
Bugün klasik doğu müziğinin ustası Lena Chamamyan’nın bahçesindeyim. O hiç bir zaman Maraşlı olamadı. Biyografisine ‘Aslen Maraşlı bir Ermeni’ düştü. Çığlığında infilak eden mevsimleri topladı önce, sonra vurgun yemiş esmer tenini kayıp mezarlıklara emanet bırakıp Suriye’den baktı Maraş‘a. Sanki “Dünyalılar, isyanlarımın adresini bulamayan o koordinatlarınız var ya... Sizin olsun” der gibi sesini üşüyen kayıp çocukluğumuza savurdu.
Bir parçamız Ararat, bir parçamız Zagros
Ax Lena, şimdi bana kendi dilinde bir şarkı söyle, dağların rüzgarına öleyim. O dağlar ki Ermeni öykücü Tumanyan’ı ve Mehmûdê Beyazîd’ı kuytuluklarında saklar. Artık Sari gyalin, Ahparig’in delik ayakkabısıdır. O söylerken sesi yağmurlar sonrasında yükselen toprak kokusu gibi yüreğimize dağılır, dağıtır bizi. Artık bir parçamız Ararat, bir parçamız Zagroslara dökülür. “Dağların rüzgarına öleyim/yarimin boyuna öleyim/ bir yıldır ki görmemişim/görenin gözüne öleyim/durmuşum gelemiyorum/dolmuşum ağlayamıyorum/bir yıldır ki görmemişim/görenin gözüne öleyim.”
‘Dağlarının Rüzgârına Öleyim’ manasına gelen Ermeni halk şarkısı “Sareri Hovin Mernem” Lena’nın zirve yaptığı hit’lerden bir tanesidir diyebiliriz. Dağların rüzgarına ölünesi bir coğrafya için yazılmış bir şarkı. Şarkıyı dinlerken hasretin, acının, kederin, göçün ve isyanın uğruna ölünesi bir sevdayla ahenkli dansına tanıklık ediyorsunuz. Pencereden uzaklara bakıp memleketini düşünen, geçmişine yolculuk eden artık sizsiniz. Dağların huzurlu sesi ruhunuzu sarıp sarmalıyor, anlamasanız da Ermenice’yi yaralarınıza merhem olarak sürüyor ve bu dünyadan başka bir dünyaya göç ettiğinizi hissediyorsunuz. Kürdistanlıların Kürtçe olarak da yakından tanıdığı ve severek dinlediği Ermenice ‘Sareri Hovin Mernem’, ‘Turnam Gidersen Mardin’e’ eseri de Lena Chamamyan’a ait. Annesinin Mardinli bir Süryani olması Lena’nın buradaki kültür dokusunda etkileşimini de beraber getirmiş ve eserin zeminini oluşturmuş. Lena’nın eşsiz yorum ve sesiyle ‘Turnam Gidersen Mardin’e’yi dinlerken inançların, kimliklerin ve kültürlerin ret edilişleri önce içinizi kanatıyor sonra, Mor Gabriel’in avlusunda 23 medeniyeti kucaklayıp Mezopotamya’yı bir uçtan bir uca adımlıyorsunuz. Elbetteki Arapça ve Ermenice söyleyen Lena, salt bu iki eserden mevcut değildir. 2006’da çıkardığı ilk albümü “Hal Asmar Ellon” ve 2007’de zirve yapan “Shamat” adlı ikinci albümündeki eserlerin bütünü en az ‘Turnam Gidersen Mardin’e’ ve ‘Dağlarının rüzgarına öleyim’ kadar çarpıcıdır. Hal Asmar, Damascus, Hov Arak, Msafira ve Seher gibi her iki albümde bulunan eserler adeta birbirini besleyen amansız bir mücadelenin tamamlayıcıları gibi. Nedense Lena Chamamyan’ı dinlerken Aram Tigran’ın bahar sesli ‘Li baxê min bû zivistan’ eseri bir siren sesi gibi ulaşıyor bana. Sen u ben gibi yurtsuz kaldık, sesiniz konuşmaya küstürdü beni kalbimin sesi yurdumuzdur.
