Milli aşireti resmi olmasa da bugün Türkiye’de bulunan Kürt aşiretleri içinde en büyük nüfusa sahip aşiretlerdendir. Aşiret bugün Urfa-Viranşehir başta olmak üzere, Van, Mardin, Ardahan, Kars, Elazığ, Konya, İzmir, Ankara, Sivas, İstanbul, Dêrsim, Erzurum, Erzincan gibi geniş bir alana yayılmakla birlikte Almanya, Suriye, Irak, İran, Ermenistan, Azerbaycan, Kırgızistan gibi ülkelerde de yaşayanları bulunmaktadır.
Çeşitli kaynaklara göre Milli aşireti Kürtlerin Kurmancî grubuna mensup bir aşirettir. Tarihi daha çok 18. yüzyıla ve sonrasına dayanan bu Kürt aşiretine ilişkin Ziya Gökalp, Êhmedê Xanê’nin Mem û Zin adlı eserinden yola çıkarak Kurmancların; Botî, Mehmedî ve Silîvî olarak üç kola ayrıldığını, bunlardan Silîvî’lerin de Mil ve Zil olmak üzere ikiye ayrıldığını belirtmiştir. Sözlü kaynaklara göre Mil ve Zil iki kardeş olup, Mil’e ve Zil’e mensup anlamına gelen Milli ve Zilli adlandırmaları Osmanlı Devlet kaynaklarında geçmektedir.
Milli aşiretinin bilinen ilk lideri Keleş Abdî Ağa’dır. Keleş Abdî Ağa’nın ölümünden ‘Kurtuluş savaşı‘ sürecine kadar aşiret altı defa el değiştirir. Sırasıyla; Timur Bey, Eyüp Ağa, Mahmut Ağa, II. Mahmut, İbrahim Paşa ve III. Mahmut’un başlattığı isyanın bastırılmasına kadar devam eden süreci kapsamaktadır. Bundan sonrasında aşiret mensupları bir ağaya ya da beye bağlı olmaktan çok, sadece kendilerini Milli aşireti üyesi olarak nitelemişlerdir. Bugün bile Kürdistan, Türkiye ve farklı ülkelere dağılan bu aşiret üyeleri kendilerinin Milli aşiretine mensup olduklarını belirtmektedirler.
III. Mahmut’un 1 Haziran’da başlatıp, 8 Eylül 1920’ye kadar devam eden isyanına gelmeden önce, Milli aşireti liderlerinin Osmanlı devleti içindeki nüfuzları ve aldıkları görevlerin irdelenmesi aşiretin tarih içindeki yerinin anlaşılması açısından yararlı olacaktır.
Aslında baştan sona kadar, tüm aşiret liderlerinin Osmanlı devletiyle bir uyum içinde olduğu ve hizmette kusur etmedikleri görülmektedir. Keleş Abdî Ağa’nın ölümünden sonra babasının yerine gelen Timur Bey, devlet için yaptığı hizmetlerden kaynaklı Mirê Miran (mirlerin miri) ünvanını almıştır. Bunun yanı sıra bölge halkı tarafından Berxo Ağa olarak tanınan İbrahim Ağa sırasıyla paşa, kaymakamlık, Mirliva (Bölge miri, eyalet sorumlusu) ve II. Abdülhamit tarafından kurulan Hamidiye Alaylarına, beş alaydan oluşan gücüyle sorumlu olarak atanır. 11 alaydan oluşan Hamidiye Alaylarının beşi Milli aşiretindendir. İngiliz yazar Mark Sykes’in Milli aşireti liderlerinden İbrahim Bey’e ilişkin; “kendine güvenen, hakim karakterli ve feodal bir baron” şeklinde değerlendirmeleri bulunmaktadır.
Osmanlı devleti 18. yüzyıldan itibaren bölgedeki Kürt aşiretlerini sürekli birbiriyle vuruşturarak, kendine karşı çıkacak bir güç olmalarını engelleme ve kendine bağlı hale getirme çabası içinde olmuştur. Kürt aşiretleri arasında bu politikayı yürütürken en çok Milli aşiretini kullanmıştır.
Osmanlı toprakları içinde yer alan farklı etnik yapıdaki halkların isyanlarının büyümesi ve kendi kaderlerini tayin etme hakkını kullanmak istemeleriyle birlikte Osmanlı’nın yeni tedbirler geliştirmesi gündeme gelmiştir. Bu çerçevede Kürdistan’da kendisine karşı ciddi bir tehdit olmaması için, yine bölgede bulunan diğer halkların bağımsızlık taleplerini Kürtlerin eliyle bastırmak için II. Abdülhamit tarafından kurulan Hamidiye Alaylarının başına Milli aşireti lideri İbrahim Bey getirilmiştir. On bir alaydan oluşan Hamidiye Alaylarında beş alay Milli aşireti üyelerinden oluşturulmuştur.
Osmanlı bu aşirete karşı sürekli bir denge politikası yürütmüştür. Ne çok büyümesine ne de bölgede tam olarak zayıflamasına izin vermiştir. Sözlü kaynaklara göre elli bin civarında süvari gücüne sahip olan Eyüp Ağa, bölgedeki nüfuzundan çekinildiği için bir süre sonra devlet tarafından tehdit olarak görülmüş ve “Doğu Anadolu Islahatı” adıyla düzenlenen bir harekat kapsamında Osmanlı paşalarından Reşit Paşa tarafından tutuklanmıştır. Eyüp Ağa’nın hapiste ölmesinden sonra yerine geçen kardeşi II. Mahmut’un liderlik ettiği süreçte aşiret dağılmakla yüz yüzedir. Bölgenin en büyük aşiretlerinden olan Milli aşiretinin zayıflaması, Şamar ve Anaze gibi Arap aşiretlerinin güçlenmesinin yolunu açmıştır. Bunun üzerine Osmanlı Arap aşiretlerinin güçlenmesini engellemek için aşirete yeniden destek vermeye girişmiştir. Bu temelde aşiretin merkezi Viranşehir olarak ilan edilmiştir.
