Müslüman toplumlar için kutsal olan ramazan ayını geride bıraktık ve bayram yaşanıyor. Tüm Müslüman âleminin bayramını kutluyor, başta Ortadoğu olmak üzere tüm Müslüman halkların kardeşlik barış ve huzur içinde yaşamasını diliyoruz. 

Ramazan ayında İslam’ı referans aldığını söyleyen bazı kişiler tarafından HDP’ye yönelik töhmet altında bırakıcı açıklamalar yapılmıştır. Böylece İslam inancında olan halkımızın kafasını karıştırma amaçlanmıştır. İslami söylemler kullanılarak toplumu yönlendiren AKP ya da başka kesimler gibi halkımızı yönlendirme ve yanlış algılar oluşturma çabası içinde olunmuştur. Aslında bunlar vicdan, ahlak, adalet, hak, eşitlik gibi halkın inancında var olan değerler adına değil; siyasi rant ya da toplumu kendine göre yönlendirmek için yapılmış konuşma ve değerlendirmeler olarak ortaya çıkmaktadır. Herhalde HDP’nin en başta da demokrasi ve özgürlük ölçülerinde, bu çerçevede hak, adalet, vicdan, ahlak ve eşitlik ölçülerinde değerlendirmeye tabi tutulması gerekir. Bir eleştiri yapılacaksa bu çerçevede yapılmak durumundadır. 

Bütün dinleri, din adına konuştuğunu söyleyen çıkar çevreleri ve despot iktidar güçleri özlerinden ve toplumsal karakterlerinden boşaltıp bir kabuk ve biçim haline getirmişlerdir. Böylece çıkarlarına ve despot iktidarlarına araç kılmışlardır. Bu değerlendirmeleri İslam’ın toplumsallığını, hak, adalet ve vicdan değerlerini hakim kılmak isteyen İslam alimleri yapmaktadırlar. 

Bugün İslam toplumlarının İslam adına konuştuğunu söyleyen İslam’ın toplumsal değerlerini saptıranlar ya da toplumsallığa düşman kapitalist emperyalist güçlerle işbirliği yapanlar tarafından ne duruma düşürüldüğünü görmekteyiz. Hiç uzağa gitmeye gerek yok, İslam maskesi takmış Tayyip Erdoğan ve ekibinin Türkiye’yi ne hale getirdiğini, Ortadoğu’da nasıl kirli bir rol oynadığını hepimiz her gün gözlerimizle görüp yaşamaktayız.


Nasıl yaşadığına bakılır

Hiç kimse kendisini İslam adına konuşan ya da İslami değerleri yaşayan olarak gösterip toplumu kandırmasın. ‘Ainesi iştir kişinin lafına bakılmaz’. Her şeyden önce nasıl yaşadığına bakılır. Toplumla ilişkilerine bakılır. Her inanç ve din toplumsal değerler yaratmak için vardır. Hiç kimse inançların ve dinlerin çıkar sahipleri ve iktidarları için neşet ettiğini söyleyemez. Bütün inançlar ve dinler bir toplumsal yaşam düzeni var etmek için vardır ve toplumcudurlar. Kapitalizm öncesi bütün inançlar ve felsefeler toplumcudur. Toplumculuk dışında bir yaşam biçimini savunmak mümkün değildir. Zaten bütün peygamberler ve dinler ise toplumda ve toplumsal değerlerde ortaya çıkan yozlaşmalar nedeniyle neşet etmişlerdir. Geliş ve var olma gerekçeleri de böyle ortaya konulmuştur. 

