Bir gece vaktiydi. Karanlığın koyusuydu. Gölgeler kaçıp saklanmıştı karanlıkların ardına, ağaç diplerine ve suların derinliklerine. Bir çıksalardı saklandıkları yerlerden, bir gösterselerdi kendilerini, bilecektik onları var eden güneş tam yanı başımızda ve bizimleydi. Ne var ki, güneş yanı başımızda ve bizimle değildi, ve de gölgeler saklanmakta, o zaman aralığında kendilerini sır yapmakta ısrar etmekteydiler.
Her bir gerillanın yüreğinde tutuşturduğu özgürlük ateşinin gözlerinde çıra çıra yansıdığı anları dahi yutup yok etmeye çalıştığı bir koyuluktaydı gece. Mum alevinin rüzgara direnişini andırırdı kısacık anlarda yalımlarını fark ettiğimiz gerilla bakışları. Yıldız yıldız yansıyan o minicik bedenine dünyaları sığdıran gözler yetiyordu tutunmak için evrene. O gözlerin evreniydi bizleri yaşama, özgürlüğe ve aşka bağlayan. O kısa anlar, özgürlük anları olmaya adaydı. Var olduğumuz anlardı. Var olduğumuzu acının esamisi dahi olmadan duyumsadığımız anlardı. Kendi tartımımızda uzun olan ömürlerimizin anlamının var olduğu özgürlük anları, evren ömrüne bizi katan anlardı.
Yolculuklardı işte bu akışlara sebep. Yürümek… Yürümek öylesine bir iş gibi, yapacağın işe araç bir iş gibi bilinir. Yürümenin anlamı ulaşılacak olandadır sanılırdı. Oysa yürümek, kendi başına evrenin devinimine katılmaktı. Yoksa tanrı neden "yürü ya kulum" desindi ki…  Yürümek başlı başına evrenle bütünleşmenin, bilmediğimizde ya da farkında olmadığımızda dahi, sezgisel bir güçle derinden hissettiğimiz kozmik hareketliliğin oluşmasına bir adım atmaktı. Yürümek ve her adımda dünyanın ayaklarının altında dönmeye devam ettiğini, seninle döndüğünü hissetmek, her dönüşte oluşan rüzgarların yüreğe bir parça yerleşerek değişimi yarattığını duyumsamak özgürlük anını oluşturuyordu.
Ve bu anları yaşama şansını en fazla yakalayan gerillalar, gecelerin karanlığında, koyu karanlık zamanlarına kendi yüreklerinin çırasını yakarak aydınlıkları, sıcakları ve ateşten zamanları taşıyorlardı. Yürümenin ve yolculukların anlamı, yola sığdırılan anlamlarla örülüyordu.
Yol arkadaşlığı, hakikate ulaşma arzusu, çabası ve sevincini paylaşma ortaklığında olmaktır. Yolu paylaşan birçok arkadaş yanında bunların içinde yolu güzelleştiren, anlamı derinleştiren ve yolculukları tüm hüzünlerine rağmen sevdiren, cazip kılan ve çoğunda içindeyken dahi özleten yol ehilleri, aşk ehilleri vardır. Gerillalar ehl-i yol, ehl-i aşk, ehl-i dil olur zamanın böyle kesitlerinde. Yol ve yürek ehilleri bulundukları zamana kendilerinden anlamlar katarlar. Bu nedenle tanımasanız da bilir, hemen bulup tanırsınız onları. Aşkla, özgürlük heyecanıyla bakınırsınız etrafınıza onları görebilmek için.
Vakitlerden böyle bir vakitti. Her adımda toprağı hissetmenin yüreğimi kıpraştırdığı bir zaman aralığıydı. Her adımda bedenimdeki devinimi hücre hücre hissediyor ve bu devinimin toprakla, rüzgarla ve birlikte yürüdüğüm yoldaşlarımla birlikte olmanın kıvancıyla yüreğime özgür bir toplumsallaşma yüklediğini duyumsuyordum. Tempo vardı ve temponun ritme hep aynı olmasa da soluk soluğa adımlarla alnımızdan süzülen ter damlaları ve ilerledikçe karanlığı yenen gözlerle birleşiyordu.
Gerillanın yürek ateşi devinimle birleşerek bedende bir susuzluk yaratır. Susuzluk hissine dönüşüp yürüyüşlerde kolkola ilerler gerillalarla. Su ile ilişki, suyun olmadığı anlarda daha bir derinleşir. Sessiz, lıkır lıkır akan sular gibi damlar adımları gerillanın. Zamana akar her bir damlası. İşte böyle bir zamandı.
Bir ses, bir gerillanın sesi, susuzluğuma bir dağ pınarı serinliğinde damladı.
- Su içen var mı?
- Evet!
- Buyur heval.
- Sağ ol heval, kimsin sen?
- Benim!

- Peki, sen kimsin?
- Benim!
İlk kim kimdi, ikinci kim kimdi? Alan kimdi, veren kimdi? Kim kimi ne kadar anladı, ne kadar bildi?
im, kimin kim olduğunu bilmeden, yol arkadaşını yüreğinin derinliklerine bir serinlik hissiyle yerleştirip yola devam etti.
Yol işte. Yoldu farklı kimleri birleştirip kimliği yaratan derya deniz. Yürümeye kimlik kazandıran, yürümekle gerillalara da yeni bir var oluş ruhu veren yol… Yürümenin, zamana akmanın ve akan zamana karışmanın yoluydu gerillaların yürüdüğü. Ve gerillaları kendi varoluş gerekçeleriyle, yolun tüm ehilleriyle buluşturan da yine bu yoldu.