Türkiye’nin dış politikası fabrika ayarlarına dönüyor. Erdoğan rejimi boyuna bakmadan içine dalıp üstüne başına bulaştırdığı ‘atak’ dış politikasından eski sularına geri yüzüyor. Aldırmayın siz muhtar konuşmalarına. Cevahiri kurtarmak için dışı boş laflardan başka bir şey değil bunlar. Nasıl olsa muhalefet meydanı da marangoz işkencesiyle sıkıştırılmış ya da boş bırakılmış olduğundan, istediğin menzilde sallayabiliyorsun. Fakat gerçek olan çizmeyi her aştığı yerde çizmenin içine geri dönüşün çoktan başlamış olduğu. Çizme de çizmeli kedinin hoş ve havalı çizmesi değil, ayağa her zaman çok büyük gelen büyük sarı lağım çizmeleri. Bu yüzden özellikle son iki haftadır, rejimin tükürdüğüne daldığı bir ‘dış politika’ filmi seyrediyoruz.
İki kelimeden oluşan televizyon şovu ile başlayan, sonra Mavi Marmara ile devam eden ‘özürsüz olmaz’ kocaman laflarından İsrail’le yeni yeni anlaşmalara ve sonra geç kalmış üzüntüleri ya da bir başka yorumla özür dilemeli Rusya mesajları ile çizmeyi aştıkları yerden geriye kös kös dönmekten başka bir şey değil bu. –Bu arada merak ettiğim Putin’e yazılan mektubun hangi dilde yazıldığı. Eğer diplomatik kurnazlık ile İngilizce yazılmışsa yani ‘I’m sorry’ denmişse, dublaj türkçesiyle hem üzgünüm hem özür dilerim manasına geleceği için iki devlet için de çevir gazı yanmasın oluyor. – Darbeci Mısır yönetimi çoktan işbirliği listesine dahil oldu bile. Yanlış anlamayın bu tür geri dönüşler, argo deyimle tornistan yapmalar devletler için çok şaşırtıcı değil ama bir yandan hala üstü çizilmemiş delikanlı gibi takılmak komik.
Rejim, Rızası ile yakalandığından beri kayıtsız şartsız ABD ve arta kalmış AB çizgisinden şaşmamak için elinden geleni yapıyor. Çok yakın zamanda ve hatta şimdiden Esed yeniden Esad’a dönerse sakın şaşmayın. Çünkü ABD bölge için kendisinin gerektiğinde her zaman lazım olacağı IŞİD’i ortadan kaldırmadan ama sınırlayarak, Rojava’nın üzerinde Esad ve IŞİD ile iki tehdit bölgesi bırakarak ve asgari miktarlarda Rusya ile çekişerek bir yeni durum oluşturuyor. Bu yüzden artık rejim ve başı, patronun kim olduğunu bilerek hareket ediyor. Çok yakında muhtar konuşmaları şiddeti de yavaş yavaş düşecektir. Ancak bu, bundan sonra ABD’nin yola Erdoğan’larla devam edeceği manasına da gelmiyor. ABD garip olacak ama insani bir ruh haliyle tanımlarsam çok kincidir ve en ufak bir alternatifte rejimin en önemli figürünü harcamaktan büyük bir keyif alacaktır.
Bu tahlillerde bulunmamın nedeni çok yakın zamanda yeni bir ‘barış’ girişiminde bulunacaklarını düşünmemdir. Daha doğrusu bundan kaçınamayacaktır. Bu bir yandan TC’nin bugüne kadar en başarılı politikası olan Kıbrıs politikası, ‘Çözümsüzlük çözümdür.’ Politikasının yöntemlerinden olan orta sahada top dolaştırmak, aynı zamanda tehcir ve tecrit konutlarıyla yarattığı rant potansiyelini gösteren bir Kürt Müteahhit Partisi organize etmek ve barışın söyleminin kutsal rüzgarıyla da bunu beslemek. Öte yandan şiddet tehdidi ve kendisiyle başka alternatif yok duygusu yaratmak…
Söylemek istediğim artık barışın başkenti Ankara değil Berlin, Washington, Paris, Madrit, Londra ya da Brüksel’dir. Ancak buralardaki kitlesel ve barışçıl, barış eylemleri ile ve o ülkelerde var olan muhalefeti yakalayarak bu mümkün olabilir. Kürt siyasi hareketinin ‘Ekolojik Demokrasi’, ‘Kadın Cumhuriyeti’ gibi özellikle Ortadoğu için sarsıcı düşünceleri buradaki barışın anahtarı olacaktır.
Ve gene aynı cümleyle bitirirsem; Barışı örgütlemek savaşı örgütlemekten çok daha zordur.