Osmanlı geleneğinde bol olan komplocu politikalar, iktidar için kendi kardeşini katledecek soğukkanlılık kendini Kürtlere karşı da göstermiştir. İbrahim Bey, kendisini oğlu gibi sevdiği söylenen Abdülhamit tarafından Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’yla ve isyanlarla bağlantısı olduğu gerekçesi ile sürgün edilmek istenir. Kaymakamlık, paşa, mirliva ve Hamidiye Alayları komutanlığı yapan biri olarak İbrahim Bey sürgün yolundayken II. Meşrutiyet’in ilanını bir fırsat olarak değerlendirir ve II. Abdülhamit’e destek amacıyla isyana kalkışacağını ilan eder.
Hızla bir çöküş içine giren Osmanlı, her yandan işgale maruz kalmakta ve bünyesindeki halklar isyanlar başlatmaktadır. Böylesi bir süreçte, Kemalistler Anadolu’da örgütlenmelerini sağlayıp işgal güçlerine karşı koyma iradesi oluştururken, İngilizlerden desteğini alan Yunan Ordusu da İzmir’e çıkmaktadır. Bu çerçevede toprak bütünlüğünü savunan Kürtlerin bu yanını iyi bilen M. Kemal ve arkadaşları, Güney Kürdistan’daki aşiretleri İngilizlere karşı ayaklanmaya ikna etmiştir. İngiliz komutanlarından Binbaşı Noel, Kuzey Kürdistan’daki Kürt aşiretlerini Kemalistlere karşı ayaklandırarak kendi çıkarları uğruna kullanmak istemektedir. Ancak, Viranşehir merkezli Milli aşireti başta olmak üzere Diyarbakır, Bitlis, Van ve Harput bölgelerindeki birçok aşiret İngilizlerin bu politikalarına gelmeyerek tutumlarını ortaya koymuşlardır.
‘Kurtuluş savaşı’ sürecinde ve öncesinde Milli aşireti III. Mahmut liderliğinde aktif bir şekilde mevcut hükümetten yana olduğunu göstermektedir. İngilizler başta olmak üzere, dış güçlerin sunduğu devlet kurma, Kürt kralı olma vaatlerini kabul etmeyip işgalci dış güçlere karşı mücadele içine girmektedir. Üç alaylık bir güçle Balkan Savaşlarına giden III. Mahmut, Kuvva-yi Milliye’ye destek verir. 1919’daki ‘Kurtuluş Savaşı’na katılan aşiret, Hamidiye Alaylarına bağlı IV. Tümenini Kafkas Cephesine gönderir. Bu dönemde gelişen devlete bağlılık çabaları, yeni kurulan meclisin Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu üyesi olan Kürtlere karşı imha ve inkar politikalarının önünü alamamıştır. Bu çerçevede Fransızların Urfa bölgesini işgalini fırsat bilen aşiret, yeni kurulan meclise karşı isyan başlattığını ilan eder. Ayrıca cumhuriyet tarihinin en büyük isyanlarından olan Şex Sait isyanının örgütleyici gücü Azadi örgütüne de yardımlarda bulunur. Bunun üzerine meclis isyanı bastırmak, en azından kendi istediklerini yaptırmak için birçok girişimde bulunur. Bu çerçevede Ankara Meclisi isyanı önlemek amacıyla kendisine bağlı ve dini etkinliği olan Kürt mebus Şex Ahmet Şemsi başkanlığında bir grup Kürt mebusunu isyan lideriyle görüşmek üzere gönderir. Yapılan bu görüşmede Milli aşireti yeni kurulan meclise şu taleplerini iletmektedir.
- Otonom bir Kürt devleti tanınacaktır.
- Hükümet yanlısı jandarma ve memurlar Kürdistan’dan geri çağırılacaktır.
- Bölgede toplanan vergiler bölgeye tahsis edilecektir.
- Siyasi nedenlerle tutuklu bulunan Kürtler salıverilecektir.
- Beş yıllık görev süreli ve referandumla yenilenecek Kürdistan valisi bir defaya mahsus olmak kaydıyla meclisteki Kürt mebuslarca önerilecektir.
- Otonom hükümetin merkezi, Kürt şehirlerinden biri olacak ve on iki üyelik bir Kürt konseyi oluşturulacaktır.
1920 Haziran’ının başlarında Fransa ikinci defa Urfa’yı işgale kalktığı zaman, Milli aşireti de yukarıdaki talepler temelinde harekete geçer. Bunun üzerine isyanın bastırılması amacıyla; bölgede bulunan 5. Tümen, 24. Alay, bir piyade taburu, Urfa Kuvva-yi Milliye’sinden bir bölük, Badilli aşireti, 14. Alay’dan bir tabur ve Diyarbakır’dan bir müfreze görevlendirilir. Gerçekleştirilen isyan çok uzamadan 8 Eylül 1920’de kanlı bir şekilde bastırılarak, aşiret üyeleri Güney’e sürülür.
DİREN RONAHÎ:İşbirliğinden isyana