Kendini yaratmak ve tarihin sayfalarına kendi yaşamında izlerini bırakarak yazmak, yaşamına dair amaç belirleyip hedef koymak ancak cesur insanların işidir. Egemenlerce yazılan tarihin yazılmayan izlerini bu cesur insanlar öncülük yaparak halkların direniş geleneğini günümüze kadar aktara bilmişlerdir. Cesurdurlar, çünkü sisteme muhalif olmak tarihin her dönemde deyim yerindeyse ateşten gömlek giymek demektir. Bu ateşten gömleği giyen sayısız filozof, peygamber, devrimci, halk öncüsü ağır bedeller ödeme pahasına acıyı bal eyleyerek tarihe kendi izlerini bırakabilmişlerdir.

Bu insanlar bilirler ki niçin nasıl ne yapmalı sorularını sormadan insanca yaşayamaz onurlu bir yaşamın sahibi olamazlar.

Bu cesur insanlar, niçin yaşıyorum nasıl yapmalı sorularını sorarak alternatif bir yaşam arayışına girmişlerdir. Nasıl, niçin yaşamalı sorularının cevabını bulmak adına yola çıkan bu insanlar tekil olarak çıktıkları onurlu bir yaşam arayışında çoğalarak binler milyonlar olmuş, mücadeleleri egemenlerin korkulu rüyası, halkların umudu olmuştur. Tarih bize her zaman niçin ve nasıl sorularına verilecek cevabın zalimin zulmüne karşı ortak yürüyüşle özgür bir yaşamın olabileceğini sayısız halk öncüsü ve kahramanı yürüttükleri mücadele deneyimleri ile göstermiştir.  Bu mücadele deneyimlerinde egemenler zalimler tarihe halklar nezdinde insanlık düşmanı katiller olarak geçerken, gerçek halk öncüleri olan kahramanlar ise halkların gönlünde Egidler, direnişçiler, liderler olarak yazılmışlardır. 5000 yıldır halklar ezilenler lehine kanla yazılan tarihe iz bırakmak elbette öyle kolay olmamıştır. Büyük bedeller ödeme pahasına bu cesur insanların zalimin zulmüne karşı geliştirdikleri direniş gelenekleri ise ezilen halklara miras olarak kalmış bu mirası ardılları olan sayısız kadın ve erkek direnerek günümüze kadar getirebilmişlerdir.

Ortadoğu her zaman tarihin derinliklerinden gelen direniş geleneğinin halk mücadelelerinin mekanı olmuştur.

2019’un ilk günlerinde dünyanın merkezi Ortadoğu Ortadoğu’nun kalbi Kürdistan da tarih, insanlık düşmanı kapitalist modernite güçlerine karşı halkların onur mücadelesinin görkemli direnişine bir kez daha tanıklık etmektedir. Bu gün İmralı başta olmak üzere Bakur’da binlerce zindan direnişçisi tutsak tarihi bir direnişe daha imza atmaktadır. Elbette halkların mücadele tarihinde görkemli direnişlere sahip Kürtlerin zindanlardaki ilk direniş deneyimi değildir. 20. Yüzyılın son çeyreğinde faşist Türk devletinin zulmüne karşı Amed zindanlarında ki PKK’nin öncü kadrolarının geliştirdiği 14 Temmuz direnişi insanlık onurunun korunmasına dönük yaşanan tarihin en büyük direnişlerinden biridir. Bu zindan direnişinde Kemal’ler, Hayri’ler, Mazlum’lar Sara’lar teslimiyete karşı direnişin hattını belirleyerek ancak direnerek kazanılabileceğini bütün dünyaya göstermiştir. Bu direniş geleneğinin yarattığı ruh daha sonra zindanlarda 90’ların zindan direnişlerini, güneşimizi karartamazsınız eylemsellikleri ve 2012 açlık grevi eylemlerini beslemiş Kürt özgürlük mücadelesinde bir zindan direniş geleneğini de geliştirmiştir.

Kürt özgülük mücadelesinin ilk kadın devrimcilerinden olan zindan direniş geleneğinin en büyük yaratıcılarından biri şüphesiz Sakine Cansız’dır.

Zindanlardaki kadın direniş geleneğinin öncülüğünü yapan Sakine Cansız kendinden sonraki kadın zindan direnişçilerinin direniş çizgisini belirlemiş özgürlük ruhunun canlı kılınmasında en etkili kadın devrimcilerden biri olmuştur. Sakine cansız yaşamıyla mücadelesiyle tarihe iz bırakarak Kürt kadın mücadelesinde gerçek bir devrimci, dünya kadın mücadelelerinin sembol isimlerinden biri olmuştur. Bu gün zindanlarda direnen binlerce kadın onun geliştirdiği özgülük ruhundan beslenerek kendine onun direniş çizgisini esas almıştır. Bu direniş geleneği bu ruh bu gün onun katledilmesinin yıl dönümü olan 9 Ocak tarihine günler kala sadece zindanlarda değil Kürtlerin yaşadığı her alanda kartopu misali günden güne büyümektedir.

