KJK Koordinasyon Üyesi Besê Erzincan: Kadın özgürlüğüne dair daha radikal bir çerçeveyi 2019 itibariyle güçlü tartışabilmeliyiz. Kadın hareketlerinin sadece kendini savunan bir pozisyondan çıkıp yaşamı yeniden yaratabilmenin örgütlü mücadelesini vermesi, daha büyük hedeflere kilitlenmesi önemlidir.

Komalên Jinên Kurdistan (KJK) Yürütme Konseyi (YK),  Aralık ayı sonunda yaptığı toplantıda Kürt halkının yeni bir komplo ile karşı karşıya olduğuna dikkat çekerek, tüm konseptleri boşa çıkarmak için önümüzdeki altı ayı ‘olağanüstü seferberlik süreci’ ilan etti. Olağanüstü dönem tespitiyle topyekûn seferberlik ilan ettiklerini belirten KJK Koordinasyonu Üyesi Besê Erzincan, yeni dönemde direniş, yeniden inşa ve öz savunmanın iç içe yürütülmesinin önemli olduğunu vurguladı.

KJK Koordinasyon Üyesi Besê Erzincan, tecride karşı DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in öncülük ettiği direniş hamlesini, 2018 yılında dünya kadın hareketleri ve kadın özgürlük mücadelesinin durumunu ve 2019’da kadın direnişi potansiyelini değerlendirdi.

ANF’de yayınlanan kapsamlı söyleşiyi kısaltarak paylaşıyoruz:

Yeni yıla DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in öncülük ettiği bir direniş hamlesiyle girildi ve devam ediyor. Yine kritik bir süreçte bir kadının direnişi tetikleyip öncülük yapmasının, Kürt kadın mücadelesi açısından anlamı nedir?

Öncelikle 2019’un Önderliğimiz, kadınlar, halkımız, halklar açısından özgürlük yılı olmasını diliyorum. Yeni yıla Sayın Leyla Güven’in öncülüğünde başlatılan süresiz dönüşümsüz açlık grevi direnişiyle başladık. Açlık grevi yapan tüm arkadaşların tek talebi, tecridin kaldırılmasıdır. Tüm açlık grevi eylemcilerini saygıyla selamlıyorum.

Önderlik, halkımız ve kadınlar açısından son derece riskli bir dönem içinde olduğumuz herkes tarafından biliniyor. Topyekun bir soykırım savaşı özgürlük mücadelemize karşı yürütülüyor. DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in eylemi, Önderliğimiz üzerindeki baskı ve işkence sistemine, halkımıza karşı geliştirilen soykırımlara bir cevaptır. Bu eylem, Kürt kadınlarının öncülük iddiasının, özgürlük özleminin, tutkusunun ve bunu başarma yolundaki kararlılığının halidir. Büyük moral ve inançla perçinlenen tarihi bir kadın eylemidir. Kürdistan Özgürlük Hareketi tarihimizde şimdiden yerini aldı. Leyla Güven, tıpkı Leyla Qasimlar gibi ülkesinin, kadın özgürlüğünün öncülüğünü yapıyor. Tüm Kürtleri peşinden sürüklüyor.

Tecrit ve işkence sistemi neden daha fazla ağırlaştırıldı? Sonuç alındı mı?

Önderliğimizin üzerindeki tecrit ve işkence sistemi 2018’de daha da ağırlaştırıldı. İletişimi kesilerek sonuç alınacağı düşünülüyordu. Halbuki Önderliğimizin ideoloji ve felsefesinin en fazla kabul gördüğü bir dönemi yaşadık. Demokratik konfederalizm, demokratik ulus, kadın özgürlüğü, ekolojik anlayışı insanların sorunlarına köklü cevaplar vererek sürekli yayılıyor. Önderliğimizin düşünceleri, ilk kez bu denli evrenselleşti. Bu yıl itibariyle tecridin kaldırılması, özgürleştirilmesi; düşüncelerinin yayılması için çalışmalarımızı, daha planlı ve etkili bir şekilde pratikleştireceğiz.

Erkek egemenlikli sistem, geçtiğimiz yıl bütün aygıtlarıyla topluma saldırdı ama iç içe geçmiş krizler de yaşanıyor. Nasıl bir döngüyle karşı karşıyayız?

