Bizim çocuklar neden bu kadar yüksekleri severler? Yükseklerin tüm soğuğuna, rüzgarına, karına, yağmuruna ve zorlu yaşam koşullarına rağmen bizim çocuklarımız dağların doruklarını hiçbir şeye değişmez. İnce fidanlar gibi bedenlerinin, dağ zirvelerinin koşullarına dayanmakta zorlanacağını bilse dahi o doruklardan inmeyi bilmezler. Gerillaların bu yüksekleri, rüzgarları, bu zirveleri bunca sevmeleri, yayla rüzgarlarıyla yıkayıp yüreklerini, her bir zaman aralığını kendini yeniden yaratmanın akışına kaptırmaları nedendir?
Yaylaların rüzgarları öyle serttir ki, yaz mevsiminde kış aylarının soğuğunu her zaman akılda tutmayı sağlar. Fotoğraflara bakınca, mekanı bilmeden zamanı anlayamaz yaylalara yabancı olanlar. Bilse ki Cilo’nun, Çarçela’nın doruklarıdır ya da Herekol dağlarının zirvesidir mekan, bilir ki mevsim yazdır. Mevsim yazdır ama yaz mevsiminin bunaltıcı sıcaklığından çok uzaktır zamanın ruhu. Gerillalar bu ruhu en derininde yaşamakla başlamışlar yürüyüşlerine, şimdilerde ise bu ruha kendilerinden parçalar katmışlar. Yayla zamanlarına katılmanın da bedelleri var tabi ki. İnsanın burnunun ucu önce kıpkırmızı olur, sonra o kırmızı bölge yavaş yavaş soyulup kabuk atarken yüzün diğer bölgeleri önce hafif kızarıklık sonra da yanık bir esmerlik kuşanır.
Yaylaların havası, tüm zorluklarına ve her bir insana yeni bir sima kazandırmasına rağmen istenen, özlenen ve her zaman aranandır. Gerillalar yaylaları, dağ rüzgarlarının bir an dinmediği yükseklikleri, dağ zirvelerini neden severler bilir misiniz? Çünkü bu imgelerde bir kartal oluş vardır. Bu imgelerde yüksekliklerde yuva yapan ve özgürce uçan kanat çırpınış vardır. Bundandır her gerilla yükseklikleri sever. Ve emin olun ki, her gerilla mucit olmayı hiç mi hiç düşünmemesine rağmen uçmayı düşünmüş, istemiş ve kanatlarını açarak dağ rüzgarlarına yüreğini vererek uçurum kenarlarını solumuştur. Her gerillanın uçtuğunu gördüğü rüyaları vardır.
İşte resimdeki bu gerilla da, efsanelerin içinden çıktığını düşündüren bir dağ zirvesinde, dağların zirvesiyle yan yana, kol kola bir yükseklikte, bulutların gerillaların saçlarını delice tarayıp aşağılara süzüldüğü bir yükseklikte, soğuğun insanın burnunun ucunu dondurma aşamasını aştığı bir yüksekliktedir. Delice bir rüzgarın tam kalbinde, muzipçe gülümsemektedir.
Böyle yerlerde en sıcak mevsimde hatta günün en sıcak saatinde dahi kışlık kazaklar vs giymek bir alışkanlık olur. Mevsimin ilk gerekliliğiyle başlayan ve rüzgarla anlaşmalı bir alışkanlığa dönüşen yayla kültürü bir süre sonra kendisine uyum sağlayan insanı öyle bir sever ki, kendisiyle o gerilla arasında kopmaz bir bağ oluşur.
Bu fotoğrafı ilk gördüğümde, işte o bağı gördüm. Dağları sever, dağ rüzgarlarını seven ve yüreğini dağ rüzgarlarıyla binlerce kez yıkamasına rağmen bıkmamış olan bir gerilla yüreği gördüm. Yüreğini gözlerine taşımış bir gerilla gördüm bu karede. Öyle bir sevgi ki, yıkıcı yönleri oldukça fazla olan sert zirve rüzgarlarını bile sevgiyle, espriyle karşılamasını öğretir, rüzgarın sertliğini yumuşatıverir. Hani rüzgar gelir de tütün sararken sigara kağıdını alt üst eder, onunla da kalmaz o acı tütünün bir parçasını sokar insanın gözünün içine… Ya da büyük zorluklarla yerleştirilen, taşlarla köşeleri tutturulan naylon parçasını hışımla alıp götürür, kalakalır insan rüzgarın insafıyla baş başa. Sonrasında küsmek olmaz. Başka bir tutam tütün alıp rüzgarla dövüşmeden, hayatını rüzgarın varlığıyla birlikte sürdürmeyi bir yaşam anlayışına dönüştürür. Gerillalar buna benzer durumlarda kızıp küsmeyi bilmezler pek. Doğayla konuşur, kızgınlıklarını kısa sürede atlatarak yeni bir uyumu yaratmasını bilirler. Tutunurlar bir dağın yamacına, sarılırlar bir taş parçasına. Böyle zamanlar kiminde taşları yumuşatırken kiminde yüreği taşlaştırır.
Yüksekleri sevmenin bir yönü de zorlukların üstesinden geldikçe insanda kendine güveni artırmasıdır. Karşılaşılan zorluklar, kaçıldıkça bir kaplana, üzerine gittikçe kağıttan bir kaplana dönüşür denir. Aslında bu söz, savaş kültürünün bir sonucudur ama savaşın henüz bitmediği ülkemizde bu sözlerin de henüz geçerliliği bitmemiştir. İşte böyle anlarda, gerillalar zorlukların üstesinden gelebilmeyi, zorlu doğa koşullarına yenilmeden amaçlarını gerçekleştirmenin onurlu ve anlamlı direnişini günlük olarak yaşam eylemlerinde sürdürmeyi bir varoluş biçimi sayarlar. Ve bunu başardıkça da kendilerine güvenleri artar. Dağların yüksekliğini kendilerindeki, kendi yüreklerindeki yücelişle kıyaslarlar. Değil mi ki insanların dağlara özenişidir gerilla olmak biraz da. Yüreğini dağ dağ büyütmektir.
Yüreğini dağ dağ büyütmesini bilen gerilla, dağ rüzgarlarına yoldaş olmasını da bilir, rüzgarı anımsatan tüm çağrışımları yüreğine konuk etmesini de. Kartalların süzülerek yanı başlarından geçişini, kahramanlaşan gerillaların geçişine benzetir. Yaralı bir zamanın kalbinden ve yaralı bir ülkenin bedeninden geçişine benzetir biraz da. Her bir adımı, yaraları sağaltan bir kanat çırpışı olur böyle anlarda. Her soluk alışı uçmaya meyletmiş yüreklerin uçurum kenarı kanat çırpışı olur. Ve hüzünle noktalanan her mevsim sonu, işte bu fotoğraf karesindeki gibi bir sevinçle, yeni bir özgürlük mevsiminin gelişini karşılamaya yöneliş olur.
DILZAR DÎLOK: Dağ rüzgarlarına yoldaş olmak