
Erdoğan’ın danışmanı, AKP yalakaları bu tür yorumlar yapsa normal karşılanır. Ama kendini herkese karşı dik duruşlu gösteren Ahmet Altan yaptığında soru işareti doğar. PKK gerçeği Türkiye’de öyle bir hal almıştır ki aforoz olmamak için mutlaka PKK’ye karşı olunduğunun gösterilmesi gerekir. PKK’ye açık tutum koymayan herkesin aforoz edildiği bilinmektedir. Banu Güven, PKK hakkında iyi şeyler söyleyen bir aydını konuk ettiği için işinden olmuştur. BDP’den bile PKK karşıtlığının yapmasının beklendiği düşünülürse siz diğerleri üzerindeki psikolojik savaş baskısını düşünün.
Şu anda AKP hükümeti en fazla Kürt Halk Önderi’ne öfkelidir. AKP’nin teşhir olmasında İmralı’nın değerlendirmelerinin belirleyici olduğunu düşünüyorlar. Bu nedenle uzun süredir büyük öfke duyuyorlardı. PKK, AKP’nin oyalamacı, çözümsüz politikalarına tavır koyunca bunun sorumlusu olarak Kürt Halk Önderi’ni gördüler ve intikam almaya çalıştılar. Zaten Kürt Halk Önderi daha seçimlerden önce AKP son savunmamı okuduğu için bana öfkelidir demişti. Zaten savunmaları okuyan herkes AKP’nin neden İmralı düşmanlığı yaptığını anlar.
Türk devleti PKK’nin ve Kürt halkının direnişini İmralı’ya bağlıyor. Bu nedenle görüşmeleri yasaklama kararı almıştır. Ama Ahmet Altan tersini söylüyor. Kendine göre bir İmralı profili çizmiş. Ama bunun tek taraflı olduğunu görmüyor. Kürt Halk Önderi’ni iyi tanıyanlar bilir ki İmralı demokratik siyasal çözümle barışın olmasını istediği ve bunun için çalıştığı gibi, buna yanaşılmadığı taktirde Kürtlerin her türlü direniş yapması gerektiğini düşünen bir Önderliktir. Bu önderlik, politikada esnekliği esas alan bir pratik politika ustasıdır. Ancak Kürtlerin temel ulusal demokratik hakları için ise bedeli ne olursa olsun direnilmesini ister.
Bu hareket “her gün köle olarak yaşamaktansa direnerek ölmeyi” tercih eden bir karakterle siyasal alandaki yerini almıştır. PKK’nin önder kadrolarından olan Kemal Pir 14 Temmuz ölüm orucu içinde “yaşamı uğruna ölecek kadar seviyorum” demiştir. Uğruna ölünecek yaşam yaratmak için canını feda etmiştir. “Bir yaşam için hiçbir şey değişmem” biçiminde kölece ve teslimiyetçi bir felsefeyi yerle bir etmiştir. Yaşam olacaksa özgür olmalı, yoksa özgür yaşam için ölümüne mücadele edilmelidir demiştir. Kemal Pir’in bu yaşam ve mücadele felsefesi İmralı’nın yaşam ve mücadele felsefesidir.
Türk devleti 2004 yılında yeniden başlayan direnişin de AKP’nin son yıllardaki oyalama ve tasfiye politikalarına dur diyen direnişin de sorumlusu olarak İmralı’yı görüyor. Hatta İmralı’yla ilişkilerini koparırsak PKK direnemez, teslim olur düşüncesindedirler. Nitekim Erdoğan’ın danışmanlarından sivri zekalı Yalçın Akdoğan görüşmeler olmadığı için PKK başı kopmuş gövde gibi çırpınıyor diyerek görüşmelerin engellenmesi nedenini itiraf etmiştir.
İmralı’daki görüşmelerin engellenme nedeni nettir. Kürt Özgürlük Hareketi tasfiye edilmek istenmektedir. Bu nedenle İmralı’da irade kırma harekatı yürütülmektedir. Savaşın merkezine İmralı’yı almışlardır. 2011 27 Temmuz’undan beri görüşme yaptırmamalarının nedeni budur. Bunu anlamamak aptalları oynamaktır.
