Musul’un işgaliyle birlikte, Kürdistan’daki aktif, toplumsal ve askeri gücü olan hareketler, tehdit çemberine alındılar.

Ve bu gelişmeye değin, son dönemde Güney, Kuzey/Rojava Hareketlerinin karşılıklı sert açıklamalarıyla, giderek iki kutba itilen Kürtler, birleştiler.
Sonra Peşmerge ve Gerilla komutanlarından, IŞİD’e karşı savaşacaklarına dair açıklamalar geldi.
Ve YPG ile Peşmerge Komutanları arasında yapılan görüşmeden sonra, YPG Genel Komutanı Sipan Hemo açıklamada bulundu ve Kerkük’ü Kürtler’in Kudüs’ü olarak ilan etti.
Musul’un "ele geçirilmesi" "ani" oldu.
Musul’daki gelişmeler, dünya basınında "beklenmedik" olarak yorumlandı.
"Beklenmedik" bir gelişme de, kentin girişine asılan Saddam bayrağının indirilmesiydi.
Bu tümüyle "beklenmedik" adedilen gelişmeleri nasıl yorumlamak gerekiyor?
Tarihi hafıza, böylesi bir saldırının, Saddam rejimine kenetlenen Sünnilerin yaşadıkları travmanın tabii bir devamı  olduğunu gösteriyor.
IŞİD Saddam’ı devirenlerden intikam alıyor.
İntikam almak istiyorlar:
Saddam rejiminin alaşağı edilmesini sağlayan güçlerin başındaki Amerika’dan, Amerikan üslerinin olduğu Türkiye’den, Saddam rejiminden sonra Bağdat’a egemen olan Şiilerden, ve önemlisi, hiç yoktan, devletsiz olsa bile, Hükümet kuran ve Başkenti Hewler olan Kürtler’den.
Musul’a "müdahale" ile Saddam’dan sonraki evreden günümüze, silahların susmadığı Irak’da, bu yılın Şubat ayında,  günde 3,6 Milyon Varil'le, Saddam rejiminin en iyi dönemi, 70’li yıllardan yüzde 50 daha fazla petro üreten Maliki rejimi tehdit alanına girdi.
Bu yılın mart ayında Türkiye ile yaptığı anlaşma gerçekleşebilse, boru hattı üzerinden Türkiye’ye günde 2 Milyon varil Petrol ve günde en azından 10 milyon metreküp doğan gaz sevkedebilecek Güney Kürdistan ve oradaki zenginlik kaynaklarına talip tüm Kürtler, geleceklerini tehdit altında görmeye başladılar.
Petrol enerjisi alanında, yüzde 70 ithale bağımlı olan Türkiye dolaysız olarak "kaybedecek" taraf olduğunun altını çizdi ve buna neden olarak, Musul’daki Konsolosluğa yapılan müdahaleyi gösterdi.
"Büyük Abi" Obama, sakin ve ağır adımlarla, olayın merkezine doğru yürüyor.
Hava müdahalesi yok.
Savaş gemisi yolda.
Gitsin "doğudaki halklar" birbirlerini boğazlasınlar.
Kesin karar’a kadar, vakur duracak ABD, son sözü söyleyecek anı bekliyor.
Bu filmi kaçıncı kezdir izleyen bölgedeki güçler, sonu tahmin edebiliyorlar.
"Beklenmedik aktör" İran oldu. Saddam/Sünniler ile 9 yıllık savaşta (1980-89) bir milyon insanın yaşamına mal olan İran/Şii-Irak/Sünni savaşının devamında, 10 bin İranlı askeri Irak’a gönderildi haberi basına yansıdı.
Tüm bu gelişmeler’in Ukranya krizine paralel geliştiğinin altını çizmek gerekiyor.
Görünen, Rusya havzasında Ukranya var.
Irak ABD havzasına giriyor.
ABD Ukranya’da ne kadar yoksa, Rusya da Irak’da o kadar görünmeyecek.
Gelişmeler, Ortadoğu’da olunca, aktörler çoğalacak, tabluyu şimdiden tamamlamak mümkün değil.
Kuzey ve Güney’daki Kürt Hareketleri, sakin ve kararlı davrandılar.
Son tablo, Kürdistan’da yaşanılan tecrübelerin, Kürtler’i, başkası için ateşle oynamaktan uzak tuttuğunu gösteriyor.
Kürtler tetikçi olmadıklarını açıkladılar.
Kürt Hareketler’i müşterek kaybedecekleri için bir araya geldiler.
Musul ve sonrası, Kuzey, Güney ve Rojava’nın kaderini tek bir karede resimledi.
Sevindirici olan, Kürtler’in, "diğer Kürtler" sözkonusu olduğunda, başkalarının tetikçisi olmadıklarının altını çizmeleri.