Benim lise yıllarımda disko çok revaçta idi. Gençlerin müzik dinlediği, tabiri caizse kurtlarını dökene kadar dans ettiği ve sanırım çok eğlendiği bir yerdi. O yıllarda sınıfın fırlamalarının gittiği ve ballandıra ballandıra bize hava attıkları bir mekandı, merak etmiyordum desem yalan olur. Merak ediyordum, çünkü o yıllarda iyi aile çocukları güya gitmezdi diskoya… Sanırım gazoza atılacak ilaç korkusundan kaynaklanıyordu bu durum, aileler öyle korkutuyordu biz gençleri, hoş diskoya gidip gazoz içmek de pek makbul sayılmazdı ya!
90’lı yılların başında da disko epey bir moda idi. Hatırlayanlar bilir, birçok gençlik filmi de çekilmişti bunun üzerine. Tabii daha çok uyuşturucunun satıldığı, kızların kötü yola düşürüldüğü bir yer olarak lanse edilirdi. Ben o yıllarda ülke sorunları ile ilgilenmeye çalışan yeni yetme bir solcu olduğum için zaten gitmezdim.
30’lu yaşlarımda bir Avrupa seyahatimde diskoya gitme şerefine nail oldum. Bir zamanlar çok merak ettiğim yer, aslında çok da matah bir yer değilmiş. Aşırı gürültü, oldum olası rahatsız eder beni. Neyse bu da benim tercihim…
Şimdiler de öğrendim ki, bu "disko" denilen yer askerlikte de çok bilinen ama öyle dans edilip eğlenilen değil de, işkence yapılan, hatta adam öldürülen bir yer imiş. Ceza alan askerlerin tıkıldığı bir nevi hücre oluyormuş…
 Disko ismi son olarak Kuzey Kıbrıs’ta askerlik yaparken, askeri disiplin suçu (içtimaya geç kalması) işlediği gerekçesi ile diskoya atılan ve 25 Temmuz günü gardiyan olarak askerlik yapan erler, Fırat Keser ve Ayhan Aslan tarafından ciddi bir şekilde dövülen ve güneş altında sandalyeye kelepçelenerek tutulan Uğur Kantar’ın 12 Ekim günü hayatını kaybetmesi ile gündeme geldi…
İki buçuk ay GATA’da yaşam mücadelesi veren Uğur Kantar,  kasten işkenceyle katledildi. 7 günlük askeri disiplin cezası alan Uğur’un cezasının bitmesine iki saat kala işkence görmesi, görülüyor ki tamamen planlı yapılan bir eylem. Gardiyanlar işkence yaptıktan sonra da güneşin altında kelepçeli bir şekilde Uğur’u oturtmuşlar. O kadar dayağın ardından güneşin altında susuz bir şekilde kalan Uğur’un beyin hücreleri iflas ediyor, komaya giriyor ve aylar süren yaşam direncine yenik düşüyor.
Evlatlarının ölüm haberi ile sarsılan aile, evlat acısının yanı sıra bir de çirkin, vahşi, hunharca saldırıya uğruyor. Uğur’un Üsküdar’daki evine taziye ziyaretine gelen aralarında dedesi ve dayısının da bulunduğu yakınları, taziye evi önünde bir grubun saldırısına uğruyor.  Saldırıda Uğur’un dedesi ve bir genç yaralanıyor.
Şimdi sormak lazım; Uğur neden diskoya atıldı ve orada neden işkenceyle öldürüldü?
Uğur’un yasını tutan ailesine neden saldırıldı? Uğur’un annesi ve anneannesi ağıtlarını Kürtçe yaktığı için olabilir mi? Ya da oğulları askeriyede işkenceyle öldürüldüğü için askeri tören ve tabuta Türk bayrağı konmasını istemedikleri için mi bu saldırıya maruz kaldı?
Aile saldırıya maruz kaldığında gelen polislerin ilgisiz, umarsız davranması ve saldırganlar hakkında hiçbir ceza uygulanmaması da ne demek oluyor?
Uğur’un ölümünün ardından Genelkurmay Başkanlığı internet sitelerinde açıklama yaptı. Yapılan açıklamada Uğur’un Kuzey Kıbrıs’taki 28. Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı’ndaki Disiplin Ceza ve Tutukevinde kaldığı sırada gördüğü kötü muamele sonucu olduğu iddia edilen rahatsızlığı (epilepsi) nedeniyle 26 Temmuz 2011 tarihinde ambulans uçak ile GATA’ya sevk edildiğini bildirdi. Ailesine, Uğur’un hastane de kaldığı süre boyunca çok iyi sahip çıkıldığını, onlara iyi ev sahipliği yapıldığı da belirtiliyor.
Uğur’un babasının açıklaması ise, bunların tam tersi "Uğur’dan iyi bir haber almak için 80 gün boyunca hastanenin banklarında sabahladım. 80 gün bana 80 yıl gibi geldi. Orada çocuğumuzdan gelebilecek güzel bir haber için bekledim ama çocuğumun yavaşça ölümünü izlettiler. Hiçbir yerde hiçbir zaman böyle bir zulüm, vahşet görülmemiştir. Düne kadar bir tane askeri yetkili dahi beni aramadı, özür dahi dilemediler. Dün bir Albay aradı. 'Şimdiye kadar neredeydiniz?’ dedim. Benim çocuğum dağda ölmedi, vatani görevini yapmak için gittiği yerde işkenceyle öldürüldü" dedi.
Devletin sahip çıkamadığı, hatta kendi korumasında olan bir genci işkenceyle öldürmesi, yetmiyormuş gibi bir de gencin yasını tutan aileye saldırılması, cenazeye ağza alınmayacak küfürlerin edilmesi, 85 yaşındaki bir dedenin tekme tokat dövülmesi, şerefli Türk ordusunun misafirperverlik anlayışı mı oluyor?..
Yıllardır zekamızla alay ettikleri yetmiyormuş gibi, yaptıkları uygulamalar sonucu mesnetsiz yapılan bu açıklamalarla artık hiç kimseyi inandıramazlar.
Genelkurmay’a sormak lazım: Uğur şimdi neyin şehidi oluyor?