Kürt Halk Önderi ailesiyle görüşmeyerek üç mesaj vermiştir. Birincisi; bu görüşmelerle kamuoyunda oluşan tepkiyi azaltma ve tecridi daha kolay sürdürme oyununun parçası olmayacağını söylemiştir. İkincisi; 15 Şubat yaklaşırken halkın İmralı’ya sahiplenmesinin gevşetilmek istenmesinin önüne geçmiştir. Esas olarak da AKP’nin politikalarına karşı direnmekten başka bir yol olmadığı mesajını vermiştir.
AKP’nin binlerce siyasetçiyi zindanlara doldurduğu, avukatları mesaj iletiyorsunuz diye tutukladığı, Kürt basınını tasfiye etmek için her yolu denediği bir ortamda Kürt Halk Önderi’nin başka bir tutum koyması zaten beklenemezdi. AKP’nin son altı aydaki uygulamaları Kürt Halk Önderi’nin savunmalarda yaptığı AKP değerlendirmelerini doğrulamıştır. Savunmalarda bu durum karşısında topyekun direnilmesi gerektiği ortaya konulmaktadır.
Kürt Halk Önderi “ben söyleyecek her şeyi söylemişim, yapılması gereken her şeyi yapmışım” diyerek bundan sonra olacak gelişmelerin kendi dışında olduğunu; eğer çözüm için rolünü oynaması isteniyorsa sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının sağlanmasını istemiştir. Bu mesaj hem Türk devletine hem PKK’ye hem Kürt halkına hem de Kürt sorunuyla ilgilenen herkesedir. Dolayısıyla arada sırada bir görüşmenin kendisi için bir anlamı olmadığını, artık söyleyeceklerinin de yapacaklarının da özgürlük koşullarında olabileceğini daha önce vurgulamıştır.
Kuşkusuz Kürt halkı tecridin kalkmasını ve görüşmelerin olmasını istiyor. Ancak Kürt halkının esas talebi bununla sınırlı değildir. Mücadelesinin esas amaçlarından biri Kürt Halk Önderi’ni özgürleştirmektir. Eğer Türk devleti bir çözüm istiyorsa bu atılmayacak bir adım değildir. Çözüm için her adım doğru ve meşrudur. Çözüm için atılacak bir adıma hiç kimse karşı çıkamaz. Kürt Halk Önderi esaret altında olacak, üzerinde tehdit ve şantaj politikası uygulanacak, ama Kürt sorununda çözüm olacak! Bu mümkün müdür? Çözüm politikası olan böyle bir yaklaşım gösterebilir mi?
Başbakan’ın sivri zekalı danışmanı “BDP üzerinde vesayeti kaldırmak için binlerce BDP’liyi tutukluyoruz” diyerek başta BDP’liler olmak üzere tüm Kürtlerle dalga geçmektedir. Her zaman düşünce derinliği olmayanların başvurduğu indirgeme ve analoji yaparak “PKK silahlı güçtür, Kürtler üzerindeki vesayet PKK bitirilerek kaldırılacaktır” diyorlar. Bunu bazı işbirlikçi Kürtler de dillendiriyor. Kürdistan’daki siyaset üzerindeki vesayet de, baskı da engel de Türk sömürgeciliğidir, anayasasıdır ve baskı kurumlarıdır. Bu nedenle bu operasyonları yaparak PKK’nin vesayetini kaldırıyoruz demek Kürt siyaseti ve Kürtlerin tüm haklarının üzerindeki sömürgeci baskıyı gizlemek ve örtmektir. Bunun için bazı Kürtleri de araç olarak kullanıyorlar.
Psikolojik savaşın bir amacı da kavramları tersyüz etmektir. Kavramların içini boşaltıp kendi istedikleri algıyı oluşturmak için yeniden anlamlandırmaktadırlar. Psikolojik savaşın bu yöntemi iyi görülmelidir.
Bugün Türk ordusu NATO’nun ikinci büyük ordusudur. Hala da en büyük yatırımlar orduya yapılmaktadır. Böylece hem Kürtler üzerinde egemenlik sürdürülmek istenmekte hem de Ortadoğu’daki yayılmacı yeni Osmanlı politikalarını hakim kılmak istemektedirler.
AKP bir değişiklik yapmıştır; o da şimdiye kadarki politikaları kendi müktesebatı yapmasıdır. Dolayısıyla orduyla bir sorunu kalmamıştır. Klasik politikalar AKP tarafından içselleştirilmiştir. Amiyane deyimle AKP Ankaralılaşmıştır.