AKP hükümeti bu sistemin iyi bir uygulayıcısı durumunda. Tek tek insanları, kitleleri, değerleri, tarihi, kültürü, kadını, ahlakı, toplumu, güven olgusunu ve daha birçok şeyi hızla yiyip yutuyor AKP. Yıllardır tabu olan konuları gündeme taşıma cesareti gösteriliyor. Bu gösteri -gündemlerin henüz ısınmadan AKP'nin atık kutusuna atılmasıyla- başladığı hızla son buluyor. 12 Eylül askeri darbesi tartışıldı, gündeme alındı, gündemden düşürüldü ama darbelerin siyasi olanları hızla sürdürüldü. Dersim konusu gündeme alındı, hatta gerekirse özür dileneceği söylendi ama yılların acı dağarcığında koyulaşmış bir acı bilincine dönüşen bu konu da başbakanın her zamanki stratejisi gereği sözler ağızdan çıktıktan sonra bir kenara atıldı. Bu söyleyip geçme tarzı AKP hükümetinin temel siyaset anlayışına dönüştü. Gerektiğinde durumu kurtarmak için söylenmesi gerekenler söyleniyor ve sonrası yok.
İşte bu minvalde bir söz de Arınç tarafından sarfedildi. O sözlerin ne etkisi yarattığını da haber ajanslarımız kısa ve özlü bir şekilde anlattılar. Bunca içi boş, davranışın tam tersine düşünce neden sarfediliyor? Siyasi ve askeri operasyonlar son hızıyla sürerken, kimyasal silahlar TC'nin kimliği olmuşken, çocuklar kelepçelenerek götürülürken, katliamları kınayanlara polis ve jandarmalar birleşip sokak işkencesi yaparken ve daha birçok kirli, kabullenilmez uygulama sürerken hangi kimlik tartışılabilir? Böyle ahlak dışı bir amel varken hangi haklar zikredilebilir? Kürtler AKP nezdinde köledir. Köle olanlar devlet-i âlânın her yerinde boy gösterebilir. Ruhunu satmış Kürdün bir örneğidir çünkü o. Köle olmayan Kürt ise kemiklerinin çöplüklere-asit kuyularına atılacağı, bir gün ansızın sokak ortasında bir kurşunla hayatının son bulacağı gerçeğiyle yaşamak durumundadır. Bedeninde polisin, askerin, jandarmanın ya da kendinden olmayanı sadece kimliksiz ve ölü görmeye tahammül edebilen faşistlerin saldırılarından izler vardır.
Bunlara rağmen hakikat değeri olmayan sözler sarfetmek, başbakan yardımcısı da olsa kimseye yarar getirmez. Arınç da sarfettiği sözlerin aynı kaderi yaşayacağını bilmelidir. Bunca katliamın, tutuklamanın, işkencenin ve saldırının olduğu bir dönemde aile sorunlarından söz eder gibi Kürtlerin sorunlarından ve haklarından bahsetmek, özgür Kürtlerin nezdinde hiçbir bir çözüm alternatifi yaratamayacaktır.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde altı aya yakın bir zamandır tecrit sürmekte, devlet yetkilileri görüşmelerin engellenmesine ilişkin hiçbir açıklama yapmamaktadır. Buna rağmen aynı yalanı yüzlerce defa söylemenin aymazlığı ve utanmazlığı içindedir. Yalan, ahlak yitiminin en fazla yaşandığı alandır. Bir insan ne kadar kötü de olsa aynı yalanı yüzlerce defa söyleyemez, kararlıysa başka bir yalan söyler. Yüzlerce defa aynı yalanı söyleyecek raddede bir utanmazlık yaşamayı kabullenmek için tüm ahlaki değerlerini yitirmiş olmak gerekir. Ki devlet kurumu, zaten ahlakın öldürüldüğü yerde yükselebilmektedir.
Tüm bunlara rağmen Türkiye devleti şunun farkında olmalıdır: Kürdistan halkı için Abdullah Öcalan, gündeme alınıp tüketilecek bir gündem değildir. Bir bireyde bir halkın tarihinin ve toplumsal hakikatinin toplandığı gerçeği ancak bu kadar kendini varedebilir. Bu gerçek, hiçbir yalanla üzeri örtülemeyecek kadar güncel yaşamın içine yerleşmiştir. Gencecik insanların bedenlerini ateşe vermesi kabul etmediğimiz, ama önünde saygıyla eğildiğimiz bedellerdir. Bu bedel ve bu bedellerde toplanan acı yanmak kadar yakmasını da bilen bir bilinç yüklenmiştir. Bu gerçekler karşısında kamuoyu, medya ya da devlet yetkilileri yok hükmünde yaklaşsalar da, Önderliğimizin belirttiği gibi, hakikat hiçbir zaman yok edilemez, ancak üzeri örtülebilir. Doğru ve yerinde mücadele verilerek uyumuş haldeki hakikat olan gerçek uyandırılır ve hakikat yolu açılır.
Üç maymunları oynamak deyimi geliyor aklımıza burada. Kürt sorunu eksenli olarak Ortadoğu gündemine taşınan demokrasi ve barış içinde bir arada yaşama sorunları karşısında kamuoyunun, medyanın ya da rol üstlenmesi gerekip de üstlenmeyenlerin düştüğü durumu anlatmak için çok dile geldi bu deyim. Üç maymunları oynadılar, bir kez daha oynadılar, bir kez daha oynadılar… Ama bu oyundan ders çıkarıp da bir son veren olmadı. Bugün bu deyimin yerini başka tanımlar alıyor. Ne de olsa, duymayacağımız, görmeyeceğimiz ve bilmeyeceğimiz bir çağda değiliz. İletişim tekniği her türlü haberi parmaklarımızın arasında dolaştırıyor ne de olsa. Her şeyi duyabiliyor, görebiliyor ve bilebiliyoruz.
Artık şu sözü duyar gibi oluyoruz. "Görüyorum, duyuyorum, biliyorum… Ama hiçbir şey yapamıyorum."
Yapamıyorum. İşte bu kadar. Tek kelimelik bir durum belirlemesi işte. Üç maymunlar yerine Leviathan'ın hücrelerine özenmiş yeni bir maymuncuk oluştu diyebilir miyiz bilinmez. Ama şunu kesin olarak söyleyebiliriz. Devletler insanların iradesini, değerini, anlamını ve toplumsal belleğini tüketiyor. İnsanın kendi kendisini kemirip tüketmesinin bir biçimi oluyor. Bu sistem içindeki bir birey, kendini yaşamındaki bir durumu, oluşumu ya da işleyiş biçimini değiştiremiyorsa ya da değiştiremeyeceğini düşünüyorsa, o insanın yaşamında anlam azalmış demektir.
Soykırım, kültürkırım, iradekırım, kadınkırım ve tüm diğer kırımlar sürüyor.
AKP hükümeti, tüm Türkiyeli halkların anlamını azaltmaya devam ediyor.