21. yüzyıl ile birlikte ataerkil sistem büyük bir bunalım ve kriz yaşıyor. Yaşadığı tıkanıklık ve zorlanmaları, başta kadınlar olmak üzere toplumları yeniden sömürüye açarak aşmak istiyor. Bu yaklaşım, zaten krizlerin temel kaynağı olduğundan bunalımları ağırlaştırıyor. Dolayısıyla yaşanan krizler, dönemsel değil kesintisizdir.

Bu belirlediğiniz çerçeve bütün devletler için aynı mı?

Devletlerin kadın düşmanlığı çerçevesindeki politikalarında ciddi bir benzerlik ve ortaklaşma yaşandı. Cinsiyetçiliğin ince ve kaba yöntemlerle ayyuka çıktığı; kanunlarla topluma dayatıldığı, pratikleştirilmeye çalışıldığı bir dönemi yaşadık. Kürtaj yasakları, kadına yönelik şiddetin artması ve cinsiyetçiliği pekiştiren çeşitli kanunların çıkarılması, aynı zamanda bilinçlenen, özgür davranmak isteyen kadınlara karşı bir önlemdi. Kadın kazanımlarının gaspı da bunu amaçlamaktadır. Egemen erkek sistemi, kendi hakimiyetini çeşitli yollarla garanti altına almak istiyor.

‘Maço’ diye tabir edilen erkek egemen sistemin en kaba profilinin iktidarların başında olduğu bir dönemde olmamızı nasıl izah ediyorsunuz?

Zayıflayan egemen erkek sisteminin imajını güçlü gösterme, egemen erkekliği yeniden hortlatma, süreklileştirme hamlelerini geliştiriyorlar. Aslında ‘Maço Başkan’ profili, uyanışa geçen, örgütlenen, alternatifi yaratan kadınlardan duyulan kaygı ve korkuların sonucu olarak da değerlendirilebilir. Kadınların haklarının ellerinden alınması ya da belirli sınırlarda tutulması, hatta yapılabilirse sömürünün daha da derinleştirilmesi, stratejik bir yaklaşımdır. Adaletsizlik, eşitsizlik, kadına yönelik şiddet, gelir dağılımındaki dengesizlik, savaş ve göçler toplumda büyük bir sıkışma yaratıyor; toplumun/kadınların ayaklanma, başkaldırma zeminlerini sürekli besliyor. Sağcı, ırkçı, muhafazakar, faşist iktidarların kadın düşmanı politikaları ciddi tepki uyandırıyor. “Ne kadar çok baskı, o denli kölelik” denklemi, hiyerarşik sistemin temel parametresi olarak işliyor.

2018’de kadınların özgürleşmesine karşı devlet ve iktidarların almak istediği kararlar kabul gördü mü?

Çoğu kabul görmedi. Ayrımcılığı ve ötekileştirmeyi esas alan birçok karar, kadınların direnişleri sonucunda geri çekildi. Kadınlar, sürekli bir hareketlilik içinde oldu. Kürtaj, tecavüz ve kadına yönelik şiddete karşı kıtalararası gelişen kampanyalar, kadınlarda bilinçlenmeyi, reddedişleri hızlı bir şekilde geliştiriyor. Türkiye, Latin Amerika, Hindistan, Afganistan, İran, Amerika ve Afrika’da bunun örnekleri var. Dikkat ederseniz sistem dışı hareketler içinde de en çok kadınlar yer alıyor. Aynı zamanda dünyada kadın özgürlük mücadelesinin yükseldiği bir dönemdeyiz.

Mevcut mücadele yeterli mi, 2019 itibariyle neler yapılabilir veya yapılmalı?

