Temmuz’da dış ticaret açığı yüzde 32,6 azalarak 5 milyar 982 milyon dolara geriledi.
Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı işbirliğiyle oluşturulan geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat Temmuz 2018’de, geçen yıla göre yüzde 11,6 artarak 14 milyar 77 milyon dolar, ithalat yüzde 6,7 azalarak 20 milyar 59 milyon dolar olarak gerçekleşti. Temmuz’da dış ticaret açığı yüzde 32,6 azalarak 5 milyar 982 milyon dolara geriledi.
Dış ticaret açığında üst üste ikinci kez daralma yaşanması üçüncü çeyrekte ekonomide beklenen yavaşlama trendini de teyit etti.
Dış ticaret açığı Ocak-Temmuz döneminde ise yüzde 17.4 artışla 46.75 milyar dolar oldu. İhracat Ocak-Temmuz döneminde yüzde 7 artışla 96.27 milyar dolar, ithalat yüzde 10.2 artışla 143.02 milyar dolar oldu.
TÜİK verilerine göre Temmuz'da en fazla ihracat yapılan ülke 1.29 milyar dolar ile Almanya olurken, bu ülkeyi sırasıyla 1 milyar dolar ile Birleşik Krallık, 850 milyon dolar ile ABD ve 750 milyon dolar ile İtalya takip etti.
İthalatta ilk sırayı 1.98 milyar dolar ile Çin aldı. Bu ülkeyi sırasıyla 1.89 milyar dolar ile Rusya, 1.69 milyar dolar ile Almanya ve 1.12 milyar dolar ile ABD izledi.
Temmuz'da en çok ithal edilen fasıl yüzde 41 artışla 4.1 milyar dolara yükselen enerji kalemi olurken, bunu yüzde 3.2 düşüşle 2.39 milyar dolar olan kazanlar ve makinalar fasılı izledi.
Ekonomik güven 9 yılın dibinde
Ekonomik güven endeksi Ağustos’ta bir önceki aya göre yüzde 9 düşüşle 83.9'a gerileyerek Mart 2009'dan bu yana en düşük seviyeye geriledi.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ağustos’a ilişkin 'Ekonomik Güven Endeksi' raporunu açıkladı. Endeks, Ağustos’ta bir önceki aya göre yüzde 9 düşüşle 83.9'a gerileyerek Mart 2009'dan bu yana en düşük seviyeye indi. Yılbaşından bu yana düşüş eğiliminde olan endeks sadece Temmuz'da 92.2'ye yükselmişti.
TÜİK açıklamasında, "Ekonomik güven endeksindeki düşüş, tüketici, reel kesim (imalat sanayi), hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörü güven endekslerindeki düşüşlerden kaynaklandı" denildi.
Ekonomide geçen yılki güçlü seyrin de desteğiyle Ocak 2018'de yüzde 10 artarak 104.9 ile beş ayın en yüksek değerini alan endeks, bu sert artış sonrasındaki aylarda geriledi.
Endeks Temmuz 2017'de 100 değerinin üzerine çıkmış, Ağustos 2017'de ise 2012'den bu yana en yüksek olan 106.4 değerini almıştı. TÜİK bu endeksin ekonomik büyümeye ilişkin olarak diğer ekonomik göstergelere kıyasla daha erken bilgi sağladığından öncü bir gösterge olduğunu belirtiyor.
Endeksin 100'den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100'den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği gösteriyor.
Türk Telekom boşaltılıp bırakıldı
Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ojer Telekomünikasyon AŞ'nin (OTAŞ) Türk Telekom'da sahip olduğu yüzde 55 hissenin bankaların ortak olduğu özel amaçlı şirkete (SPV) devrine izin verdi.