Dinler kutsaldırlar. Kutsallığı toplumsal ve toplumcu olmasından kaynaklanmaktadır. Yoksa inançlara ve dinlere kutsiyet atfedilemezdi. İnançlar ve dinler toplumsallığın bilinci, değerleri ve yaşatıcısı olmuşlardır. Bu açıdan inançları ve dinleri anlamlandırmadan toplumu, toplumsallığı, insanlığı ve insanlık değerleri dediğimiz değerleri anlayamaz, hatta izah edemeyiz. Şunu vurgulamalıyız ki bugün Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi kadar inançları ve dinleri anlayan ve değer veren başka bir hareket yoktur. Kürt Özgürlük Hareketi, inançlar ve dinlerdeki anlam gücünü en yüksek düzeyde anlayan, ifade eden ve değer veren bir harekettir. Bu açıdan inanç adına, din adına Özgürlük Hareketi için ileri geri konuşanlar ne dini, imanı anlayanlardır, ne de Özgürlük Hareketi’ni tanıyanlardır. Özgürlük Hareketi’ni ve Önder Apo’yu okumayanlar, anlamayanlar kendilerine göre saptırıcı konuşmalar yapmaktadırlar. Ama söyleyelim ki, bu defa sağlam kayaya çarpmışlardır. Bu saptırıcı söylemler hangi inanç ya da din adına söylenirse söylensin, bu hareket karşısında hiçbir anlamı ve değeri yoktur. Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi hangi inançtan ve dinden olduğunu söylerse söylesin, onların inancı ve imanında sahip olduğunu söyledikleri değerleri onlardan bin kat fazla yaşamakta ve temsil etmektedirler. Hiçbir harama bulaşmamışlardır. Toplumun inancındaki değerleri en rafine biçimde yaşamaktadırlar. Önder Apo ve onun yarattığı Özgürlük Hareketi, manevi uygarlık dünyası olan Ortadoğu’nun gerçek evlatları olduklarını ortaya koymuşlardır. 

Kürt Özgürlük Hareketi Ortadoğu’yu manevi uygarlığın merkezi, Avrupa’yı ise maddi uygarlığın merkezi olarak görmektedir. Önder Apo, insanı metafizik değerlerin yarattığı varlık olarak görmektedir. Dini de, sanatı da insanın bu metafizik dünyasını dolduran değerler olarak ifade etmektedir. Şimdi manevi uygarlıkla maddi uygarlık arasında sıkışanlar, hatta esas yönünü maddi uygarlığa ve daha fazla servete ulaşmaya verenler; toplumculuğu değil de bireyciliği kutsayanlar kalkıp Özgürlük Hareketi hakkında ileri geri konuşarak kendilerinde olan haramiliği, kendilerinde olan toplumsal değerlerle çatışan yanları Özgürlük Hareketi’ne mal etmeye çalışıyorlar. Bu Hareket her gün kendini sorgulayan, eleştiren, özeleştiri veren; kendine sömürü ve iktidar dünyasının, tüketim toplumunun kirine bulaştırmayan bir karaktere sahiptir. Böyle bir hareket karşısında konuşacak halleri olmayanların dostlar bizi pazarda görsün misali kendini inançlı insanlara göstermek istemeleri gerçekten de bir ironidir.


Tüm dinler toplumcudur

Tüm inanç ve din sahipleri duruşları, yaklaşımları ve yaşayışları nedeniyle sadece Özgürlük Hareketi’ni takdir eder. Her inancın farklı ibadetleri ve inandıkları şeyler vardır, ama hiçbirisi Kürt Özgürlük Hareketi için şu konuda yanlış içindesiniz diyemez. Kuşkusuz pratikte yanlışlıklar ve yanlış yapanlar vardır, ama esas doğrultusunun hak, adalet, vicdan, ahlak, eşitlik ve tüm diğer insani değerler ekseninde olduğu tartışmasız bir gerçekliktir.

Bu Hareket ilk inanç biçimi olan totemi de anlamaktadır, son din olan İslam’ı da. Bu nedenle Özgürlük Hareketi tüm değerlerini, düşüncesini, ideolojisini, ölçülerini bu topraklarda aramaktadır. Bu topraklardaki inançlarda, dinlerde, tarikatlarda, mezheplerde, peygamberlerde, alimlerde, bilgelerde, dervişlerde aramaktadır. Kuşkusuz insanlığın başka coğrafyalarda yarattığı değerlerden de kendisini beslemektedir. Ama esas beslendiği ve kendini var ettiği bu coğrafyanın değerleridir. Sosyalizm de esas olarak bu coğrafyanın toplumsallığında, yani inançları ve dinlerinde aramaktadır, bulmaktadır. Çünkü tüm dinler toplumcudur, toplumcu olmayan din yoktur. Ancak klişe sözler ezberlemiş olanlar, tarih, toplum ve dinlere yüzeysel bakanlar bu gerçeği anlayamazlar. Maddi uygarlığın yarattığı yeşil kuşak İslamcılığından etkilenenler, o dönemin yargı ve söylemlerini dillerine yapıştıranlar Özgürlük Hareketi’ne ya da HDP’ye karşı ileri geri konuşarak halkın inancını, manevi dünyasını kendi çıkarları ve beklentilerinin aracı yaparlar. 