Kadın özgürlüğüne dair daha radikal bir çerçeveyi, 2019 itibariyle güçlü tartışabilmeliyiz. Kapitalist modernist sistemin kadın politikalarını daha derinlikli çözümlemeliyiz. Bireyciliğin ayyuka çıkarılması ve bunun özgürlük olarak sunulması ciddi bir saptırmadır. Kadınların bireyci tarzda özgürlüklerini ifade etmesi, sömürü alanına daha fazla girme, ona hizmet etme anlamını taşıyor. Kadının tek başına özgür olması mümkün değildir. Kadın özgürlüğü, cins olarak özgürleşme ile sağlanabilir. Kadınlar yalnızlaştırılarak güçsüz düşürülüyor. Bedensel, ruhsal, düşünsel, emek anlamında çok ciddi sömürülme prosedürleri içinde tutuluyor. Sahte özgürlük anlayışları geliştirilerek, kadınların emekleri ve enerjileri kapitalist sistemin hizmetind yeniden koşturuluyor. Kadınlar özgürlüğe doğru koştuklarını sanarken yeniden kölelik zincirlerine vuruluyor. Medya, kültür sanat ve spor, bu temelde kullanılıyor. Sahte bireyci özgürlük anlayışlarının teşvik edilmesi, cinsel özgürlük, kadınların aşırı açılması ya da kapatılması gündemleri, bunlardan bazılarıdır.

Kapitalizmin son derece geliştiği Batı Avrupa ülkelerinde kadın özgürlük hareketlerinin bir türlü gelişememesi bununla mı bağlantılı?

Batı Avrupa’da kadınlar kendilerini özgürleşmiş olarak görüyor. Oysaki toplumsal özgürlüklerden, kadın örgütlülüğünden, cins bilincinden kopuk bir kadın özgürlük anlayışı, hakiki bir kadın özgürlüğünü getiremez. Kadının maneviyattan uzak, bireyci yaşaması özgürlük değildir, sahte özgürlük anlayışıdır. Kadının daha derinlikli sömürülmesidir.

Örneğin, kadınların sorunu sadece baş açma ile gündemleştiriliyor. İran’daki kadın özgürlük mücadelesinin sadece bir baş açmaya; Suudi Arabistan’da ise araba kullanmaya indirgenmesi, bunun örneklerindendir. Elbette kadının araba kullanması, serbest ve özgürce gezebilmesi, istediği kıyafeti giyebilmesi önemlidir. Ancak bu yeterli değildir.

Kadınlar biraz da enerjilerini bazı günlere, kampanyalara yığmıyorlar mı, 2019’da bu nasıl aşılabilir?

Kadın özgürlük mücadeleleri, 25 Kasım Kadına Şiddete Hayır ya da 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ndeki etkinlik, protesto ile sınırlı tutulmak isteniyor. 2019’da itibariyle bunu aşacak stratejiler geliştirebilmeliyiz. Kadın özgürlük mücadelelerinin son derece dar, marjinal, sınırlı bir biçimde kalmasını kabul etmemeliyiz. Kendimizi savunma psikolojisi içinde tutmamalıyız. Hem savunma hem de saldırı stratejilerinin planlamalarını iç içe uygulayabilmeliyiz. Erkek egemen sistemin kadınları oyalayan, savunmaya iten; bu temelde gündem belirleyen yaklaşımlarını da iyi değerlendirmeliyiz. Kadın özgürlük hareketlerinin gündemlerini, sürekli olarak biz kadınlar belirlemeliyiz. Ataerkil sistem siyasete, ekonomiye, öz savunmaya ve yaşamın diğer alanlarına kadınların girmesini önlemeye çalışıyor. Kadınların yaşamı bütünüyle değiştirmesi, yenilemesi gerekir. Sadece kendini savunan bir pozisyondan çıkıp yaşamı yeniden yaratabilmenin örgütlü mücadelesini vermesi, daha büyük hedeflere kilitlenmesi önemlidir.

Şimdi tekrar Ortadoğu’ya, kendi bölgemize bakalım. Burada durum nedir ve Kürt kadınlar nasıl bir rol oynuyor?

Ortadoğu’daki devletler, kadın kırımı temelindeki politikalarını -bazı farklılıklar içerse de- ataerkil sistem mantığının bir parçası olarak sürdürüyor. Özgürleşmek isteyen kadın, yaşamın her alanında hedef durumundadır. Kadınlar aile içinde, kamu alanlarında cinsiyetçi politikalarla karşı karşıyadır. Göçlerde, mülteci yaşamda kadınlar fuhuşa sürüklenmekte, ucuz işçi olmakta, erken yaşta evlendirme, boşanma, açlık, şiddet dolu bir yaşam içinde kalmaya mecbur ediliyor. Ortadoğu’da kadın intiharları, küçük yaşta evlendirmeler, çok eşlilik, kadın sünneti, kadına uygulanan şiddet, kadın namus cinayetleri gibi halen çok ciddi sorunlarla karşı karşıyayız.

