Birbirini ciddi biçimde etkileyecek çok önemli birden fazla bölgesel ve küresel gelişme yaşanıyor. ABD Başkanı Obama'nın yıllık “Birliğin durumu” konuşmasında değindiği ABD siyasal sisteminin yaşadığı tıkanıklığı aşma planı ve 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan düzenin yeniden yapılandırılması başlıkları çok dikkat çekici. Bunun dışında sıcak gündeme ilişkin öne çıkan birkaç başlık hatırlayalım; İran’a uygulanan yaptırımların kaldırılması, yani İran’ın bölgesel ve uluslararası rolünün yeniden tarif edilmesi. Bunun ilk yansıması olarak Çin’in İran ile yakın temasa başlaması. Rojava’da adım adım gelişen Kürt özgürlüğü. DAİŞ’e karşı verilen savaşta Kürtlerin fiilen NATO’nun aktif müttefiki rolünü üstlenmesi. Oluşacak yeni Suriye’de Kürtlerin rolü. Örneğin böyle bir durumda PYD Lideri Salih Müslim’in Şam’da üstleneceği rol. Kuzey Kürdistan’da yaşanan şehir savaşları. Tam da bu süreçte ABD Başkan Yardımcısı Jeo Biden’in Ankara ziyareti.

Tüm bunların temel aktörlerinden, muhatap ve müsebbiplerinin biri de Tayyip Erdoğan ve onun denetimindeki AKP hükümeti. Dünya dengeleri yeniden tarif edilirken Ankara hala iç düşman algısı ile kendine bağımlı kitleleri konsolide etme çabası içinde. Sırtını Suudilere dayamış içine kapalı Sünni bir dikta peşinde. Bunun için birçok yolu, yöntemi devreye sokmuş durumda. Öyle ki bu uğurda her yol mubah. En etkili araç da televizyon.

Son zamanlarda televizyon programlarına AKP kontenjanından katılan "akademisyen, gazeteci, menşei belli olmayan uzman" her türden zevatın konu televizyon seyretmek olunca ortak bir tercihten söz ettikleri dikkatimi çekti. Tüm bu isimlerin ortak tercihi TRT1'de yayınlanan tarihi dönemleri ve karakterleri kendi meşrebince harmanlayarak sunan "Diriliş Ertuğrul" dizisi. Amacı “Osmanlı'nın kuruluş” öyküsü gibi görünen dizi kahramanı Ertuğrul'un mesaj yüklü beyanat kıvamındaki replikleriyle kabına sığmıyor. Maksadının çok ötesine geçiyor. Ertuğrul Anadolu bozkırına açılmıyor adeta bir salon dolusu muhtara haftalık mutat konuşmasını yapıyor. 

Öyle ki bu kutsal iş birliğini bilmesek her hafta muhtarlarla düzenli bir sitcom çeken Erdoğan mı TRT1'in dizisi "Diriliş Ertuğrul"dan rol çalıyor yoksa Ertuğrul kılığında, trendy saç kesimi ile Engin Altan Düzyatan mı Erdoğan'dan rol çalıyor anlamakta zorlanırdık. Dizi’nin 36. bölümünde Ertuğrul ile Artuk arasındaki diyalog projenin varlık nedenini özetler güçte.

Artuk: Sen adalet üzere yürüdüğün sürece sana yardımcı kullar hep olacaktır beyim. 

Ertuğrul: Eyvallah. Lakin daha önemli bir meselemiz vardır. Obadaki haini bir an önce bulmamız gerekir Artuk Bey. 

Artuk: Hainler hiç bitmez beyim hiç de bitmeyecektir. Lakin esas mesele menzili adalet olanların ne eyleyeceğidir. 

Ertuğrul : Yani?

Artuk: Yani Moğollara dur demek istiyorsak onlara karşı topyekun başkaldırmalıyız. Diriliş ateşini yakmak istiyorsak Semerkant’ı, Buhara'yı ve dahi Kudüs’ü rüyalarına ortak eylemelisin Beyim. 

Ertuğrul: Niyetim niyetindir. Lakin eğer diriliş ateşini harlamak istiyorsak o ateşte hainleri yakmak gerekir. Hainleri o ateşte yakalım ki ateşimizin kudreti artsın.”