Önder Apo sosyalizmi bu toprakların inançları, dinleri ve İslam’da arayacaksınız, demiştir. Çünkü esas toplumculuk en başta da bu toprakların inançlarında ve dinlerinde var olmuştur. Kapitalizmin, kapitalist modernitenin toplumsallığı dağıtması, tüketim toplumu ve bireyciliği yaygınlaştırması karşısında demokratik sosyalistler en fazla da bu toprakların değerleriyle donanıp toplumsallığı savunacaklardır. 

Hem kapitalizmi benimseyecek, tüketim toplumunda ısrarcı olunacak, toplumsallığı dağıtıp bireyciliği şahlandıran kapitalist modernist yaşamın peşinden koşulacak; hem de şu dine ve inanca bağlıyım denilecek! Hiç kimse kusura bakmasın, toplumsallıktan kopup kapitalizmin sularında kulaç atarken bir inanç ve dinin söylemini kullananlar o inancın ve dinin uzağında yaşıyorlardır. 

AKP kadar Türkiye’de kapitalizmi geliştirip toplumsallığı ve toplumsal değerleri dağıtan, toplumsal yozlaşmayı yaygınlaştıran başka bir iktidar olmamıştır. AKP ne derse desin şu anda ekonomik olarak liberal kapitalizmin işbirlikçisi ve şoven milliyetçiliğin esiri ve uygulayıcısıdır. Ama hala meydanlarda din adına, İslam adına halkları kandırmaya ve iktidarını sürdürmeye çalışmaktadır. 

Bazı kendini bilmezler ikide bir halkımızın şu kadarı Müslüman’dır diyerek kendi yanlış ve sapkın düşüncelerine HDP’yi de çekmeye çalışmaktadırlar. Soykırımcı sömürgeci tüm inanç ve kültürler için mezarlık olan Türk devlet yetkilileri de cumhuriyet tarihi boyunca halkımızın yüzde 98’i Türk ve Müslüman’dır, demişlerdir. Bu söylem adı altında herkesi Türk ve Hanefi Müslüman yapmaya yönelmişlerdir. Halkımızın yüzde 90’ı Hanefi ya da şu mezhepten demek kadar tehlikeli ve yanlış bir yaklaşım olamaz. Tabii ki bu tespitler ve oranlar sosyolojik ve istatistiki olarak yapılabilir ve söylenebilir. Ama bunu bir siyasi söylem ve amaca yönelik söylemek doğru değildir. Özellikle de HDP’ye yönelik bu tür söylemlerde bulunmak yanlıştır. 

HDP demokratik ve özgürlükçü bir partidir. Bu özgürlüğü tüm toplumsal kesimler, dinler, inançlar ve kültürler için savunmaktadır. Demokratik yaşamı tüm toplumsal kesimler, inançlar ve kültürler için savunmaktadır. Eğer inançlar söz konusu ise Müslümanlar da, Aleviler de, Ezîdîler de, Hristiyanlar da, varsa Yahudiler de inançlarını hiçbir baskıya ve eşitsizliğe uğramadan yaşayacaklardır, yaşatacaklardır. Hem de tüm topluluklar bir siyasi partiye, güce, iktidara bağlı olmadan kendi inançlarını bulundukları alanlarda yaşayacak ve yaşatacaklardır. Eğer HDP bu çizgide değilse eleştirilmelidir. 

HDP, sistemi demokratik ve özgürlükçü yaparsa bu Müslüman olana da, Hristiyan olana da, Alevi’ye ve Êzîdî’ye de yapılmış en büyük hizmet olur. Her inanç kendi değerlerini yaşıyor ve yaşatıyorsa, devlet müdahalesi ve yönlendirmesi yoksa, inançlar herhangi bir çıkara alet edilmiyorsa, bundan daha güzel ne olabilir? Dinlere en büyük hizmet onlara toplumsal değerler olarak yaşaması ve bu değerlerle kendi toplumunu hak, adalet, vicdan, ahlak, eşitlik ölçülerinde yaşatmasıdır. Devletin de iktidarın da hiçbir inancın da bir başka inanca müdahale etmediği yaşam kadar güzel yaşam olamaz. Sünni toplum da kendi toplumsal yaşam değerlerini üreterek yaşar. Bu karakteriyle topluma en büyük hizmeti sunar. Kim iktidar ve devlete bulaşmamış İslam’ın toplum için büyük bir değer, mana ve anlam ifade etmediğini söyleyebilir? Kim Alevilerin ve Êzîdîlerin kendi inançları ve değerleriyle bu toprakların büyük zenginliği ve güzelliği olduğunu inkar edebilir?

