Gür, „İtalya, Almanya, Fransa gibi ülkelerde Kürtlere yönelik baskılar, Türkiye’yle yapılacak askeri ve ekonomik anlaşmaların bir parçası, adeta bir pazarlık unsuru olarak kullanılmaktadır“ dedi.
Danimarka’da Roj TV’nin yasaklanması amacıyla yapılan pazırlıklar, AB ilerleme raporlarını önleyici hamleler, Kürt derneklerinin kriminalizasyonu ve belediyelerle sosyal projeler yürüten Avrupa merkezli vakıfların fişlenmesini örnek gösteren Gür, uluslararası kamuoyunu bu totaliter ve tekçi yaklaşıma destek vermemeleri konusunda uyardıklarını söyledi. Gür, Türkiye’de ileri bir demokrasi yaşandığı ve özgürlüğün sınırlarının genişletildiği yönündeki tezlere karşı, gerçek verileri ortaya koydu:
-  Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün yıllık raporuna göre basın özgürlüğü sıralamasında 138’inci sırada. 2002’de Türkiye 99’uncu sıradaydı.
-  Dünya Ekonomik Forumu’nun yıllık Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’na göre Türkiye, 2011 yılı itibarıyla 135 ülke arasından    - 22’nci sırada yer aldı. 2010 yılında 126’ncı sıradaydı.
-  OECD’nin 2008 verilerine göre -ki bu veri son yayımlanan istatistiktir- Türkiye binde 17’lik bebek ölümü oranıyla OECD ülkeleri arasında en kötü durumdaki ülke konumunda. Yani Türkiye, OECD’nin 4,6’lık ortalamasının tam 3 katından fazla bir bebek ölüm oranına sahiptir.
-  Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü tarafından her yıl yayımlanan silah harcamaları istatistiklerine göre Türkiye 2009’da tam 15,6 milyar dolarlık harcama hacmi ile 154 devlet arasında 17’nci sırayı almıştır. Ancak 2010-2011 yılları resmî olmayan verilere göre Türkiye, ilk 5 ülke arasına girmeyi herhâlde hak ediyordur.
- 31 Ekim 2011 tarihi itibarıyla AİHM’de ikinci sırayı Türkiye almakta, 16.800 dava ve yüzde 10,9’luk oranıyla. Nüfus oranına göre kıyaslarsak Türkiye yine bu konuda birincidir.
-  AP’nin dünya çapındaki araştırmasına göre 2001’den bu yana dünyada „terör suçu“ işlediği suçlamasıyla tutuklu veya hükümlü bulunan 35 bin 117 kişinin neredeyse yarısı yani 12 bin 089 kişisi Türkiye’dedir.



Talanda sınırsızlık



Orman ve Su İşleri Bakanlığı bütçesi hakkında BDP’nin görüşlerini açıklayan Ağrı Milletvekili Halil Aksoy, Türk devlet sisteminin farklı din, dil, etnik yapı, mezhep ve kültürlere olan ayrımcı ve tekli yaklaşımını, kültürel ve doğal varlıklara karşı da sürdürdüğünü söyledi.
Kürt coğrafyasında ormanların büyük çoğunluğunun devlet güçleri tarafından bilinçli olarak yakıldığını; suların kurutulduğunu; bitki çeşitlerinin yok edildiğini ve birçok hayvan soyunun tüketildiğini belirten Aksoy, doğal ve kültürel varlıkların talanına bir kaç örnek verdi:
- Türkiye genelinde yapılması planlanan HES projesi sayısı yaklaşık 2 bin 500 civarında.
- 85 kilometre uzunluğundaki Munzur Vadisi’yle çevresinin, 8 adet baraj ve hidroelektrik santral projesi nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
- llısu Barajı ile tarihî ve kültürel açıdan değeri biçilemeyen on bin yıllık kültür mirası Hasankeyf, bu yapay suda boğulmak istenmektedir.
- Hakkâri ve Şırnak’ta yeni bir su sınırı çizilmek istenmektedir.
Barajların ‘güvenlik’ politikası gereğince yapıldığını belirten Aksoy, Kürt coğrafyasının bu kez de suyla koparılmaya çalışıldığını söyledi.