DAİŞ ile birlikte kadına yaşatılanların etkisi halen sürüyor. Kara faşizm, fiziki olarak YPG-YPJ tarafından bitirildi ancak DAİŞ’in kadın düşmanı zihniyetinin etkisini küçümsememek gerekiyor. Örneğin Türkiye’de Kemalist kadınlar bile AKP’nin DAİŞ patentli kadın politikaları nedeniyle pasif bir pozisyon içinde tutuldu. Kadın hakları bir bir alınıyor. Buna yönelik örgütlü tepkiler sınırlı ve yetersizdir. Kürt kadınların özgürlük mücadelesi, direnişçi duruşu olmazsa tüm Türkiye’de kadınlara yönelik her alanda DAİŞ uygulamaları çok daha hızlı ve derinlikli uygulanır. Kadının yaşam tarzına çok daha fazla karışan, müdahale eden yaklaşımlar en fazla DİAŞ zihniyetli AKP iktidarları döneminde gelişti. Oysaki Türkiye ve Kürdistan’daki kadın hareketlerinin de muazzam bir deneyim ve tecrübesi oluştu. Alternatif yaşamı geliştirmede 2019’da daha güçlü adım atabilecek potansiyele sahipler. Ortadoğu kadınlarına öncülük etmede stratejik bir rol oynayabilirler.

Rojava Devrimi, kadın özgürlük hareketleri açısından aslında çok önemli bir pratik modeli oluşturdu. Örgütlenme ve ortak hareket, kadın mücadelelerini geliştirecektir.

Kürt kadınların 2018’de yapabildiklerini biraz daha detaylandırır mısınız?

Kürt kadınları olarak 2018’de Kürdistan’ın her tarafında direniş ile birlikte kadın ortaklaşmalarının, örgütlemelerinin geliştirilmesi için önemli adımlar attık. Jineoloji konferansları ve Frankfurt’taki uluslararası kadın konferansı, tarihi çalışmalardandır.

Kuzey Kürdistan’da kadınlara büyük saldırılar oldu ama direniş sürdü. Türkiye’de kadın hareketlerinin direnişi, Cumartesi Anneleri’nin direnişi anlamlıydı.

AKP iktidarının kadınları eve hapsetme politikalarına karşı geniş çevrelerin katılımıyla kadın platformları oluşturuldu. İstanbul’daki kadın hareketleri, tüm Türkiye’ye öncülük edebilecek bir potansiyel ve performansa sahiptir. Aslında çalışmalarını, Türkiye’deki tüm toplumsal ve kadın sorunlarını kapsayacak bir örgütlülük ve eylem hattı ile geliştirebilirlerdi.

Kadın gerillalar neler yaptı?

Gerilla direnişimiz tüm bu siyasal- diplomatik- askeri gelişmelerin içinde tüm dünyaya Kürtlerin, kadınların nasıl bir özgürlük duruşuna sahip olduğunu ortaya koydu. Faşizme karşı direnen gerilla gerçekliğimiz siyasal gelişmelerin yönünü belirledi. Hareketimizin özgür ve bağımsız siyaset yapmasında; kendine ait bir duruşa, iradeye, söz hakkına sahip olmasında stratejik bir güç kaynağı olarak rol oynadı. Tüm dünya kadınlarına güç ve inanç verdi.

21. yüzyıldaki insan aklının yarattığı en üst tekniğe karşı olağanüstü direnişiyle YJA STAR gerillaları, tarihi rollerini oynamaya devam ediyor. Kadın özgürlüğünün ana kaynağı dağdaki gerilla kadınların özgürlük bilinci ve örgütlülüğü temelindeki duruşlarıdır. Bu yönüyle kadınların öz savunma, özgün örgütlenme anlayışında önemli gelişmeler yaşanıyor. Dünyada kadın gerillacılığının profesyonel öncülüğünü Kürt kadınları yaptı. Devlet ve iktidar güçlerine karşı en keskin direnişi ve iradesini ortaya koydular.

