Göçebe Mekânlar, sanatçı Stefanie Bürkle’nin üç yıllık bir çalışmasının ürünü. 132 evin fotoğraflandığı sergi, sadece mimari nüanslar yakalama amacında değil. Bürkle, anılar ile kültürel deneyimlerin mekan kimliklerine etkisini de gözler önüne seriyor. Yakın dönemdeki mülteci krizinden de biliyoruz ki, göç olduğunda sadece insanlar yer değiştirmez; imgeler, kültür pratikleri ve gündelik yaşam biçimleriyle birlikte mekanlar da taşınır.

 Almanya’dan memlekete ‘kesin dönüş’ yapmış ya da yılın belli bölümünü memleketlerinde geçirmeye meyilli son iki, hatta üç kuşaktan misafir işçilerin Türkiye’de bireysel niyet ve estetik anlayışları dahilinde inşa ettiği veya etmekte oldukları ‘özgün’ evlerdeki Alman konut mimarisi öğelerini inceleyen ‘Göçebe Mekânlar’ sergisi 31 Temmuz’a dek SALT Galata’da izleniyor.

Kaotik bir mimarlık laboratuvarı olarak Türkiye’nin çoklu ‘özçekim’ portresini ortaya koyan sergi, sanatçı Stefanie Bürkle, ekibi ve TU Berlin Mimarlık Enstitüsü’ndeki öğrencileri eşliğinde, Türkiye’ye dönüş yapmış ailelerin inşa ettiği veya yenilediği ev ve apartman dairelerinden oluşan 132 örneğin belgelenip, kataloglanmasına dayanıyor.

Sponsorluğunu Volkswagen Vakfı’nın yaptığı ve Almanya’da da bir dizi oturum ve sergiye konu olan araştırmanın sonunda, konut inşasında belirgin üç tip tanımlanmış. Sergi, örnek ev, çifte ev ve katmanlı ev olarak ayrıştırılmış. Araştırmaya göre, ‘Örnek Ev’ yoruma kapalı, ideal bir Kuzey Avrupa evi imgesine dayanırken, ‘Çifte Ev’, Almanya’daki konut mimarisi ile Türkiye’deki yerel geleneği eşit şekilde bir araya getiriyor; ‘Katmanlı Ev’ ise, bir başlangıç birimi üzerine çeşitli üslup ve malzemelerde yapılan eklerle uzun dönemde inşa edilen yapılara atıfta bulunuyor.

Sergiye konu olan insanlar ve evlerinin neredeyse tamamının kafasında belli bir ‘huzur’ manzarası var ve bunu hayata geçirmeye çalışmış gibiler. Sanatçı Stefanie Bürkle’nin konuştuğu genç bir kadın evleri ‘dışı Alman, için karışık’ olarak tanımlıyor. 


 İSTANBUL