Direnişle, estetiğin çok güzel yoğrulduğu bir kitap. Kitabın içindeki kısa, mütevazi biyografiden Murat Türk'ün 16 yaşında gerillaya katıldığını, 19 yaşında tutsak düştüğünü, şimdi 39 yaşında olduğunu ve müebbete hükümlü olarak Bolu F tipi cezaevinde yatmakta olduğunu öğreniyoruz.
Böğürtlen tadıyla, cebindeki böğürtlenleri yoldaşlarıyla paylaşan küçük bir gerillanın, Rohat'ın gerilla kampındaki şakalarıyla başlar kitap.Böğürtlenler kitap boyunca romana eşlik eder.
Kırk beş günlük bu direnişin böğürtlen zamanında gerçekleştiğini de böyle öğreniriz.Kitaptaki direnişin kahramanı 17-18 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim gerilla Şervan'dır. Ama kitapta anlatılan duygular, felsefi düşünceler, doğa betimlemeleri, sanki oldukça yaşlı ve olgun bir gerillaya aittir.
Kitap kurgu mu, gerçek bir yaşam öyküsü mü belli değil. Kanımca gerçek bir öykü, gerçek bir öykü diyorum, çünkü böylesi olayların, detayların, inceliklerin, kişilerin, bunları yaşamayan birisi tarafından kurgulanması hemen hemen olanaksızdır. Şervan gerilla grubundaki arkadaşlarıyla birlikte bir askeri birliği bastıktan ve silahlarını aldıktan sonra geri çekiliş sırasında pusuya düşerler.
Çatışmanın yoğunlaştığı sırada bir at gelir, kara bir at:
"Atın gözünde, o ıslak aynada alevlerin yalımı sarı bir ışık gibi çaktı yüzümüze! Bu kara, parlak, devasa at, sımsıkı gövdesinin gerilimini üzerimize bırakarak geçti, gitti. Dönüp baktık arkasından; üzengiye takılıp sürüklenen şeyin bir asker postalı olduğunu fark ettik."
Şervan yaralanır."O an gök yarılıp üzerimize çöktü sanki. Gök gürültüsünü andıran iç içe patlamalar...Alev...Barut...Duman. Bir anda hava karardı."
Grup geri çekilmeye başlar. Kolay değildir bu çekiliş, içlerinde yaralılar vardır, yoğun ateş altındadırlar. Şervan yürüyememektedir. Kendisini bırakmaları için çok ısrar etsede yoldaşları kabul etmez. Ne zamanki, Şervan adım atamaz kendisini bir çukura bırakıp geri gelip alacaklarını söylerler.
"Direnmek yaşamaktır! Ne olursa olsun diren!" der yoldaşları.
"Sonuna kadar direneceğim" diye yanıtlar.
Top sesleri, makinalı tüfek sesleri, aydınlatma fişekleri tüm gece sürer. Yarasına, ağrılara rağmen uyumamak için direnir Şervan. İki gece kimse gelmeyince kendi başının çaresine bakmaya karar verir. Ve "roman bundan sonra başlar," dersek yeridir. Şervan uzun, kaç gün, kaç gece olduğunu kendisinin de bilmediği uzun bir yürüyüşe başlar, yoldaşlarını tekrar bulacağından emindir.
Sonra kendisine yardımcı olan, topladıkları böğürtlenleri ona veren, gencecik 12-13 yaşlarındaki iki kız. Süt içiren çobanlar, yarasını saran berivanlar. Birazcık kendisine gelince yine sürdürür yürüyüşünü. Gördüğü ilk köyde yardım ederler kendisine. Karnı doyurulur, yaraları sarılır, vücudu silinir.
Biraz kendine geldiğinde yine yürüyüşünü sürdürür.
Gerillaların daha önce hangi köylere geldiğini, hangi evlerde kendilerine iyi davranıldığını bilmektedir. Bir çok köye gelir, bir çok eve girer, hep yoldaşlarının gelip gelmediğini sorar. Bazı köyler onbeş yirmi gün önce gelip gittiklerini, bazıları son sıralarda hiç uğramadıklarını söylerler. Umudunu hiç yitirmez Şervan. Daha önce konakladıkları gerilla kamplarını yoklar. Ama yoktur yoldaşları...
Şervan bu uzun yolculuğunda salt dostluğu, yardımseverliği görmez, ihaneti , acımasızlığı da görür. Ölümün, tutuklanmanın kenarından geçer. Bildiği köylerde, evlerde beyaz bir taksiyle karanlık çehreli bazı adamların kendisini aradığını duyar hep. Artık çok dikkatlidir. En sarp yerlerden geçer, ormanlık arazide geceler. Askerlerin de kendisini aradıklarını duyar. Yine de yoldaşlarını bulmaktan vazgeçmez. Ve sonunda bulur da. O kadar zayıflamış ve yıpranmıştır ki, çoğu kendisini tanıyamaz. "Saat onbir civarı tepeciler indi. Rohat, daha ulaşmadan sesini duydum ve: 'Böğürtlen getirdin mi Rohat? Böğürtlen?" dedim. 'Vaaay!' dedi. 'Bu, bu...'
'Böğürtlen getirmeden gelme!'
Ağaçların altından koşa koşa geldi. Elinde küçük, kara bir çaydanlık vardı. Yere bıraktı. Sımsıkı boynuma sarıldı.
'Böğürtlen getirmedin, bari bir çay yap Heval Rohat...' dedim.
Küçük çaydanlığı önüme bıraktı, kapağını kaldırdı.
Ağzına kadar böğürtlen doluydu çaydanlık!
'Tam böğürtlen zamanında geldin!' dedi."
Böyle bitiyor bu güzelim roman.
Roman bitince halkla gerillanın bütünleşmesini çok net olarak görmüş, tankların, uçakların, bombaların bu özgürlük kavgasını engellemesinin olanaksız olduğuna inancım bir kez daha pekişmişti.
ATİLLA KESKİN