Kadın özgürlüğü konusuyla bağlantılı bir diğer konu da erkeğin özgürleşmesi konusudur. Kürt Halk Önderi, kendi kişiliğini özgür gerçekleştirmekle ve bu gerçekleşmenin tüm aşamalarını kendi toplumuyla paylaşmakla, bunun perspektifini fazlasıyla vermiş olmaktadır. Kürt Halk Önderi’nin son savunmalarında da erkeğin özgürleşmesi konusunda çarpıcı ve somut belirlemeler vardır. Öcalan, “Tüm kölelik biçimlerinin kişiliğinde denendiği ve özümsetildiği kadın kimliğini çözümlemek, özgürlük ve eşitlik davasının yoldaşı ve yaşamdaşı yapmak, doğru, ahlaklı ve güzel erkek olmanın da temel koşuludur” belirlemesini erkeklere yönelik olarak ortaya konmaktadır.
Erkekte kökleşen mülkiyet anlayışını özellikle başta kadın üzerinden gerçekleştirmesi, bununla bağlantılı olarak bu anlayışını zürriyetim dediği çocuklarına yöneltmesi, ailesini kendi mülkiyet sınırları olarak görmesi, kendisine de buna yönelik bir erkeklik konumu belirleyerek iktidar kurması, özgürleşmenin en büyük engelidir. Sahiplik zihniyeti ne sahip olanı ne de sahip olunanı özgürleştirebilir. Kadın nesneleştirilen olduğundan bu ilişkide en fazla zararı görmekte, fiziksel ve ruhsal açıdan yıpranmakta ve dolayısıyla gün geçtikçe özgürlükten de uzaklaşmaktadır. Bu anlamda Kürt Halk Önderi’nin kadınlara perspektifi ve temel sloganı son savunmalarda şöyle dile gelmektedir: “Kadın sadece ve sadece kendi kendisinin (Xwebûn) olmalıdır. Hatta sahipsiz olduğunu, tek sahibinin kendi kendisi olduğunu bilmelidir.”
Kadının yaşamına ilişkin önemli belirlemelerin yer aldığı “Kürt Sorunu Ve Demokratik Ulus Çözümü” adını verdiği son çalışmasında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, kadın ve erkek kişiliklerini aşağılayan anlamlar taşıyan söz dizinlerini reddediyor. Aşağılayıcı bir sıfat olarak gördüğünden olsa gerek ‘karı koca’ kelimesini kullanmıyor. Bunlar yerine özgür eş yaşam olarak tanımlıyor kadın ve erkeğin özgür birlikteliğini. Bir yaşam alternatifi olarak ortaya konulan özgür eş yaşam, kadın ve erkeğin ayrı ayrı özgürlüklerini gerektirdiği gibi, özgür bir yaşam anlayışını, bir arada olmanın getireceği yükümlülükler karşısında özgür tutum belirlemeyi ve kökten bir özgürlük zihniyetini şart kılıyor. Evlilikleri reddetmenin yanında, evli-evsiz birlikteliklerin de özgürlük düzeyini sorguluyor, çözümlüyor, aşıyor, aştırıyor. Evlenmenin baş bağlama adı altında başta kadında beyin ve yürek bağlama, kilitleme, çürütme eylemi olduğu bilinmekte. Bundan olmalı, düğünlerde gelinler ağlar, damatlar güler; kız tarafı ağlar, erkek tarafı güler. Bir tarafın mağlubiyeti ile diğer tarafın galibiyeti baştan bilinen, bile bile kabul edilen bir gerçeklik, bir mağduriyettir.
Özgür eş yaşam olarak kendi başına bir başlık altında ele alınan kadın konusuna toplumda nasıl yaklaşılacağı, nasıl ele alınacağı ve nasıl yaşanacağı doğrultusunda net ve özgürlükçü yanıtlar vermektedir. Kadın ve erkek olarak her iki cinsin özgürlüğünün karşılıklı olarak birbirlerini etkileme boyutu anlatılırken, bu özgürlük düzeyinin de toplumu özgürleştireceği gerçeği somut olarak ortaya konulmaktadır.
Bununla birlikte evlenmelerin erkeğin de beynini ve yüreğini özgür yaşama kapattığı, onu bir dar zindana hapsettiği, mikro iktidar yanılgısıyla erkekte sisteme katlanılırlık oranının arttırıldığı ve hegemonik sistemin bu yolla kendisini var kıldığı ve süreklileştirdiği sır değildir. Bu çalışmada ise bu konu çarpıcı olarak vurgulanmakta ve köle kişilikler yerine özgür kişilikler olmanın yöntemleri ortaya konulmaktadır. Ayrıca kadın erkek ilişkilerine yönelik perspektif kadar, yaşanacak sorunların çözümüne ilişkin yol ve yöntemler de ortaya konuluyor. Kadın katliamlarının derin acısı hissediliyor bu satırlarda.