Türk Telekom tarafından Kamu Aydınlatma Platformu'na ( KAP) açıklama yapıldı. Lübnanlı Hariri Ailesi’nin doğrudan ve Saudi Telecom Company’nin dolaylı ortak olduğu OTAŞ, Türk Telekom hisselerini teminat göstererek 2013’te aldığı 4.75 milyar dolar tutarındaki krediyi geri ödeyemedi. Kreditör bankalar bunun üzerine teminat hisseleri devralarak kuracakları bir SPV’ye yerleştirmeye karar verdi. Türk Telekom'dan KAP'a yapılan açıklamada konuyla ilgili olarak şöyle denildi: "Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'ndan Şirketimize iletilen resmi bildirime göre, Ojer Telekomünikasyon A.Ş.'nin (OTAŞ), şirketimiz Türk Telekomünikasyon A.Ş.'de (Türk Telekom) bulunan yüzde 55 oranındaki hisselerinin, OTAŞ'a kredi veren bankaların paydaş olacağı bir ortak girişim şirketi (SPV) aracılığıyla devralınması Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından uygun görülmüştür."
2005 yılında özelleştirilen Türk Telekom’un yüzde 55 hissesi 6 milyar 614 milyon dolara Lübnanlı Hariri Ailesi’nin şirketi Saudi Öger’e satılmıştı.
Nasıl ellerinde kaldı?
Ekonomist Cüneyt Akman, Türk Telekom satışının, tarihin en büyük soygunlarından biri ve göz göre göre, "dikkat hırsız var" uyarılarına rağmen yıllar boyunca icra edildiğini söyledi. Akman, neden böyle olduğunu söyle anlattı:
Türk Telekom'un yüzde 55'i, Hariri Ailesi’ne satıldığında borcu yok, kasasında da 2 milyar dolar vardı. 2005-15 arası da 14 milyar dolar net kar etti. 2016'ya dek 12,6 milyar dolar tememttü ödendi. Hariri’nin Öger şirketi bunun 7 milyar dolarını aldı. Aynı zamanda Telekomu'u borçlandırmaya da başladı. Satılırken borçsuz şirket 2016 sonu itibariyle 3,5 milyar dolar borca batırıldı. Üstelik bu borçlar dövize bağlı ve değişken faizli haldeydi.
Bu arada Hariri'nin şirketi özelleştirme parasını da ödemedi. Daha doğrusu sadece ilk 1,4 milyarlık ilk ödemeyi ve sonraki 600 milyonluk iki taksiti (ta 2013'te) ödedi. Yani 7 milyar temettüyü ve kasadaki 2 milyarı cebe indirdi ama borcunun yarısını bile ödemedi. Yani Öger, Telekom'un çoğunluk hissesini satın aldı, satın alma parasını ödemedi, üstelik hem şirketin içini boşalttı hem de ayrıca boğazına kadar borçlandırdı. Bütün bunlar olurken Telekom'un ikinci büyük ortağı Türkiye Hazinesi bu soyguna sesini bile çıkarmadı.
Dahası da var; Öger, özelleştirme bedelini ödeyecek parayı yurt dışından borç olarak aradı ve tabi bulamadı. Daha büyük bir rezalet sahnelendi; Türk bankalarına Öger'e 4,75 milyar dolar borç verdirildi. Böylece Hariri'nin Öger'i sırasıyla hem devleti, hem satın aldığı şirketi hem de Türk bankalarını soydu.
Öger'in bu banka kredilerini de ödeyemeyeceği (aslında baştan belli olan bir şey) iyice açığa çıktığında mesela 2015-2016 gibi bugün alınan karar alınsa ve Telekom'a el konulsaydı zarar yine büyük ama astronomik olmayacaktı. Çünkü Telekom'un piyasa değeri hala yüksekti.
Rezaletin son perdesi ise şu: Hariri'nin mali durumu bilinmesine rağmen Telekom'un içine sokulduğu borçlar ve Türkiye piyasalarındaki gerileme nedeniyle şirketin karlılığı ve piyasa değeri iyice düşene kadar hiçbir şey yapılmadı. Zararın büyümesi beklendi.
KİT’ler gitti, borçlar baki
KİT’lerin sayısı özelleştirmeler sonucu 19’a düşerken, borçları 47.3 milyar oldu. KİT’lerin bankalara olan borçları 6 yılda 10 kat arttı
BirGün’den Nurcan Gökdemir’in haberine göre yaklaşık yüzde 90’ı da AKP iktidarları döneminde yaşanan özelleştirmeler sonucu Kamu İktisadi Teşebbüsleri’nin (KİT) sayısı 48’den 19’a kadar geriledi. Ancak sayıdaki büyük azalmaya karşın KİT’lerin borçları 2018 yılında 47.3 milyar liraya ulaştı, ticari bankalara olan borçlar altı yılda on kat artarak 15 milyar lira oldu.
