Geçen haftanın Kürtler açısından en önemli gelişmesi kuşkusuz Suriye Kürdistanı Kürtlerinin birleşmesiydi.
Gerçi, Amed halkının AKP despotizmine karşı onur mücadelesini yükseltmesi, haklı özgürlük davasını ölümüne sahiplenmesi ve 14 Temmuz’da destansı bir direniş sergilemesi de önemliydi ama, ilki stratejik, ikincisi taktik önemdeydi.
Amed direnişi Türk devleti ve AKP Hükümeti’nin Kürdistan’da meşruiyetini yitirdiğini, çıplak zorla dahi Kürdistan’ı yönetemediğini dosta düşmana bir kez daha göstermesi açısından önemliydi.
Dolayısıyla Suriye Kürdistanı örgütlerinin birleşmesi kadar Amed direnişi de her türlü takdirin üstündedir.
Geçen haftanın bir stratejik, diğeri taktik bu iki gelişmesi Kürt halkının özgür geleceğe olan ümitlerini güçlendirmiştir.
Kürtler arası birliğin gelişiyor olması, Kürtlerin bölgesel bir aktör olarak yükseliyor olmaları inkara dayanan eski statükonun tasfiyesine ivme kazandıracak, dengeleri sarsacak ve özgürlüğü yakınlaştıracaktır.
Kürt halkının özgürlüğü için direniş kadar hayati önemi olan bir diğer olguysa birlikti. Halkımız geçmişte sergilediği görkemli direnişlere rağmen birlik olmadığı için yenildi ve ağır bedeller ödedi.
Fakat şimdi tarihi bu zaafiyet gideriliyor. Direniş birliği, birlik de direnişi güçlendiriyor. Bu da Kürt demokrasisinin olgunlaşmasına, toplumsal ilerlemenin hızlanmasına ve özgürlüğün sağlanmasına hizmet ediyor.
Kürt siyasetinin küresel çağın yarattığı fırsatları değerlendirmesi için birleşmesi, bunun yatay ve dikey örgütlenme modellerini hayata geçirmesi, dört parçadan ve diasporadan bütün Kürtlerin demokratik iradesini yansıtan Kürdistan Ulusal Konseyi’nin kurulması gerektiğini sürekli olarak söylemiş ve yazmış birisi olarak, mutlulukla söyleyebilirim ki artık bu yola girilmiştir.
Suriye Kürdistanı’nda kurulan Yüksek Kürt Konseyi bunun işaretidir. Ulusal Konsey’e giden yolda atılmış tarihi bir adımı, kutlu bir girişimdir.
Elbette Kürt halkının iki temel direğinden biri PKK’yse diğeri de KDP’dir.
PKK ana Kürdistan’ın temel gücü olduğu kadar, dört parçada ve diasporadaki örgütlülüğü, ulusal- demokratik birikimi ve direngenlik yeteneğiyle, KDP ise hem devletleşme yolunda elde ettiği ileri mevzileri hem de uluslararası demokratik toplum nezdinde kazandığı meşruiyet ve desteği açısından vazgeçilmezdir.
Kürdistan mücadelesi bundan böyle bu iki temel gücün bazılarına göre ‘ittifakı’, bana göre de ‘koalisyonu’yla yönetilecektir.
Ne de olsa Kürdistan artık Kürt siyasetinin yönetime girmiştir.
Irak’ın çözüldüğü, Suriye’nin çözülmekte olduğu, Türkiye’nin ırkçı sisteminin meşruiyetini yitirdiği ve İran’ın da sırasını beklediği bir süreçte Kürt halkının demokratik iradesi Kürdistan’ın her yanında, her geçen gün biraz daha güçlenmektedir.
200 yıllık bir aradan sonra Kürdistan’da Kürt iradesi yeniden boy vermektedir.
Elbette özgürlük için direnen yurtsever herkesin ve her kesiminin bunda emeği vardır ve buna saygı gösterilmelidir.
Ancak PKK ve KDP’nin süreçteki belirleyici özellikleri de gözardı edilmemelidir. Kürtlerin kendi ülkelerinde söz ve karar sahibi olma mücadelelerinde bu iki parti arasındaki yakınlaşma yaşamsal önemdedir.
PKK gibi KDP yöneticilerinin bu bilinçte oldukları, bunun çabasını verdikleri gözlenmektedir.
Dolayısıyla ikisini de kutlamak, birlik yolunda attıkları bu kutlu adımları kalıcılaştırmaları için de destek olmak gerekmektedir.
Zira, dediğim gibi kurtuluşun yolu buradan geçmektedir.
Sorunlar elbette vardır ve bundan böyle de olacaktır.
Önemli olan bu sorunların demokratik zeminlerde, ikna ve diyalog temelinde ele alınması, toplumsal-siyasal ilerlemenin demokratik rekabet yoluyla sağlanmasıdır.
Kürdistan halkının talebi ve özlemi budur; beklenti bundan sonra da böyle olacağıdır.
Kaldı ki her şey olmuş bitmiş, tehlikeler bertaraf edilmiş de değildir. Aksine bölgede yeni kırılmalar, yeni savaşlar kaçınılmaz görünmektedir.
Dolayısıyla safları daha da sıkılaştırmanın ve savunma başta olmak üzere hayatın her alanında güçlü kurumlara sahip olmanın zorunluluğu vardır.
Son olarak; nesnel süreç Kürtlerin Kürdistan’da söz ve karar sahibi olmalarının yarattığı fırsat kadar, Kürtlerle Türklere de Edirne’den Kerkük’e eşitlik ve özgürlük temelinde yeni bir ülke yaratmaları fırsatını da sunuyor!
Amed direnişini bir de böyle okumak gerekiyor.
Türk devleti ve onun son kalesi AKP Hükümeti ne yaparsa yapsın kuzeyin direngen halkını teslim alamıyor.
Onların öfkeleri ve saldırganlıklarının altında bu gerçek yatıyor. Bu durumda devlete ve hükümete de ya bükemediği bileğini öpmek ya da Selahattin Demirtaş’ın dediği gibi pılını pırtını toplayıp gitmek kalıyor!
Direniş birliği, birlik direnişi güçlendiriyor