Bir zamanlar tanrıça olan kadının bugün fahişe statüsünde total bir kırıma uğratılması, tüm kadınların bir tecavüz nesnesi olarak görülmesi reddediliyor. Onu kendisi olmaktan uzaklaştıran, köleleştiren, ona şiddetin her türlüsünü uygulayan erkekle yaşamayı reddeden kadına yönelen erkek şiddetinin köleleştiriciliğini kesinlikle her iki cins için de kabul etmiyor.
Bu belirlemelerin ulaştırılması gereken temel noktalardan biri, jîneoloji araştırmalarının özgür eş yaşam konusundaki çalışmalarının derinleştirilerek, kadın biliminin özgür kadın varoluşunun bir mecrası olarak bu alanda kendi bilgi disiplinini oluşturarak, yaşamın tüm alanlarına yansıtılmasıdır. Evrenin kendi çeşitliliğini kendi anlam bütünlüğünde buluşturması anlamına gelen eş yaşam tüm bilimlerin hizmet edeceği alan olmalıdır.
Toplum içerisinde yaşanan sorunlara baktığımızda tüm ilişkilerin pamuk ipliğinden daha gevşek bağların insafına kaldığını görmekteyiz. Aile ortamında öğrenilen ilişkiler, köken itibariyle bir tarafın korkunç ağırlığıyla öğrenilmektedir.
İlişkilenme zihniyetinin ilk oluşumundan itibaren kız çocuklarının belleğine korkuyla, zayıflıkla, kedimsi bir kölelikle yerleştirilen kadınlık karşısında erkek çocuklarının zihniyeti güçlü kaplansı erkekle, aslanvari düşlerle erkeklik kimliğine hazırlanmaktadır. Çocukluktan itibaren oluşturulan bu dengesizlik tamamen kadının aleyhine gelişmektedir. Kadın tarafının yok denecek kadar tüketilmesi karşılığında erkeğe düşen tarafın aşırı ağırlaştırılması, dengesiz ilişkileri yaratmakta, bir süre sonra erkek de kendi ağırlığı altında ezilmektedir. Kadının anlık olarak tüketildiği ve her anın sistemi yeniden üretmeye bir zemin sunduğu ilişkilerin özgür olmasını beklemek yanılgıdır.
Hegemonya zihniyetiyle inşa edilen ilişkiler hiçbir zaman özgürlük mecrasına girmezler. Gelecek zamanlarda kuracakları ilişkilerle geçmişte yaşananların aynı sonuçları tekrarlamamaları için tabi ki somut ve dönüştürücü tedbirler alınmalıdır. Çocuk yaştaki öğrenmelerin tüm ömre yayıldığı herkes tarafından bilinmektedir. Bundan dolayı çocuklar için her anın bir yaşam okulu mahiyetinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Günümüz itibariyle kadının özgürleştirilmesi yanında kız çocuklarının tarihsel kadınlık tecrübeleri hakkında bilgilendirilmesi, kölelik tarihinin tekrarlanmaması için, jîneolojinin çerçevesi dahilinde sistem gerçeğine göre kendini dayatmaktadır.
Toplumsal sorunların ilki çözümlenmeden sonradan gelenler çözümlenemez. Kadın özgürlüğünün toplumsal özgürlükle bağlantısını yaşamın her alanında, her ayrıntısında görebiliyoruz. Kadın tanrıçalaştıkça, çevresinde tanrısal güzellikler yaratır ve erkeği de tanrılaşmaya çağırır. Ama sistem kadınları özel ya da genel evlerde fahişeleştirdikçe de kadının çevresine yansıması da fahişeleştirme şeklinde olacaktır. Çünkü hakikat, kadından başlayarak suya düşen damlaların oluşturduğu dalgalar gibi topluma yayılmaktadır. Toplum olarak özgür yaşamanın tek şartı kadın özgürlüğü olması, hem kadının toplumsallığıyla, tüm toplumsal var oluşlarla kökenden ilişkisiyle bağlantılıdır hem de kadının ilk köleleştirilen kesim olmasından kaynaklıdır. Tüm çözümlemelerin varmaya çalıştığı gerçek özgür yaşamdır.
Kürt Halk Önderi Öcalan savunmalarında, özgür yaşamın şartını şöyle ortaya koyuyor: “Özgür ve sosyalist toplum ancak tecavüz kültürüne karşı anbean felsefe, bilim, etik ve estetikle yüklenen kişiliklerce gerçekleştirilebilir. Bu temelde gerçekleştirilecek özgür eş yaşamların birey ve toplum için sürekli güzellik, doğruluk ve iyilik üreteceği açıktır.
Yaşamı heba etmemek için, öncelikle kadınla yaşamın doğru, ahlaklı ve estetik (güzelce olanı) biçimlerini gerçekleştirmek şarttır. Bunun için sorumluluktan pay alan her erkek ve kadının, özellikle kadının güçlenmesi, özgürleşmesi ve tüm toplumsal alanlarda denk bir seviye kazanması için bilimsel, felsefi, etik ve estetik yaklaşım ve pratikleri sürekli geliştirmesi ve örgütlemesi, demokratik ulusun zihniyet ve kurumlarında yaşamsallaştırması gerekir.”
DILZAR DÎLOK: Prometeleşebilecek olan kimdir?