AKP’nin iktidarda bulunduğu sürede kamu sektörü hızla üretimden çekildi. 101 kuruluşta bulunan kamu payları ile 10 liman, 85 elektrik santrali, 40 işletme, 11 otel/sosyal tesis, 3 bin 631 taşınmaz, 37 maden sahası, 3 gemi, 6 bin 808 kalem makine-teçhizat, 155 adet isim hakkı/marka ve araç muayene hizmetlerini özelleştirildi. 2018’e 320 kamu varlılığının satışı hedefiyle başlayan iktidarın politikaları sonucu KİT’lerin yüzde 6,2 olan 'milli gelir’e katkısı yüzde 1’in altına indi.
Hazine Müsteşarlığı’nın verilerine göre, KİT’lerin ve özelleştirme programındaki kuruluşların stok iç ve dış borçlarının toplamı 2018’in ilk çeyreğinde 47 milyar 330 milyon lira oldu. 2017’ye göre dış borçlar 7.6 milyar liradan 8.1 milyar liraya çıkarken, iç borçlar seçim döneminde yapılan ödemelerin ve vergi barışı uygulamalarının etkisiyle 41.4 milyar liradan 39.1 milyar liraya geriledi. Ancak kuruluşların özellikle ticari bankalara olan borçlarındaki yükseliş trendi hız kesmedi. 2012’de 1.5 milyar lira olan banka borçları, 2018’in ilk çeyreğinde ise 15.1 milyar liraya fırladı. Böylelikle KİT’lerin ve özelleştirme programındaki kuruluşların ticari bankalara olan borçları altı yılda 10 katı arttı.
39.1 milyarı iç, 8.1 milyarı dış borç olmak üzere KİT’lerin ve özelleştirme programındaki kuruluşların borç toplamı 47.3 milyar lira oldu.
İnşaatta maliyet zirveye çıktı
İnşaat Maliyet Endeksi, Haziran’da 160 puana yükselerek tarihinin en yüksek rakamını gördü.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Haziran ayı 'İnşaat Maliyet Endeksi' raporunu açıkladı. İnşaat maliyet endeksi (İME), Haziran 2018’de bir önceki aya göre yüzde 2,29, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 26,06 arttı.
Bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 3,26, işçilik endeksi yüzde 0,11 arttı. Ayrıca, bir önceki yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 30,84, işçilik endeksi yüzde 16,09 arttı.
Endeks, Haziran’da 160,17 seviyesine çıkarak tarihindeki en yüksek seviyesinde yer aldı.
Enerji faturası yüzde 40 arttı
Türkiye'nin enerji ithalatına ödediği tutar, Temmuz’da geçen yılın aynı ayına göre yüzde 41 artarak 4 milyar 99 milyon 100 bin dolara çıktı.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, Temmuz’da Türkiye'nin toplam ithalatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,7 azalışla 20 milyar 59 milyon dolara düştü.
Bunun 4 milyar 99 milyon 100 bin dolarlık kısmını enerji ithalatı olarak özetlenen, "mineral yakıtlar, mineral yağlar ve bunların damıtılmasından elde edilen ürünler, bitümenli maddeler, mineral mumlar" oluşturdu. Geçen yılın Temmuz’da bu rakam 2 milyar 907 milyon 117 bin dolar olarak kayıtlara geçmişti.
Böylece, söz konusu dönemler itibarıyla ülkenin enerji ithalatı faturasında yüzde 41'lik artış oldu.
Öte yandan, Temmuz’da ham petrol ithalatı geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 5,76 artarak 2 milyon 278 bin 915 tona çıktı.
Döviz niye düşmez?
Bayramdan sonra kurun ateşi bir kez daha yükselirken, uzmanlar çeşitli nedenler gösteriyor. Hükümet kanadı, ekonomi ve finansal sistemde hiç bir sıkıntı olmadığını öne sürüp, TL’nin değer kaybını spekülatif saldırı ve finansal tetikçilere havale ediyor. Ekonomist Atilla Yeşilada’ya göre bu, külliyen palavra. Ortada dört önemli neden var:
- Gelişmekte olan piyasalarda fırsat tehlikeye dönüştü. Küresel likidite daraldı. Dolar arzı hızla daralırken, gelecek sene de (göreceli olarak) euro arzı daralacak, neticede GOÜ F/X dolar ve euraya karşı değer yitirmeye mahkum. TL öncelikle bu şokun öncülerinden sarsılıyor.
