Baro Başkanı Mehmet Emin Aktar, yeni adli yılının başlaması nedeniyle dün Diyarbakır Adliyesi’nde basın toplantısı yaptı. Yeni adli yıla toplumsal ilişkilerden, gündelik yaşama kadar kendilerini derinden etkileyen çatışmalı bir ortamda girdiklerini bildiren Aktar, şöyle devam etti: „Kürt meselesinin barışçıl yöntemlerle ve adil çözümü geciktikçe demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü alanındaki sorunlar ve toplumsal yaşamımızı derinden etkileyen çatışmalı bir süreçle, Kürt meselesinde 1990’lı yılardaki asayiş eksenli politikalara dönüşe yönelik bir ortamda giriyoruz. Oysaki henüz iki 3 ay önce genel seçimler sonrasında oluşan katılımcı, adil, demokratik, sivil bir anayasa ile Türkiye’nin sorunlarının çözülmesine olan inanç; artık yerini karamsarlık ve belirsizliğe maalesef terk etmiştir. „
Aktar, yeni adli yıla bir kez daha ağır hukuk, yargı ve demokrasi sorunlarıyla girdiklerini belirterek, „Kürt meselesinin barışçıl yöntemlerle ve adil çözümü geciktikçe demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü alanındaki sorunlar ve toplumsal yaşamımızı derinden etkileyen çatışmalı süreç devam edecektir“ dedi.

Nasıl bir anayasa?

Türkiye’nin Kürt sorunu dahil olmak üzere tüm sorunlarının Meclis’te tartışılabileceğini dile getiren Aktar şöyle konuştu: „Tüm toplumun da katkı ve önerileri alınarak bilimsel yöntemlerle, uygar dünyadaki çözüm metotlarından da yararlanarak diyalog ve toplumsal uzlaşı ile barış ve hukuk içinde çözümü mümkündür. Türkiye’nin gereksinim duyduğu demokratik, sivil, yeni bir anayasanın yapılması zorunludur. Yeni anayasanın çoğulcu ve katılımcı bir yöntemle oluşturulması, seçim barajının kaldırılarak temsilde adaletin sağlanması şarttır. Türkiye’deki etnik, dini, mezhepsel ve cinsiyet farklılıkları dahil tüm kesimlerin beklentilerine cevap veren bir anayasanın oluşturulabilmesi için düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki tüm engellerin kaldırılması zorunludur. Anadilde savunma hakkının aslında savunma hakkının olmazsa olmazı olduğu, kişinin kendini hangi dilde daha iyi ifade edebiliyorsa o dilde ifade etmesi gerektiği, bu husustaki taleplerin bireyin doğuştan gelen hakkı olduğu tartışmasızdır. Kürtçenin ve ihtiyaç duyulan dillerin kamusal alanda kullanımı sağlanmalıdır.“

AMED




Yılın adi töreni

Türkiye’de adli yılın açılış töreni, devlet erkanının katılımıyla yapıldı. Törende konuşan Yargıtay Başkanı, Kürtlerin hak taleplerine karşı savaşın süreceğini belirterek, Anayasa’nın ırkçı çerçevesinin korunmasını istedi. Türkiye Barolar Birliği Başkanı da bu savaşta rol almaya hazır olduklarını ileterek, Anayasa’nın temel paradigmasının dokunulmazlığını savundu.
Adli yılın açılış töreni, Yargıtay binasında değil Ankara Ticaret Odası’nda yapıldı. Yargıtay Başkanı Nazım Kaynak’ın açılış konuşması yaptığı törene, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan Recep T. Erdoğan, Başbakan Yardımcıları Bülent Arınç ve Beşir Atalay, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Hasan Erbil ile Danıştay Başkanı Hüseyin Karakullukçu ve Sayıştay başkanları ile askeri ve sivil yüksek yargı üyeleri katıldı.
Saygı duruşu ve ‘Türk İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından, TRT Ankara Gençlik Korosu mini bir konser verdi. Törende konuşan Yargıtay Başkanı Nazım Kaynak, ‘terör’ diye tanımladığı Kürtlerin gaspedilen haklarının idasine yönelik mücadelesine karşı tüm devletlerin birlikte mücadele etmelerinin zorunluluk olduğunu söyledi. Terörle mücadelede bütün devletlere görev düştüğünü anlatan Kaynak, „Devletimiz, hukuk kurallarından vazgeçmeden terörle mücadeleyi sürdürmektedir ve sürdürecektir“ dedi.

