
- Tasarının 7. maddesiyle, ağır bir insan hakkı ihlalini oluşturan 'işkence' suçuna ilişkin zamanaşımını ortadan kaldırmayı öngörmektedir. Şüphesiz öteden beri yoğun şikayetlere konu olan ve insanlığa karşı bir eylem sayılan işkence suçu bakımından zamanaşımın sona ermesi olumludur. Ancak zaman aşımı işkencenin yanı sıra kamu görevlilerinin sorumlu olduğu, gözaltında kayıp, keyfi infaz gibi yaşam hakkının ağır ihlalini oluşturan suçlar bakımından da kaldırılmalıdır. Halen binlerce faili meçhul cinayetin yeterince soruşturulmadığı ve faillerinin tespit edilemediği gerekçesiyle peş peşe zaman aşımına uğradığı bilinmektedir.
- Tasarının 5. ve 6. maddeleriyle 3713 sayılı TMK'nın örgüt propagandasını düzenleyen 6 ve 7. maddelerinde düzenlen suçun unsurları bakımından 'cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterme veya övme veya bu yöntemlere başvurmayı teşvik etme' koşulları getirilerek, propaganda suçu tanımlanmaya ve yargının mevcut hükmü geniş yorumlayan ve ifade özgürlüğünü ortadan kaldıran uygulamasına bir sınırlama getirilmeye çalışmıştır. Ancak, 'meşru gösterme' , 'övme' yeterli düzeyde somut olmadığını ve bu kavramların yargı tarafından bu madde bağlamında ifade özgürlüğüne müdahaleye yol açacak şekilde yorumlanabileceğini /kullanılacağını ifade etmek isteriz. Öte yandan TMK dışında, ifade özgürlüğünün en ağır ve yaygın ihlaline yol açan TCK'da bir dizi madde bulunmaktadır. Tasarı; TCK'nın 220/6 maddesindeki 'örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyenler örgüt üyesi gibi cezalandırılır' hükmü ile aynı yasanın 'silahlı örgüt üyeliği' suçunu düzenleyen 314/2 maddesinde herhangi bir düzenleme öngörmemektedir. Bilindiği gibi bizzat yasanın tabiriyle de 'örgüt üyesi olmamakla birlikte' bir kapalı veya açık hava toplantısına katılan, konuşma yapan, cenaze törenine katılan, miting, karşılama veya benzeri kamuya açık şekilde gerçekleşen herhangi bir etkinliğe katılan insanlar 'ayrıca örgüt üyesi olarak' cezalandırılmaktadır. Diyarbakır Barosu TCK'nın 220/6 maddesinin gereksiz, hukuksal bir ihtiyaca karşılık gelmediğini, suç ve ceza arasında olması gereken asgari dengeyi ortadan kaldırdığını ve bu nedenle tümüyle yürürlükten kaldırılmasını önermektedir. Zira anılan eylemlerde bulunanların fiillerinin suç oluşturması durumunda, zaten bir dizi yasa maddesi uyarınca (TMK 7/2, 2911 sayılı yasa hükümleri, TCK 174 vb.) cezalandırıldığını, ayrıca örgüt üyesi olarak cezalandırmanın ölçüsüz ve adaletsiz bir uygulama oluşturmaktadır.
- Öte yandan halen aynı fiil ve davranışlar nedeniyle (toplantı, gösteri, konuşma vb) binlerce insan 'silahlı örgüt üyeliği' ile yargılanmakta, yıllarca tutuklu kalmaktadır. Halen bir mahalle bakkalı, bir ev hanımı, bir esnaf, belediye işçisi, siyasi parti yetkilisi, belediye başkanı kamuya açık yapılan toplantı ve etkinlikler nedeniyle silahlı örgüt üyesi olarak yargılanmakta ve ağır cezalar almaktadır. Yargı uygulamada; silahlı örgüt üyeliği suçunu alabildiğine geniş yorumlamakta, örgütlenme ve ifade özgürlüğü kapsamında kalacak fiil ve hareketleri silahlı örgüt üyeliği olarak kabul ederek cezalandırmaktadır. Halen 'tutuklu milletvekili' ,'tutuklu gazeteci' , 'tutuklu belediye başkanı' vb. toplumsal bir kriz haline dönüşen sorun yargının silahlı örgüt üyeliğini düzenleyen yasa hükmünü yorumlama ve uygulama biçiminden kaynaklanmaktadır. Diyarbakır Barosu, TCK'nın 314.maddesine 'silahlı faaliyet içinde yer almayanlar, silahlı örgüt üyesi olarak cezalandırılamaz' biçiminde bir fıkra eklenmesini önermektedir.
- Tasarının (9) maddesiyle TCK'nın 220/8 maddesinde yazılı "örgütün amacının propagandası" için de 'örgütün cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterme veya övme veya bu yöntemlere başvurmayı teşvik etme' koşulu getirilmişse de, halen bu madde hemen hemen hiç uygulanmadığından, bu değişiklik kimseyi etkileme ihtimali bulunmamaktadır. Yargı uygulamada 'örgütün amacının propagandasını' TCK'nın 220/6 bağlamında yorumlamakta ve uygulamaktadır.
- Tasarının 15. maddesiyle 'Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin AİHM'nin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi üzerine kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi halinde yeniden soruşturma açılır' düzenlemesi öngörülmektedir. Bu düzenleme ile daha önce takipsizlik kararına konu olayla ilgili AİHM'nin 'etkin soruşturma yapılmamış' kararı üzerine soruşturmaya devam edileceği herhangi bir talebe bağlı kalmaksızın Adalet Bakanlığınca ilgili Savcılığa gönderilerek resen soruşturmanın açılması yoluna gidilmelidir. Diyarbakır Barosu ayrıca maddeye 'kovuşturmaya yer olmadığına dair karara konu olay veya halen soruşturması devam eden olayla ilgili AİHM'in topladığı bulgular ve yaptığı tespitler ışığında soruşturma sürdürülmelidir' şeklinde bir düzenlemesi getirilmesini de önermektedir.
- Tasarının 17. maddesi ile CMK'ya geçici bir madde eklenmiştir. Bu maddeyle AİHM'in Öcalan için verdiği ihlal kararı üzerine yeniden yargılanmasının engellenmesi bakımından 2003 yılında getirilen ve başka onlarca adil olmadan yargılanan kişinin de yeninden yargılanmasını engelleyen ve halen dosyaları Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi gündeminde bulunan, Komite ve Türkiye arasında bir krize dönüşen soruna çözüm getirilmesi öngörülmüştür. Ancak Öcalan'ın yeniden yargılamasına mahal verilememesi bakımından, '15.06.2012 tarihi itibariyle Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi önünde denetlenmekte bulunanlar' koşulu getirilmiştir.
DİHA/AMED