Kan kokusu almış aç kurtların zapt edilmez iştahı ile saldırıyorlardı, Kürtlere.
Ancak bu kez, kisve değiştirmişlerdi. Köy yakan kibritçi, bebeğin ruhunu almaya çıkmış katil, dudağının kenarında pis bir gülüş oturtmuş tecavüzcü, ellerini oğuşturarak yerde yatan Kürde yanaşan ölü soyucu, elindekini ardında gizleyen hırsız, can ala ala ilerleyen talancı gibi değillerdi.
Katillerin icraat mirasçıları, hırsız, yalancı ve kalpazanlar, yüzlerini dindarlık maskesinin ardına gizleyerek karşımıza çıkıyorlar.
Pür nefes dindar görünerek, Kürtleri kandırıp dolandıracaklarına o kadar inanıyorlar ki “dindar Kürtlerin oyu kime?” anketlerinin sonuçlarını da, peşin olarak kendi hesaplarına yazıyorlar.
Bunlara göre Kürtler, katilinin dindar olduğunu duyunca, şıpıdak bütün yaşadıklarını unutuyor, kucağına koşan avanak kesiliyordu.
Ancak, bu bir yanılgıydı. Onlar, soylarını kurutmak üzere savaştıkları Kürtleri tanımıyorlardı. Kürtler, dinin ne olduğunu, kimlere dindar denildiğini biliyor, dindar maskesiyle karşılarına çıkan katili tanıyor, uzak gidiyorlardı.
Herkesi balık hafızalı yerine koymak, sanıldığı kadar yarar sağlamıyor. Yangınlar, ölüm taburlarının kanlı yürüyüşü, sürgün yolları, Kürtlerin topyekün olarak inkarla yasak mengenesinde sıkıştırılması, her şey bir yana, bugün dindarlık maskesiyle ortalıkta dört dönen kalpazanın “çocukları vurun” emrinin tükrüğü henüz kurumadı. Roboskî’nin taşları ve toprağı hala kanıyor.
Daha bir ay önce, Diyadin’de dağ şenliğine gidenlerin mezar toprağı tazecik…
Geçen yıl 6-7 Ekim gösterilerinde önce katliam yaptılar, sonra katledilmişlere suç icat edip mezar taşlarına astılar.
Öldürmede, yakıp yıkma, talan ve hırsızlık sözkonusu ise eğer “din kardeşliği” yok, hiç bir zaman olmadı.
Katil adayları, Türk şehirlerindeki Kürtlere, “Bismillah, allahu ekber” naralarıyla saldırırlarken, vicdan diye bir insanlık değer yargısının olduğu asla hatırlanmadı.
“Bismillah, allahu ekber” narasıyla IŞİD oluyor, onlarla bütünleşiyor, Kürtler işleri düşene kadar, Müslüman olmaktan çıkıyorlardı. Ama ihtiyaç hasıl olup, kullanma sözkonusu olunca, tıpkı oy zamanı olduğu gibi aniden din kardeşi oluyorlardı.
Oysa, onlar dini, İslam dininin kitabı Kur’an’ın “kendi yurdunda esir yaşayanların ibadeti nafiledir” ayetini de biliyorlar.
Bunlar anlamıyor, ama Kürtler herhangi bir dünyalıdan aşağı değildir.
Herhangi bir dünyalıya “sen kimsin?” diye sorduğunuzda alacağınız cevap, “ben Hıristiyanım, Hıristiyanlığın Katolik, Protestan mezhebindenim, ben Budistim, ben de Müslümanım” cevabını duymazsınız. İnsanlar kimlikleri, kimlikleri haline gelmiş ülkeleriyle kendilerini ifade ederler.
Kürtler, bunu görüyor, duyuyor, tanıklık edip yaşıyor ve kendilerini öyle ifade edip, “önce kimliğim” diyorlar.
Kimlik ve kişilikleriyle yaşamak için, katlanılması imkansız gibi olan zulmü göze alarak baş kaldırdılar. Bu bir namus meselesi, onur davasıydı. Oğulları, kızlarını feda ettiler, bir nefeslik onurluca hayat için. Bütün bir geleceklerini katillerin ayakları altına atıp, vazgeçmişlikle kenara çekildiler.
Ama buna rağmen, “dindar Kürtlerin oyu kime?” anketleri dolanıyor ortalıkta. Bu Kürtlere hakaret, öbür yanıyla ayıptan anlamayanların utanmazlığıdır.
Kürt dindarlar, halkının onur mücadelesinin öncüleridir, aynı zamanda. Kürdistan tarihi, bunun böyle olduğunu yazar. Onun için kime oy verecekleri belli, herkesçe bilinendir.