Rojavayê Kurdistan’da gelişen kadın sistemi, alternatifi yaratma düzeyi, kadın özgürlük hareketlerine öncülük ediyor. Toplumsal devrimlerin önünü açan bir pratikleşme söz konusu. Kadınların öz savunmasının YPJ şahsında nasıl geliştirilebileceğinin somut modeli görüldü. Bu da tüm dünya kadınları açısından en büyük güç kaynağı oldu.

KJK YK toplantısında olağanüstü bir dönem tespitiyle seferberlik ilan ettiniz. Tespitin gerekçelerini ve seferberlik planlamanızı paylaşabilir misiniz?

Küresel demokrasi güçlerinin, kadın özgürlük hareketlerinin doğru bir taktik ve stratejiyle sonuç alabilecekleri bir dönemdeyiz. Ortadoğu coğrafyasında başta kadınlar olmak üzere özgürlük ve demokrasi güçleri ile ortak bir cephede mücadele yürütmek zorundayız. Kadın özgürlük mücadelemiz, kadınların kolektif öz güçlerini birleştirerek büyüyor, evrenselleşiyor. Dünya kadınları ‘Jin Jiyan Azadî’ sloganı etrafında büyük bir heyecan ve inatla toplanıyor. 2019’da radikal kadın özgürlüğü mücadelesini yetkin bir şekilde geliştireceğiz. Ortak mücadele, sistemini çöküşünü hızlandıracaktır. Bütünlüklü olarak direnme, eylem yapma, örgütlenme zamanıdır.

Kürtler açısından son derece tarihi bir süreçteyiz. Önderliğimizin, halkımızın, Hareketimizin, kadınların üzerine amansız, vicdansız ve ahlak dışı soykırım saldırıları geliştiriliyor. PKK öncülüğünde gelişen halkımızın 40 yıllık kazanımları gasp edilerek yeniden soykırım politikaları içinde yaşamaya mahkum edilmek isteniyoruz. Onursuz, kimliksiz, işbirlikçi ‘Kürtlük’ canlandırılmaya çalışılıyor. Önderliğimiz İmralı’da tam bir işkence sistemi altında tutuluyor. Efrîn’den sonra tüm Rojava işgal edilmek isteniyor. Temel stratejimiz; direniş, öz savunmayı derinlikli geliştirme, diğer yandan da inşa çalışmaları olmalıdır.

Evet, Kadın Hareketi olarak olağanüstü dönem tespitiyle topyekûn seferberlik ilan ettik. Şu anlama geliyor; olağanüstü bir süreçteyiz ve bu sürece göre yaşamalıyız. İddiasız, vasat, sıradan duruşlarla asla bu süreci karşılayamayız. Tüm kadın örgütlerimizin, kadro ve çalışanlarımızın, halkımızın bunu bilerek yaşaması, mücadeleye aktif katılması, öncülük yapması gerekir. Kadınlar basın, kültür, diplomasi çalışmalarını, örgütlenme ve eylemlerini bu doğrultuda planlayıp geliştirilmelidir. Ya kimliksiz, onursuzca bir yaşam içinde kaybolup gideceğiz ya da gerçekten kendi topraklarımızda kimliğimiz, dilimiz, özgürlük anlayışımızla yaşamayı hak edeceğiz. Kadınlar olarak bedelleri büyük ve önümüzde zorlu bir yol olsa da özgür yaşamı yaratmaktan, bunu başarmaktan başka bir seçeneğimiz yok.

Öz güce dayalı direnişimizi, eylemliliklerimizi Önderliğimizin özgürleşmesi etrafında kilitlediğimiz bir dönem içindeyiz. Bizler mücadelemizde ciddi bir odaklanma ve kilitlenmeyi gerçekleştirdiğimizde mutlaka başarılı olduk. Şimdi de başaracağız; direniş, yeniden inşa ve öz savunmayı iç içe yürütebilmeliyiz. Rojava’nın savunulması, Efrîn’in kurtuluşu da bu temelde geliştirilecektir. Kadınlar şahsında kaybediş, insanlığın kaybedişidir. Başarmaya mecburuz. Mutlaka başaracağız.

 

ANF/BEHDÎNAN