Zindanlarda yaratılan ruhun geliştirilen kadın direniş geleneğinin bu gün son temsilcisi faşizm koşullarında Amed zindanında kadın özgürlük ve halklar mücadelesini yürüten Sayın Leyla Güven’dir.

7 Kasımda katıldığı mahkemede Sayın Öcalan üzerinde derinleştirilen ağır tecridin son bulması için süresiz dönüşümsüz açlık grevi eylemine girdiğini açıklayarak, insanlık değerlerinin yerle bir edildiği her türlü faşizm koşullarının dayatıldığı Amed zindanın da yeni bir görkemli direnişin fitilini ateşlemiştir.  DTK eş başkanı aynı zamanda HDP Hakkâri milletvekili Leyla Güven hem direnişin öncüsü hem de cezaevinden başlattığı eylemiyle bütün dünyaya Kürt kadınlarının önderliği ile kurduğu bağın ne denli güçlü olduğunu özgürlüğün onlar için yaşamlarından vazgeçecek kadar değerli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Tek talebi Kürt halk önderi Sayın Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridin son bulması olan, saraların direniş geleneğini kendine miras alan Leyla Güven, bir kadın olarak çıktığı bu yolda bu gün en ağır faşizm koşullarının dayatıldığı, her türlü işkence ve baskıyla iradelerin teslim alınmaya çalışıldığı, İnsanca ve onurluca yaşamanın imkânsız kılınmaya çalışıldığı bir ortamda her gün biraz daha çoğalarak toplumsal bir çığlığa dönüşmüştür. Bu çığlık kısa bir sürede zindanlarda büyüyerek duvarları aşıp Kürtlerin yaşadığı her alana yayılmıştır. Bu talep sadece özgür bir yaşamla kendini özgür kılmak adına kendi bedenini açlığa yatıran zindan direnişçilerinin talebi değil aynı zamanda bütün Kürt ve orta doğulu halklarının da talebi olmuştur.

Tarih Kürtler için bir kez daha tekerrür ediyordu.

Yine Amed cezaevi ve yine faşizme karşı tarihi görkemli bir direniş. 39 yıl önce faşizme karşı insanca bir yaşam uğruna canlarından başka verecek bir şeyleri olmayan PKK’nin öncü kadroları kendilerini yeniden yaratıp, direnişin diğer adının yaşamak olduğunu tanımlayarak direnişin adını ruhunu geleceğe miras bırakıp tarihe iz bıraktılar. Onların direniş geleneğini kendine miras alarak o ruhu bu gün yeniden dirilten Leyla Güven ve mücadele arkadaşları direnişleriyle tarihe kendi izlerini bırakmanın, yaşamı yeniden yaratmanın yolundalar.

Zindanlarda gelişen bu özgürlük ruhunu yaratan ve besleyen Sayın Öcalan’ın felsefesidir.

Egemenleri, efendileri, diktatörleri güçlü kılan köleliğin kendisidir. Kölelik egemenin varlık nedenidir. Kölelik varsa egemenler beslenir ve hayatta kalır. Bundandır ki egemenlerin diktatörlerin en büyük korkusu halkların özgürlük talebi ve rüyasıdır. Zalimlerin en büyük korkusu olan insanlığın özgür yaşam talebini özgür insan savunmalarıyla İmralı da haykıran Sayın Öcalan’ın uluslararası bir komployla esir alınıp yıllardır ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmeyerek sesinin ezilen halklara kadınlara ulaşılması engellenerek susturulmak istenmesi bu nedenledir. Binlerce yıldır egemenlerin her türlü etnik ve mezhepsel savaşları sürekli besleyerek Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren politikaları halkların özgürlük rüyasını çalarak halkların toplumsal algılarında kölece bir yaşamı kabullenişi, kaderciliği geliştirmiştir. Bu gün bu algıya karşı halkların birlikte yaşam modeli olan özgür Kürdistan demokratik Ortadoğu projesi ile sesinin ulaştığı her yer, her birey kölece bir yaşama karşı özgürlük hayalleri kurmaya, insanca bir yaşam taleplerini haykırmaya başlamıştır.

