Bize kalan direnmektir. Neye kime karşı direneceğiz? diyenlere ise kendi geriliklerimize karşı direneceğiz. Kendimizde yok etmediğimiz esarete, ihanete, yalakalığa, teslimiyete karşı direneceğiz. Duygularımızı bilincimizle birleştirip özgülük arayışımızı ve serüvenimizi gerçekleştirmek için direneceğiz. Sözümüzü sakındığımız için direneceğiz. Direnmekten vazgeçmedik ama direnmenin çetelesini yeterince bilince çıkarmadığımız için direneceğiz. Direnmek nedir diye soracağız kendimize ve dönüp Amed zindanına bakacağız. Ordan olmazın teorisini parçalayanlarla kol kola girerek yürüyeceğiz. Bir Mazlum, bir Kemal bir de Hayriler olacağız. Katil icazetin temsilcisi olan Oktay Esatların üstüne üstüne yürüyeceğiz. Sonra Dörtlülerle ateş çemberi olup kendimize ait olmayan duyguları, hisleri, ağrıları ve yabancılaşmaları bir bir yakıp küle çevireceğiz.

Yüzümüzü Güneş’e çevireceğiz. Issız bir ada da zindan içinde zindanın tüm duvarlarını yüreğimizle yıkıp Serêkaniyê’den en ucra köşelere kadar binlerle direnen şehidin özgürlük özlemlerine tercüman olacağız. Direneceğiz yani. O direnme değil miydi Amara’dan çıkıp milyonlaşan? O direnme değil miydi ağıtları direnişe çeviren? Kaybetmeyi kazanmaya, başkası olmayı kendisine evirten?

Bize düşen kendimiz olmaktır. Hep denedik ve denemekten vazgeçmeyeceğiz. Sömürgecilerimiz ant içmişler bize özgürlüğü yad etmeyecekler diye. Yıllardır bize reva gördükleri sadece yalan, dolan, katliam, sürgün, teslimiyet. Bak gene şaha kalkmışlar. Sadece Kürt anasını görmesin diye. Kürt Kürt olmasın diye. Kürt olma ne olursan ol. Bunun ölçüsü Kürtsözlük. Her yerde aynı durum.

Dün Kerkük’te, Efrîn’de bugün de Rojava’nın her yerinde aynı yola başvuruyorlar. Kürt’ü kıracam, katiller sürüsünü yerleştirecem, onlara ahım şahım yerleşim yerleri inşa edecem ve dünya güllük gülistanlık olacak. Sanki dünyayı Kürtler savaş alanlarına çevirmişler gibi, kendi çirkinliklerini ve katliamlarının üstünü örtmeye çalışıyorlar. Sömürgecilerin Kürtler için tek çözümleri var o da ölü Kürt’tür. Milyonların varlığı ölümle eşdeğerdir egemenler için. Hep daha iyi nasıl öldürürümün teorisini yapan bu sömürge sürüsünü durdurmakta ancak ve ancak direnmeyle olur. Daha ne olmalı ki hep birlikte direnelim diye? Ne zamana kadar bekleyip seyre dalacağız? Kimi bekliyoruz? Söylenmedik söz mü kaldı nasıl yaşamalı diye? Nasıl direnmeli diye?

Daha dün değil miydi Arîn Mîrkan? Kobanê düştü düşecek diyen zalimlere karşı kendi bedeniyle cevap olan? Yamyamlar için sonun başlangıcının startını veren? Peki Efrîn’de direnen Avesta Xabûr. Bunlar direnmenin nasıl olması gerektiğini anda bize yaşatanlardır. Sabahtan akşama kadar bizi nasıl yok edeceklerinin teorisini yapan bu sömürgeciler, her yöntemi kullanıyorlar, bize ait olanları bizden koparmak için. Bizi bize ait olan toprağa gömmek için. Efrîn’i yıkacağız diye yola çıkan o güruh grubu zeytin ağaçlarının köklerini dahi yakıyorlar. İntikamları o kadar büyük ki bizim yaşadığımız topraktaki bitkiye, canlıya, suya ve doğaya dahi düşman. Kürt’ün dokunduğu her şeyi yok etmek için gecesini gündüzüne katan bu işgalcilere dur demek için direnmek ve direnerek onlara dur demekten başka bir yol yok. Olmayan yolun teorilerini bırakmak her Kürt’ün yapması gerekendir. Kürdistan sömürgecileri avcılık ve komploculuğun mimarlarındandır.

“Avcılık kültürünün ilkesi, diğer canlılara karşı tuzak ve komplodur. Hayvanlar, hatta bitkiler aleminde bile kökleri olan bir kültürdür bu.” der Amaralı. İşte bizim ülkemizi ve coğrafyamızı sömürenlerde bu avcılık kültüründen geliyor. Bildikleri en güzel şey tuzak ve komplodur. Bunun birçok örneği de tarihimizde mevcuttur. Seyid Rıza’ya yapılan komplo, bugün her özgürlük arayışçısının peşine takılan binbir hile de bu komplo ve avcılığın ta kendisidir. Bizi katleden bu sömürgeciler bir mezarımıza dahi izin vermezlerken, her tarafı bize mezar yapacaklar diye sloganlarla yürüyorlar. “Bize mezar diyene biz de mezar yapabiliriz.” Ve yapmalıyız. Mezar merasimini, kırmayı, öldürmeyi bize mübah görenlere bizden de cevap doğmalı ki bu sömürge, komplo ve tuzak kurucular bizden uzak dursun. Bize el uzatmasın. Bize dokunmasın. Bunların anladıkları tek dil onların yöntemleriyle onlara karşı koymaktır. Her Kürt’e düşen ise bu bilinç ve direniş ruhuyla işgalci, sömürgeci göçlere karşı anneleri, çocukları, yaşlıları bir bütünü ile Kürdistan’ın her karış toprağını savunmak olmalıdır. Biz kendimiz savunmazsak, savruluruz.