3 madde dokunulmaz herkes zaten Türk
Kaynak, Anayasanın 3. maddesinde „Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür“ denilerek, devletin, milli devlet olduğunun vurgulandığını hatırlattı. Anayasanın bu hükmünün değiştirilmesinin de mümkün olmadığını savunan Kaynak, „Kuruluş yıllarında Atatürk, milleti ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir’ biçiminde tanımlamıştır. Anayasanın 66/1. maddesi ‘Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı bulunan herkes Türktür’ hükmüne yer vermiştir. Her iki tanımda da Türk sözcüğünün etnik anlamda kullanılmadığı, ülke üzerinde yaşayan bütün bireyleri kapsadığı görülmektedir. Bir başka anlatımla Türk milleti kavramı ırka, dine ve etnik kökene dayanmamakta, bireyler arasında hiçbir ayrım kabul etmemektedir“ dedi.
„Yüce milletin vatan sevgisinin somut göstergesi olan silahlı kuvvetlerine ve emniyet mensuplarına yönelik saldırılarda şehit olan evlatların acısının yürekleri dağladığını“ belirten Kaynak,

Anayasa değişikliklerine ilişkin görüşlerinden de muhrum bırakmadı. Kaynak, şunları söyledi: „Yeni Anayasa, toplumun bütün kesimlerinin görüşleri doğrultusunda, geniş, katılımcı, bir anlayış ile hazırlanmalı ve toplumun değerlerine aykırılık teşkil etmemelidir.“


Korkmayın, bardak kırıldı
Öte yandan, Yargıtay Başkanı Nazım Kaynak konuşurken, su içmesi için bardak konuldu. Ancak Kaynak konuşurken, elinin değmesi sonucu su bardağı yere düşerek kırıldı. Bardak kırılmasının çıkardığı sesten dolayı dinleyenlerin dikkati bir anda kürsüye yöneldi. Daha sonra görevliler kırılan cam parçalarını yerden kaldırdı. Kaynak ise biranlık tereddüdün ardından konuşmasına kaldığı yerden devam etti.

TBB Başkanı Coşar: Hazırız
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Avukat Vedat Ahsen Coşar ise öncelikleri AKP dönemindeki icraatları sıralayarak teşekkürlerini sundu. Yargının işleyişiyle ilgili kimi eksiklikleri ifade etmesine rağmen Coşar da ‘terör örgütü’ olarak tanımladığı Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin ilkel şiddete başvurarak hukuksuz bir toplum kurmak istediğini öne sürerek, özetle şunları söyledi:“Bu yola başvuranlarla mücadele etmek devletin asli görevi, devlet olmanın, devlet olarak egemenlik hakkına sahip bulunmanın gereğidir. Yurttaş olarak, kurum olarak üzerimize düşen her türlü görevi yapmaya hazır olduğumuzu özellikle belirtmek isteriz. Türkiye Barolar Birliği olarak, herkesi yüksek sesle tavır almaya davet ediyoruz.“

Coşar, yeni anayasanın yapımında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna esas olan ve yürürlükteki anayasanın ilk üç maddesinde anlamını bulan paradigmanın göz önüne alınması, dahası bu paradigmanın korunması gerektiğini söyledi.

ANKARA




Özel Yetkili Mahkemeler saldırının hukuki ayağı


Adli Yıl açılışı vesilesiyle ortak basın açıklaması yapan İHD ve ÇHD, meşrulaştırılmaya çalışılan Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nin adil ve tarafsız yargılama önünde engel olduğunu belirtti.

İHD Genel Başkanı Avukat Öztürk Türkdoğan ve ÇHD Genel Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı, adli yılın açılışı nedeniyle Ankara Adliye Sarayı önünde dün ortak basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasını okuyan Kozağaçlı, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nin, 2003 yılında ceza verdiği kişi sayısının bin 542 iken, 1 Haziran 2005’te yürürlüğe giren 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile yetkilendirildikten sonra 14 bin 633 kişiye ceza verdiği, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen suçların üçte birini yargılama yetkisine kavuştuğu belirtti. „Kamuoyunda meşrulaştırılmaya çalışılan özel yetkili mahkemelerin, asıl olarak devrimciler ve Kürt siyasal hareketi başta olmak üzere halkın her kesimine yönelik saldırıların hukuki ayağını oluşturduğu unutulmamalıdır“ diyen Kozağaçlı şunları söyledi: „Mesele artık ‘adil yargılama hakkı’nın soyut güvencesini talep etmeyi aşmış, KCK davaları ile somut olarak kamuoyuna taşınan anadilde savunma hakkının ihlali, mahkeme önüne getirilme hakkının ihlali, hakim önüne çıkarılmaksızın uzun tutukluluk, savunmanın tehdidi gibi kişi güvenliğini ortadan kaldıran bir mahiyete bürünmüştür. Hakim ve savcı örgütleri gibi savunma örgütleri, barolar ve hak mücadelesi veren derneklerimiz de soruşturma ve kovuşturma tehdidi altında tutulmaktadır.“

ANKARA