Bütün dinler için gerekli olan demokrasi içinde özgür yaşamdır. Özgür varlıktır. Her inanç kendisi için değerlidir. Hiçbir inanç sahibi insanı kafasını koparsanız da inancından vazgeçiremezsiniz. Bu, Müslüman için de Alevi ve Êzîdî için de geçerlidir. Kuşkusuz Hristiyanlık ve mezhepleri için de Yahudilik ve Budizm için de böyledir.


İlkemiz, özgürlük ve demokrasi

Hiç kimse İslamiyet, Alevilik ya da başka bir inanç adı altında siyasi, sosyal vb rant peşinde koşmasın. İnançlar da kendileri için demokratik ve özgür yaşam imkanı istesin. İslam için de Alevilik için de Êzîdîlik ve Hıristiyanlık için de istenecek budur. Yoksa çoğunluk inanç şudur deyip bu temel istekleri muğlaklaştırmak doğru bir şey değildir. Eğer bir hassasiyet gösterilecekse, horlanan, mahalle baskısı yaşayan, asimilasyon ve soykırımla karşı karşıya olan inançlar ve kimlikler için gösterilmelidir. Mevcut durumda çoğunluk inancın kendini özgür ve demokratik ifade etmesinin önünde bir engel varsa, tabii ki bu da dile getirilebilir. Ancak Ortadoğu’nun Türkiye dahil birçok yerinde ağır sorunlar yaratan hegemonik ve mezhepçi bir biçimde dile getirilirse, işte o zaman sorun var demektir. İlkemiz özgürlük ve demokrasi olmalıdır. İnançlar da dinler de farklı kimlikler de tüm toplumsal kesimler de eleştiri ve değerlendirmelerini bu ölçülerde yapmalıdırlar. Bu ölçülerde yapılan her eleştiri ve değerlendirme tabii ki dikkate alınmalıdır. 

Kürt halkının her evladı içinden çıktığı inancın, mezhebin, dinin kültürüyle şekillenmektedir. Farklı siyasi görüşleri olsa da içinden çıktığı toplumun kültürüyle beslenmektedir. Din ve inanç bir kültür yaratmaktadır. Kültürün gücü her türlü eğitim ve söylemin gücünden daha güçlüdür. HDP’liler de hangi din ve inançtan geliyorsa o kültürü yaşıyordur. Bu nedenle birlilerinin kendilerine şöyle bakması da farklı tanıtması da amiyane deyimle abesle iştigaldir. 

Sorun demokrasi ve özgürlük sorunudur. Tüm dinler ve inançlar da özgürlük ve demokrasi istemelidirler. Ortadoğu demokratik ve özgür yaşama kavuştuğunda dinlerin neşet ettiği bu manevi uygarlık coğrafyası manevi değerlerden aldığı güçle tüm insanlığa öncülük edecektir. Yok eğer dinler, mezhepler hegemonya ve iktidar peşinde koşarlarsa, inançlar ve dinler iktidarın araçları haline getirilirlerse bugün Ortadoğu’da yaşanan kaos ve çatışmalar son bulmadan sürer. 

Demokratik ve özgürlükçü olmayan dinci ve mezhepçi söylemlerin ülkeleri toplumları nereye getirdiğine en iyi örnek AKP iktidarıdır. Çoğunluk benim diyen zihniyetin iktidarları ve toplumları ne hale getirdiği görülmelidir. Eğer demokratik ve özgürlükçü olacaksak ilk önce çoğunluk dışında kalanların özgür ve demokratik yaşamını savunmalıyız. Zaten bunu savunduğumuzda çoğunluk olanın da tam demokratik ve özgür yaşamı savunulmuş olur.

Kürt Özgürlük Hareketi de HDP de İslam’a en doğru anlamı veren ve savunan bir zihniyet ve pratiğe sahiptir. Önder Apo, ‘’ben batı uygarlığına karşı doğu uygarlığı ve değerlerinin savunucusuyum’’ demiştir. Maddi uygarlığı yaratan değerleri inkar etmeden, insanlığı asıl var eden ve yaratan değerlerin, manevi uygarlığın değerleri olduğunu söylemiş bunun ideolojisine, pratiğine ve yaşamına yansıtmıştır. 

Biz ne söylendiğine değil nasıl yaşandığına bakarız. Halkımız da tüm insanlık da bunu bakmalı ve ona göre kanaatte bulunmalıdır.