Türkiye'de meşruiyeti tartışılan 16 Nisan referandumunun ardından "yeni" bir süreç başladı. Dış politikada rota giderek doğuya dönmüş durumda. Mevcut iktidarın politik tercihleri Türkiye’nin artık bir yol ayrımında olduğunu gösteriyor. Esasında, 15 yıllık AKP iktidarı süresince adım adım bu politikalar uygulanmış ve nihayetinde 16 Nisan ile birlikte bu tutum daha da belirgin bir hal aldı. 

Batıdan kopmak...Doğuya yaklaşmak... Temel soru Türkiye daha ne kadar bu araf durumda kalacak? Başka bir deyişle "haç ve hilalin mücadelesi" olarak görülen bu 21. yüzyıl çatışması Türkiye’yi düzlüğe çıkarır mı?

Hatırlayın… "haç ve hilal çatışması" saptamasında bulunan Cumhurbaşkanı uzun süre İspanya başbakanı ile medeniyetler arası diyalog formunun eş başkanıydı.

Rahmetli Canip Yıldırım’ın deyişi ile "nereden nereye babam…!"

Aynı tutum, hatırlayın, Kürt meselesinin çözümünü öngören barış ve demokratik çözüm süreci içinde söylenebilir. "Barış ve Kardeşlik" söyleminden "savaş" söylemine hızla savrulama!

Cumhurbaşkanının Hindistan, Çin ve Rusya gezilerini 16 Nisan sonrası dış politika ve başaşağı giden ekonomi için yeni arayışlar olarak görmek gerekir. Bir tür nabız yoklama… Meşruiyet arayışları.

NATO zirvesi ve Trump görüşmeleri öncesi elini güçlendirme ve müttefiklerine bakın işte biz alternatifsiz değiliz mesajı. Fakat, bu mesajlar doğru bir biçimde adreslerine ulaşsa bile, sonuç olarak beklenilen etkiyi doğuramayacaktır. "Yeni bir Türkiye düzeni" kurmaya çalışan Erdoğan ne doğudan ne de batıdan istediği desteği bulamayacaktır.

Batı açısından bakıldığında ekonomik, siyasi ve güvenlik açısından Türkiye vazgeçilemez bir ülke. Bunu AB, AK ve NATO sözcüleri en düzeyde dile getirmiş durumdalar. O halde tek taraflı bir tercih ile Türkiye’nin bu kamptan uzaklaşması mümkün görünmüyor. Sorunlar var, ancak uzun vadede Türkiye’nin batıdan bir kopuş yaşayacağını beklememek gerekir.

Doğu ile ilişkileri ise daha karmaşık. Rusya ile ilişkiler tümü ile taktiksel ve ekonomik ilişkiler. Çin ve Hindistan’daki arayışları da bu şekilde değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. Sorun teşkil eden ilişkiler; Selefist Suudi Arabistan ve Katar ile Ortadoğu ve özellikle Suriye eksenli sürdürülen ilişkilerdir. Ayrıca, Mursi'ye kadar uzanan İhvan ile ideolojik kardeşliği asıl sorun alanını teşkil ediyor. Bu anlayış AKP iktidarının temel perspektifini oluşturuyor ve dış politika yansıması ise "hilal ve haç arasındaki mücadele olarak" özetleniyor.

Batıya diklenip doğuya yakınlaşmanın ardında yatan işte bu anlayıştır. Türkiyenin yeni düzeni bu ideoloji üzerinden inşaa edilmek istenmektedir. Bu, nev-i şahsına münhasır yeni düzen,  yeni dış politikanın temel paradigmasını oluşturmaktadır. Dış politika bu öngörü üzerinden sürdürülmek istenmektedir. Bu yeni düzenin içte olduğu gibi dış politikada da bir takım komplikasyonlara yol açacaktır. Hemen söyleyelim, bu yeni düzen dünya tarafından kabul görülmemekte ve kaygı ile izlenmektedir. 

Avrupa Konseyi Türkiye’yi yeniden denetim sürecine alarak tutumunu net bir biçimde ortaya koymuştur.

AB kapıyı açık tutmakla birlikte ilişkilerin artık eskisi gibi olmayacağını yüksek sesle söylemektedir. 

NATO güçlü bir biçimde Türkiye’ye hukuka bağlı kalmasını istemektedir. 

AKP iktidarı, AB, AK, AGİT ve Venedik Komisyonlarının demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve özgür basın konusunda yaptıkları uyarılara ve çağrılara, şimdilik kulak tıkayabilir. Ancak giderek yalnızlaşan bu iktidar için, düşündüğü ve dayatmaya çalıştığı yeni Türkiye düzenini; AB üyeliğinin  referanduma götürülmesi, idam cezasının geri getirilmesi için için referandum gibi politikalar ile batı ile kopuşu sağlamayı öngörüyor. AB ile köprüleri bir an önce atmak istiyor. Son açıklama bunu gösteriyor: "AB sana güle güle." AB'den ayrılarak, batıdan koparak Ortadoğu’da bir yeri olacağını düşünüyor. Ancak bu Türkiye'yi sonu belli olmayan bir maceraya sürüklemekten başka bir işe yaramaz.

Türkiye halkları ve demokrasi güçleri bu başaşağı gidişe izin vermemeli. Demokrasi ve özgürlükler mücadelesi asıl şimdi başladı. AKP iktidarının demokrasiyi yok edişine kimse seyirci kalamamalı.