- Ankara çok fazla konuşuyor; yatırımcılar ABD’yle çatışan Rusya ve İran gibi ekonomilerin perişan olduğunu biliyor, bizim de aynı akibete uğrayacağımızı görüyor, satıp çıkıyor. İnkar sendromu yatırımcılarda Ankara’nın sorunları anlamadığı izlenimini uyandırarak daha fazla satışa neden oluyor.
- SWAP işlemlerine sınır getirmek, yatırımcıların TL riskini hedge etmesi ve bankaların TL bulmasını zorlaştırdı. Moody’s 20 Türk banka ve şirketinin kredi notunu bir daha indirdi. Artık Londra’da TL trade etmek nerdeyse imansız, ayrıca kredi notu indirimleri de bankaların yurtdışında F/X kredi bulmasını zorlaştırıyor.
- Samimiyet sınavı başladı; 13 Eylül’de TCMB PPK yapılacak, 15 Eylül gibi de Albayrak’ın OVP’ı açıklaması bekleniyor. Yatırımcılar artık sıkı para ve bütçe politikasına geçilmesini istiyor. Bir çoğu da Ankara’nın bunları yapamayacağına dair bahse giriyor. TL’deki satışlar bir anlamda “Sana inanmıyorum, bana samimiyetini ispat et” satışları.
Durum böyle devam ederse dolar/TL’nin bir kez daha 7.00’i sınayabilir, hatta 8.00’de dahi yükselebilir.
Avrupa’dan 5 kat fakir
Açlık sınırının altında bulunan asgari ücret, Avrupa’nın gelişmiş ülkelerindeki ortalama asgari ücretin tam 5 kat altına düştü.
Açlık sınırının altında bulunan asgari ücret yüksek enflasyonun altında her geçen gün erimeye devam ederken, döviz kurundaki artışla birlikte Avrupa’nın gelişmiş ülkelerindeki ortalama asgari ücretin tam 5 kat altına düştü. BirGün’e konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Emek Büroları Koordinatörü Veli Ağbaba, “Sürekli ‘büyümemizi kıskanıyorlar’ dediğimiz AB ülkelerindeki asgari ücretler ülkemizdeki asgari ücretin en az 5 katı seviyesinde” dedi.
Krizdeki ülkeler bile üçe katladı
Türkiye’deki asgari ücret ile Avrupa Birliği ülkelerindeki asgari ücret miktarlarını karşılaştıran Ağbaba, “Asgari ücretler Hollanda’da bin 430 euro, Fransa’da bin 386 euro ve Almanya’da ise bin 102 euro civarındadır. Bu üç ülkenin asgari ücreti ortalama olarak Türkiye’deki asgari ücretin 5 katına denk gelmektedir. Yani Türk Lirası ile karşılaştırıldığında AB genelindeki ortalama ücret 4 bin liranın üzerindedir” dedi. Krizdeki İspanya’da bile asgari ücretin Türkiye’nin 3 katı olduğunu ifade eden Ağbaba, “Tüm bunların yanı sıra AB ülkelerinde eğitimden sağlığa ulaşımdan barınmaya kadar temel ihtiyaçlar giderleri asgari ücretli çalışanlar için karşılanabilecek bir düzeyde yer almaktadır” bilgisini de verdi.
Maaşlarla ay bitmez
Türkiye’de asgari ücretliler için yaşamın katlanılamaz bir hale geldiğini kaydeden Ağbaba, şunları dile getirdi: “İktidar çalışanlara hem açlığı reva görürken hem de kamusal haklarından mahrum bırakmaktadır. Sürekli olarak büyük ve güçlü ekonomi vurguları, istikrarlı büyüme söylemleri, ülkemizdeki asgari ücret oranı ve yaşam koşulları göz önüne alındığında gerçek dışı bir söylem olduğu açıktır.”