Aydınlıkla karanlığın buluştuğu, karşılaştıkları, çekiştikleri ve sonraki zamana kendilerini katık ettikleri anlar, işte bu sebepten önemlidir. Akşam güneşin batış saatlerindeki kızıllık ile sabah doğum saatlerindeki kızıllığa her zaman için yoğun, damıtılmış, koyu anlamlar yüklenir. Mevsimin, zamanın, zamanın mekânla buluştuğu ve an adını aldığı yaşamların anlamı, yaşananlarla yeni anlamlar yüklenerek kendini sonraki zamanların ön günleri haline getirir.
Güneş tutulmasını gerillada görmüştüm. Güneşin büyüklüğüne rağmen ay tutulmasının beni daha fazla etkilediğini de bu son ay tutulmasında fark ettim. Güneşin tutulması uzun zaman aralıklarıyla gerçekleştiğinden ilginç, merak uyandırıcıydı. Tüm ilginçliğine rağmen gün ortası aydınlığının karanlığa dönüşmesi, pek iç açıcı değildi. Geçici olduğunu bildiğimiz için bu karanlığa hayıflanmadık ama bir an için tutulan güneşin bu tutsaklıktan kurtulamadığını düşünmek bile hayatın sonunu getirecek önemdeydi. Tabii ki evren aklı, güneşin kendi tutulma zamanından sonra yeniden aydınlığa kavuşmasına kaynaklık ederek, yaşamın yeni anlamlar kazanarak süreklileşmesini bir kez daha gerçekleştirdi.
Oysa ay tutulması bambaşkaydı. Bir kez 2001 yılının başlarında görmüştüm ay tutulmasını. Çok etkileyici bulmuştum. O zamanlar mevsim kıştı, ay tutulmasının soğuk havayla bir ilişkisi var gibi gelmişti bana. Bu defa de yaz mevsiminde gördüm. Haziran ayının on beşini, on altısına bağlayan gece. İnsanlar olarak kendi ölçülerimize vurduğumuz zamanın bir parçasını bir diğerine bağlayan bir aralık. Bir günün geceyle sonlandığı saatlerinin, başka bir günün geceyle başladığı saatlere akması biraz da. İşte o akış dakikalarında dünyamızın gölgesi ayın üzerine düştü. Ayın o dakikalarda güneşten ışınlar almasını engelledi dünyamız. Girdi ayla güneş arasına. Arasını bozmak istedi bir zaman, ama o zaman içinde kendisini karanlıkta bıraktı. O saatlerde ay tutuldu. Kendini göstermez oldu. Kaldı bir gölgenin ardında. Gölgeler gariptir. Var mı, yok mu oldukları pek kestirilemeyen, hem yok hem var olan bir şeydir gölge. Işık sayesinde varoluyor ama işte böyle kimi zamanlarda bir şeyleri gizliyor. Ayın kendisi görünmüyordu o esnada. Fakat tüm engellemelere rağmen ayın kendinden taşırdığı ışınlar kaybolmamıştı gölgelerin gölgesinde. O ışınlar tüm tutsaklıklara rağmen görünüyordu. Aydınlığı vardı. Bedenin tutsaklığına rağmen ruhun özgür oluşu gibiydi. Kendi bedeni tutsaktı, tutulmuştu ama işte o ışınları özgürdü. Gecenin tüm karanlığına rağmen bizi aydınlatmaya, yolumuza bir parça ışık düşürmeye çalışıyordu işte.
Gölgelenmeye çalışılan tüm tutsaklıklar konuk oldu yüreğimin kıyısına. Üzerine koyu gri bir gölgenin düşürülmeye çalışılan tüm aydınlıkları düşündüm o an. Tüm aydınlık dolu engellenemezlikleri. Tüm çabalara rağmen aydınlığın gizlenemediği, üzerine hiçbir arabozucunun, hiçbir kırım zihniyetinin sonsuz karanlıkları hükmedemediği ve her şeye rağmen tüm zamanlarda ışın ışın yüreğimize akan hakikat ehillerinin parıltılı ışıldayışları geldi aklıma. Varlığımıza, onurlu ve anlamlı bir varoluşa sebep bu ışıldayışları bir an için olsun ayın gölgesinden çıkarıp yüreğime taşıdım. Böyle bir anda, gölgenin varlığının da güneşle, ışıkla mümkün olduğuna ve bu vesileyle ışığın gücüne bir kez daha tanık oldum.
Gerilla, savaş koşullarında zorlayıcı olduğu zamanlarda ay ışığını pek romantik bulmaz. Ama bu zamanların dışına taştığında ay ışığının her gerillanın yüreğinde bir yükselişe, bir duygular şelalesi oluşturduğuna ve çağıl çağıl aktığına herkes şahittir. Her bir gerillanın ayla ilgili en azından bir şiiri ya da yazısı, kendine has bir sözü vardır. Bu ay sevgisi, sanırım eski zamanlardaki kadın eksenli inançlardan kalan bir eski belleğin güncelde yaşatılmasıdır. Bu zamandaki anlamı da karanlıkların ortasından yükselen bir aydınlık olmasından ileri geliyor olmalı. Ayın oluşturduğu manyetik gücün tüm insanlarda yarattığı etkiyi de yabana atmamak gerekir. Tüm bu gerekçeler birleştiğinde, kendi suretini, yüreğindeki tüm med-cezirleri ay ışığının imtihanında yıkayan bir gerilla gerçekliği oluşur. İşte bu defa da, ay tutulması bu şelalelerin coşkun akışına yeni bir soluk kazandırdı ve her bir gerillanın yüreğinde aydınlıkların kazanacağına ve karanlıkla mücadelenin kazanımı mümkün kıldığına olan inancı kendi ruhuyla yıkayarak dizginsiz akışlara yönelen yeni bir zamanı başlattı.