Erdoğan’ın saray buluşmalarında muhtarlara yaptığı konuşmalardan aparılmış bu diyalog, iktidarın intikam söz konusu olduğunda adaleti yok saymasının bir Türk geleneği olduğunu haykırıyor. Algıyı bu yönde kuruyor, kurguluyor. Bu kadar da değil. Erdoğan'ın sitcomu ile TRT dizisinin daha başka ortak yanları da var. Ertuğrul yeni bir devlet kurmak için dirilirken Erdoğan da “yeni Türkiye sloganı ile diriliyor”. Ertuğrul Alpleri ile savaşırken Erdoğan'ın Alplerinin yerini aktroller, muhtarlar alıyor.

Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde başlayıp bugün de Cumhurbaşkanı olarak yaptığı mitinglerde kullandığı “Dombra” isimli marş da Ertuğrul ile ortak bir başka noktası. Erdoğan marşı öylesine kendisi ile bütünleştirerek kullanıyor ki marşın yaratıcısı da isyan ediyor. Marşın beste ve güfte yazarı Arslanbek Sultanbekov 21 Şubat 2014'te CNNTürk’te, “Tayyip Bey bir siyasetçidir, bugün vardır yarın yoktur ama dombra şarkısı halka aittir. 2 gündür uyuyamıyorum, 'neden şarkımı çaldılar' diye soruyorum." Sözleriyle isyan ediyor bu “dirilişe”. Anlaşılan o ki hem Erdoğan hem de saray efradının ciddi bir mesaisini bu dizi teşkil ediyor.

Görüldüğü üzere Ankara mevcut iktidarla dünyada yaşanan yeni alt üst oluşu da ıskalayacak. İç düşman ürettikçe içe kapanan, demokrasi, özgürlük, eşiktik, adalet yerine intikam ve linç kültürü ile bir nesli daha zehirleyerek bölgesinin ve dünyanın vebalıları arasına sokacak. Oysa “kadim” müttefiki “stratejik ortağı” ABD’de de ciddi bir altüst oluşun ilk sinyalleri geliyor. Yukarda değindiğim Obama’nın 13 Ocak tarihinde yaptığı “birliğin durumu” konuşmasından kısa bir bölümü dikkatinize sumak isterim. Şöyle diyor Obama: 

“Ortadoğu, kökeni bin yıllık ihtilaflara dayanan, bir nesil sürecek bir değişimden geçiyor. Ekonomideki sert rüzgârlar, Çin ekonomisindeki dönüşümden. Ekonomileri buna müsait olmasa bile, Rusya, kendi uydusundan uzaklaşan Ukrayna ve Suriye’yi desteklemek için kaynaklarını akıtıyor. Ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra inşa ettiğimiz sistem, bu yeni realiteyle baş edebilmek için mücadele ediyor. Bu sistemi yeniden yaratmak bize bağlı. Bu da öncelikleri belirlememiz gerektiği anlamına geliyor.” 

Uluslararası dengeler için 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan düzeni bugün yeniden “yaratmak” gerektiğinden söz eden Obama, ABD iç siyaseti için de çok karamsar. Acil müdahale isteyen Obama şöyle konuşuyor; “Daha iyi bir siyaset istiyorsak, sadece milletvekilini, senatörü, hatta başkanı değiştirmek yetmez, en iyi yanımızı yansıtmak için sistemi değiştirmek zorundayız. Politikacılar seçmenlerini belirleyebilsinler diye milletvekili seçim bölgesini değiştirme uygulamasına son vermek zorundayız. Siyasetimizde paranın etkisini azaltmak zorundayız ki birkaç aile, gizli menfaatler, seçimlerimizi paraya boğamasın. Oy vermeyi daha kolay hale getirmeliyiz. Ve bu yıl, bu reformları gerçekleştirmek için ülkeyi dolaşmaya kararlıyım.”

Boğazına kadar yolsuzluğa batmış Erdoğan ve iktidarı başkanlık sistemine geçerek bu suçlarını örtbas etme hesapları yapadursun kendileri için temel örnek teşkil eden ABD, sistemini sorguluyor. Kapitalizm içine girdiği küresel krizin faturasını kendisini ayakta tutan iktidarların çıkmazları ile ödemeye başladı. Dünya bir anlamda yıkılıp yeniden kuruluyor. Yenilik ve değişim değil “diriliş” sevdalıları bir kez daha bu enkazın altında kalmaya mahkum.