Dinler, ilk çıktıklarında insanlık tarihinde her zaman olumlu rol oynamışlardır. Zulme, köleciliğe ve çürümüşlüğe karşı toplumsal değerlere sahiplik etmişlerdir. Tüm dinler, insanlığa karşı büyük suçların işlendiği an’larda ortaya çıkmış olmaları dikkat çekicidir. Onun için tüm dinlerin çıkışları görkemli olmuştur.
İktidarlar, dinlerin bu güçlerini gördüklerinde bir şekilde içlerine sızarak ele geçirmeye çalışmışlardır. Ve ne zaman ki egemenler dinleri iktidarlarına ortak etmişler ise, orada dinler devletçi kesilmişlerdir. Ortaçağda kilisenin oynadığı insanlık karşıtı rol ile muaviyecilik ile gelişen karşıt İslam buna sadece iki iyi örnektir. Din insanlık için ne kadar olumlu rol oynamış ise dincilik de o kadar zarar verici ve boğucu olmuştur. Dinciliği geliştirenlerin ve dincilik yapanların devletçi iktidarcı yapılar olduğunu ise ekleyelim.
İnsanlık birçok evreden geçerek kimliğini oluşturmuştur. Birey, aile, kabile, aşiret, halk, millet derken ulus hep kimlikleri ifade ederler. Söz konusu birey ise ne kadar kendi kimliğini oluşturmuş ise, ne kadar bu kimliğinin bilincine varmışsa, o kadar kendisi olabilmiştir.
Ancak bireycilik, ailecilik, kabilecilik, aşiretselcilik, milliyetçilik derken ulusçuluk ise bireylerin-toplumların kimliklerini dile getirildiği gibi oluşturmamış tersine bireyleri ve toplumları sakat, hasta kılmışlardır. Çünkü dile getirilen kavramlaştırmalar bir şekliyle kendini özel görmenin, büyük görmenin ve hoşgörüsüz olmanın da kavramlarıdır.
Milliyetçilik bir hastalıktır. Bu dünyaya kimse kimseden üstün gelmemiştir. Tabiata herkes hür doğar. Eşitsizlikler, adaletsizlikler, zulüm ve baskılar hep sonra gelişen inşalardır. İnsan eliyle inşa edildikleri için insan eliyle yeniden doğru temellerde oluşturulabilirler.
Ancak, “Milliyetçilik aynı zamanda devletteki merkeziyetçiliği güçlendirir. Daha demokratik federal yapılara karşı devlet milliyetçiliği, merkezi-üniter yapılara kayar. Buradan faşist ve totaliter devlet anlayışına geçilir. Toplumsal hastalığın histeriye dönüşmesi, kapitalist sistemin faşist ve totaliter devlet biçimine yönelmesiyle at başı gider…
Ulus kavramından türetilen milliyetçilikle tüm bir ulus iktidarın kendisine ait olduğuna inandırılmıştır. Özünde hiçbir zaman iktidar ulusun olamaz. Her yerde ve her zamanda etnik grupların, hanedanların, ulusların azınlık kesimi iktidarın gerçek sahibidir. Fakat öyle bir sistem yaratılır ki, en alttaki ezilene kadar her birey bir anlamda kendini iktidar sahibi kılmak durumundadır. En alttaki bir ailede en yoksul bir koca karısı karşısında kendini ‘küçük imparator’ rolünde rahatlıkla görebilir. Karı da zincirleme tarzda çocuklarına karşı bu rolü oynar. Ya çocuklar?” Çocukların ise ne hale geleceğinin en iyi örneği ise Erdoğan ve tüm şürekasının bugün kendilerini dünyanın merkezi olarak görme hastalığı ve hastalıklarıdır.
DAİŞ ve ona akran AKP’nin yaptıklarından biliyoruz. Ancak dincilik kadar ve belki de ondan daha beteri ise milliyetçiliğin yaptıklarıdır. Buna da en iyi örnek İttihat Terakkiciler, Kemalistler, Naziler ve benzerleridir.
Dincilik ile Milliyetçilik bir araya getirilerek bir iktidar gücü oluşturulmuş ise orada ortaya çıkacak olan faşizmin en kirli ve sertidir. Hiçbir insan değerini tanımayan böylesine bir faşizm insanlığa karşı işleyeceği ve üreteceği sadece insanlık suçlarıdır.
AKP adındaki parti Erdoğan ismindeki kişiliğin liderliğinde dinciliği ve milliyetçiliği buluşturarak hem toplumu sürü haline getirerek manipüle etmekte hem de tüm insanlığın başına bela olacak adımları ise günlük olarak atmaktadır.
Her faşist diktatör biraz da güç zehirlenmesini megaloman kişilikten kaynaklı mutlaka yaşar. Ancak yaşanan Erdoğan açısından sadece bir güç zehirlenmesi değildir, faşizmin en yalın halidir. Faşizmin en tehlikeli hali dincilik ile milliyetçiliğin ideolojik bir potada birleştirilmiş halidir. Çünkü böylesine bir faşizm sadece ideolojik bir kimlik ile hareket eden bir partinin ya da kadrolarının harekete geçirildiği bir faşizm değildir. Böylesine bir faşizm, bilinçli muhaliflerin dışında, adeta tüm topluma nüfus ettiği için tüm toplumu bir sürü gibi faşizmin uygulamasında kullanabilmesidir.
Dikkat edersek, zamanında Hitler Almanya’sında yaşanan gerçeklik, Franco faşizmi ile Mussolini Fasces’i ile Japon faşizmi bu gerçekliğin ta kendisiydi.
Eğer bugün AKP ve Erdoğan kişiliğinde şekillenen faşizme karşı ortak bir karşı duruş ve direniş cephesi içerisinde birleşilmesi isteniyorsa, temel nedeni tehlikenin ve insanlığa vereceği büyük zararlarından dolayıdır.