumhuriyetin bölünmez bütünlüğünü savunuyordu. Herkes rahatlanmıştı, artık devrimin kazanımları garanti altındaydı. Bundan böyle insanlar bu ülkede özgür yaşayacaklardı.

İki asırı aşkın bir zaman önce ‘devrimi korumak’ kaygısıyla oluşturulan bu doktrin tarih içinde anlamını yitirdi. Artık merkezi sistemi elinde tutan bir kısım teknokratın hizmetindeydi jakobenizim. Bu muktedirler bürokrasiyi örgütleme ve hüküm ettikleri coğrafyadaki etnisiteleri, dilleri ve diğer kültürel zenginlikleri yok etmek için bu doktrini bir buldozer gibi kulanıyorlardı. Bundan böyle jakobenizm tek tip bir insan yaratma aygıtına dönüşmüştü. Bunu da ilericilik adına yapıtıklarını söylüyorlardı. 

Maalesef jakobenizim sadece Fransa topraklarında hüküm sürmekle sınırlı kalmadı. Diğer bazı ülkeler de bu sistemi ithal edip kendi ülkelerinde uygulamaya başladılar. Bunların başında Türkiye geliyor. Doksan yıldır Kürtlerin dilleri ve kültürleri bu sistemin kanunlarıyla yasaklandı, yok sayıldı.

Bugün artık jakobenizim hem Fransa, hem de onu ithal eden ülkeler için tam bir kabusa dönüşmüş durumda. 1992’de Fransa Avrupa Konseyinin ‘yerel ve azınlık dilleri tanıma’ şartını imzaladı. Maalesef bu yasa yürülüğe girmeden yıldırım hızıyla anayasa mahkemesinden geri döndü. Mahkeme red kararında, “Anayasanın 2. Maddesine göre Cumhurriyetin resmi dili Fransızcadır. Fransızcadan başka dillerin kullanılması Devletin bölünmez bütünlüğü ve Fransız halkının birliği prensibiyle çelişiyor...” gibi ifadeler gerekçe gösterdi. 

Sadece deniz aşırı sömürgelerinde değil, Fransa ulusal toprakları içinde de yerel dillerin kamusal alanda kullanılması ve geliştirmesi yönünde talepler hergün biraz daha artıyor. Breton, Alsace gibi bölgelerde halk ana dilini geliştirmek ve kültürünü yaşatmak için çeşitli çabalar içine girmiş durumda. Bu alanlardaki çalışmalar giderek gelişiyor ve önümüzdeki dönemlerde seslerini daha gür olarak merkezi hükümete duyuracak gibiler.  

Fransa jakoben sistemiyle sadece özgürlüklerin önüne set çekmiyor. Bugün ülkede ceryan eden birçok sorunun bu sisteminden kaynaklandığı görüşü mevcut. Son yıllarda sık sık medyada yer alan, ırkçı Ulusal Cephe ve Merkez Sağ parti tarafından kullanılan göç ve entegrasyon sorunu da bu doktrinden nemalandığı yorumu yapılabilir. İnsanlara kimliklerini, kültürlerini inkar edip, ‘cumhuriyet prensiplerine göre vatandaş’ olmayı dayatan bir anlayış hakimdir.