Amacını belirleyip hedefine kilitlenen bir irade karşısında hiçbir baskıcı yöntem başarılı olamaz hiçbir kuvvet duramaz.

Bunu Sayın Öcalan kırk yıllık mücadele yaşamında defalarca kez bilinen reel olan her şeyi yerle bir ederek olmaz denileni, imkânsız denileni oldurtmuştur. Çünkü o insan iradesi karşısında hiçbir gücün duramayacağını olacaksa bir yaşamın anlamlı ve özgür olması gerektiğini kölece bir yaşamın asla kabul edilmemesi gerektiğini felsefik ideolojik örgütsel bütün boyutlarını özgür kadın özgür insan kimliğinde birleştirmiştir. Özgürlük yaşamın anlamı, yaşamın kendisidir diyen Sayın Öcalan’ın “Özgürseniz yaşamın anlamı vardır yoksa tek seçenek direniştir” felsefesini kendisine rehber alan 14 Temmuz direnişçileri bu özden beslendiler ve bu gün binlerce PKK’li-PAJK’lı tutsak Leyla Güven’in öncülüğünde girdikleri büyük açlık grevi eylemiyle bu özgürlük ruhunu büyütme iddiası ve kararlığındadırlar.

Talepleri kendi bireysel, yaşamsal talepleri değildir. Ne yaşadıkları işkence ve baskılar nede kısıtlanan ya da yasaklanan maddi ihtiyaçlardır. Tek talepleri önderlikleri şahsında Kürt halkına dayatılan derinleştirilen tecridin kırılması faşizmin yıkılmasıdır. Kapitalist modernite tarafından sürekli tüketici ve doyumsuz kılınan ve böylelikle iradesi teslim alınmaya çalışılan bir insan gerçeğine karşı bütün maddi ihtiyaçları ret ederek bedenini açlığa yatıran ama asla teslim olmayan bu uğurda en üst düzeyde direnişi esas alan “hiç olmadığımız kadar moralliyiz” diyerek adeta olmazı imkânsızı yaratan zindan direnişçileri özgürlük umutlarını büyütmektedirler. Onlara bu ruhu veren elbette Sayın Öcalan’ın yirmi yılı aşkın bir süredir İmralı’da bütün uluslararası güçlere karşı tek başına direnen ama asla teslim olmayan özgülük ruhu ve iradesidir.

Bu gün zindanlarda süresiz dönüşümsüz açlık greviyle direnen direnişçilerin “tecridi kıralım faşizmi yıkalım” şiarıyla tecridin kırılmasına dönük gerçekleştirdikleri eylemin talebi elbette sadece önderliğin ailesinden biriyle görüşmesi değil, aynı zamanda yangın yerine dönen Ortadoğu ve Kürdistan da yaşanan bu kanlı savaşın bitmesi için sorunun çözümüne katkı sunabileceği özgür yaşam ve çalışma koşullarının yaratılmasıdır. Bu koşullar yaratılana dek binlerce milyonlarca Kürt yaşadığı her alanda zindan direnişçilerinin talebi bizimde talebimizdir diyerek alanlara çıkıyor. Meşru ve haklı bir davanın savunucusu ve sahibiyseniz hangi koşullarda olursanız olun direniş yönteminiz ne olursa olsun eninde sonunda zafer sizin olacaktır. Hele bu dava kırk yıldır varlığını korumaya özgürlüğünü sağlamaya çalışan bir halkın davası ve bu dava uğruna hiç düşünmeden bedel ödemeyi göze alan evlatları varsa kaçınılmaz olarak faşizm yerle bir olacaktır.

Bu gün Kürdistan’da halklar lehine tarihin yeniden yazılacağı bir direniş yaşanmaktadır. Yaşanan zindan direnişini tarih halkların onur mücadelesi ve direnişi olarak yazarken Erdoğan Tramp gibi diktatörleri tıpkı Hitler, Mussolini de olduğu gibi insanlık düşmanı katiller olarak yazacaktır.

Niçin yaşadığının sorusuna verilen cevap anlamlı özgür bir yaşam yaratmak olmalı iken, nasılına mücadele ederek asla ama asla boyun eğmemeli olmalı. Bu gün Kürtler yaşamın her alanında her mekânın da direniyor. Zafere en yakın olduğumuz bu tarihi günlerde halk olarak hiç olmadığı kadar 14 Temmuz direniş ruhunu büyütme, direniş geleneğini sahiplenme öncülerimiz ve önderliğimiz etrafında kenetlenme zamanıdır.

Bu zaman ya onurlu bir direniş ve özgürce bir yaşam ya da tarihin sayfalarında kaybolma zamanıdır.