‘Toplumlar kültürleriyle ayakta kalabilirler’
Lena Chamamyan, bir söyleşisinde “İran, Azeri, Türk, Kürt, Suriye, Irak müzikleri dinliyorum. İlhamımı buralardan alıyorum” derken inkar, asimilasyon, ret edilişler ve yerlerinde sürgün edilen kültürlere ilişkin ise “Toplumlar kültürleriyle ayakta kalabilirler” diyor. “Nereye giderseniz gidin, yaşadığınız yerde nasıl bir uygulama ile karşı karşıya kalırsanız kalın. Kültürünüzden vazgeçmiyorsanız kimliğinizi ve toplumunuzu yaşatabilirsiniz” diye de ekliyor.
Suriye’deki iç savaş dönemine kadar Suriye’de yaşadığını ama savaşın başlamasıyla Fransa’ya yerleşmek zorunda kaldığını belirten Lena, bir gün mutlaka Suriye’ye döneceğini ve küçük penceresinde anayurduna bakmaya devam edeceğini belirtiyor. Bir Fransız gazetesine verdiği mülakatta Lena, yaşadığı coğrafyada Ermeni olmanın zorluklarına dikkat çekerek “Evet, büyükbabam Maraşlıydı. Aslen Maraşlıyım yani. Evet, pek çok insan acı çekti. Mücadele etmemiz ve hayatta kalmamız gerekti. Böyle yetiştirildik. Tabii kültürel mesajı muhafaza etmelisiniz. Açıkçası, bunu Türkiye’de konuşmak çok zor geliyor” diye ekliyor.
‘Şarkı söyleyen kız’
Beş yaşında şarkı söylemeye başlayan ve adını “şarkıcı söyleyen kız” olarak duyurmaya başlayan Lena Chamamyan, ilk ve orta öğrenimini gördüğü, (ilkini beş yaşında olmak üzere) konserler verdiği Şam’da dünyaya geldi. Müzik eğitimi almaya dokuz yaşında başladı. 2002’de, Şam Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Şam’da iken bir yandan da Yüksek Müzik Enstitüsü’nde eğitimine devam ediyordu. Buradan da 2007 yılında klasik vokalist olarak mezun oldu. Lena, üniversite eğitimi boyunca Klasik Müzik alanında Gloria Skalki (İtalya) Karmen Filarna (İtalya) Mia bits (Hollanda) gibi isimlerle birçok müzik atölyesinde birlikte çalıştı. En önemlilerinden biri Alman akordeoncu Manfred Leuschter ile olanıdır. Bu durum, Lena ve Manfred’in birbirinin albümlerine katkıda bulunmalarına; hem Almanya’da hem Suriye’de birlikte konserler vermelerine vesile oldu. Ayrıca, Suriye’deki Caz Festivallerinde birçok farklı ulustan birçok müzisyenle çalıştı. Klasik müziği Doğu Cazı ve Ermeni Müziği ile harmanlayarak eşsiz bir vokal tarzı ve tekniği ortaya çıkarma fikri, Lena daha akademik düzeyde müzik eğitimine başlamadan öncesine denk gelir.
Doğulu tonları batılı akorlarla harmanlama fikri eskiden beri Lena’yı etkiliyordu. Tek sorun doğru bir adres bulmaktı. Projeyi anlamlaştırma ve kavramsallaştırmanın adresi dünyaca ünlü müzisyen Basel Rajoub olacaktı. İkili ‘Hal Asmar Ellon’ albümü ile birlikte Monte Carlo Radyosu tarafından verilen ödülü ilk kez Ortadoğu’ya getirdiler. Bunda Almawred Althakafi’nin ve Enstitünün de büyük katkıları oldu. Bu tez proje adımlarıyla birlikte iki noktayla açıklanabilir; Öncelikle bu folklorik şarkıları yeniden canlandırma girişimidir; özellikle de Suriye’ye ait olan müzikleri modern bir tarzla düzenleyerek ama orjinal tonal yapısını ve sözlerini bozmadan modern çok sesli batı müziği ve geleneksel tek sesli doğu müziği arasında bir bağ kurmak; farklı müzik tarzları ve enstrümanlar arasında kültürel bir bağ kurarak Arap Dünyası dışındaki ögelerle zenginleştirmek. İkinci olarak da bu alanda yeni besteleri dinleyici ile buluşturmak. Shamam albümünde bu kısmen yapıldıysa da projenin ilerleyen adımlarında bu konuya daha da yoğunlaşacağa benziyor.
ALİ ONGAN