Tıp dilinde ‘Sendrom’ birbirleriyle ilgisiz gibi görünen, ancak biraraya geldiklerinde tek bir hastalık olarak kendini gösteren, şikayet ve hastalıkların bütünüdür. Bu irsi de olabilir, sonradan alınmış da olabilir. Mecazi manada ‘sendrom’un karşılığı ise sıkıntıdır.
TC’nin Osmanlı’dan -özelliklede 2.Mahmut döneminden-kalma bir Kürt sendromu vardır. Bu sendromunu (hastalığı) 1921’lerden itibaren Osmanlı’dan devir aldı. Osmanlı’dan devr alınan bu etnik, sosyal, kültürel sıkıntı 1925-38 sürecinde “Kürt Serhıldanları” olarak TC devletinin karşısına çıktı. Sıkıntıyı giderebilmek için zulüm, inkar ve imha metodunu uyguladılar. Bir dönemi bu tedavi yöntemi ile sürdürebileceklerini sanıyorlardı. Aldandılar! Etnik, sosyal, kültürel sorunların sonuna kadar, zulüm, terör, inkar, asimilasyon metodları ile tedavi edilemiyeceğine dünya tarihi tanıktı. Tarihle yüzleşmeyi, dünya tarihini öğrenmeyi de gerekli bulmadılar.
Kürt ve Kürdistan sendromu kangrenleşti. Kangrenleşen organı kesip atmak gerekiyordu. Bu da ancak Kürtlerin ve Kürdistan’ın kendi kaderini tayin etmesi ile mümkün olabilirdi. Bunuda gururlarına yediremediler. Dersim Milli hareketinden 40 yıl sonra aynı sıkıntı ile tekrar yüzleştiler.
Diyarbekir’in Kürdistan’ın tarihinde önemli bir yeri vardır. Diyarbekir Kürtlüğün mihenk taşıdır. 19. yüzyılın ortalarından başlayarak Kürt örgütlenmelerine, Kürt aydınlanmasına, Kürtlerin büyük acılarına tanıklık etmiştir. Başta Şeyh Sait efendi olmak üzere Dr.Fuat,M.Tevfik Ahdi (Bave Tujo), Şemzinanlı Seyid Evdılkadır, Kemal Fevzi, Xanili Salih Bey, Şeyh Şerif ve daha yüzlercesinin tesbih taneleri gibi Dağ Kapısı‘nda, Ulu Camii önünde idam edilmesine tanıklık etmiştir.
12 Mart’ta Sıkıyönetim Mahkemelerinde sıkıyönetim savcıların Kürtleri inkar eden klasik iddianamelerine karşı DDKO davası sanıklarının “Kürtler Vardır” savunmasına, 12 Eylül döneminde teslimiyeti protesto etmek için Mazlum’un 21 Mart akşamı yaşamına son vermesini, Dörtlerin (Ferhat, Necmi, Mahmut, Eşref) yakılan ateşi gürleştirmek için kendilerini yakmalarına, 14 Temmuz günü Hayri, Kemal, Akif ve Ali’nin ölüm orucuna başlamasına, iki ay içerisinde yaşamlarını yitirmelerine, Neco’nun (N.Büyükkaya’nın) kalasla başına vurularak şahadetine, 35 canın Kürt kimliği varlığı için kendilerini feda etmelerine, Vedat Aydın’ın, şehit düşen gerillaların cenazelerinin Serhıldan’a dönüşmesine, Kürt gazeteciliğinin Şeyhülmuhariri Musa Anter’in, Hafız Akdemir’in kanlı tuzaklarda şehit düşmelerine tanıklık etmiştir, Diyarbekir.
Reel Sosyalist sistem “İleri Demokratik Düzen” tezleriyle nasıl ki, Kürtlerin başına Kemalist diktatörlüğün kopyası Baas Faşizm’ini bela etti ise AKP iktidarı da “İleri Demokrasi” palavrası ile Kürtleri kandırabileceğini sanırken, avucunu yaladı. AKP’nin “İleri demokrasi”si Kemalizmin tekçi maskesinin cilalanmış şeklidir. İleri Demokrasilerde halkın en temel demokratik haklarından olan ifade özgürlüğü, onun ifade biçimlerinden bir tanesi olan toplanma ve yürüyüş hakkı, seyahat hakkı, yaşama hakkı kısıtlanamaz. Siz bu hakları kısıtladığınız zaman bu ülkenin başına “İleri Demokrasi”yi değil faşizmi getirmiş olursunuz.
Diyarbekir tekin değildir. Diyarbekir’de Kürdün acılı geçmişinin, tarihinin izleri vardır. Diyarbekir Kürt yurtseverlerinin, demokratlarının, kadim halklarının(Ermenilerin, Asurilerin) anıt mezarıdır.
Diyarbekir ile aşık atmak öyle sanıldığı gibi kolay bir iş değildir. 14 Temmuz günü Hayrilerin, Kemallerin, Akiflerin, Alilerin, Şeyh Said efendi ve arkadaşlarının takipçileri sömürge valilerinin yasaklarını dinlemediklerini bir kere daha göstermiştir. Diyarbekir Sendromu (sıkıntısı) biber gazları, tazyikli su sıkma, toplanma, seyahat etme, yaşama haklarını ihlal etme, Kürtleri evlerine hapis etme ile çözülmez. Kürtlere, Kürdistan’a, onların ulusal demokratik haklarına saygı duymakla giderilir. Köprülerin altından sular geçti. Devir Ağrı ve Dersim harekatlarından sonra ”Aç gözünü yoksa açarım gözünü”, “Muhayel (hayali) Kürdistan burada yatıyor” karikatürlerinin Köroğlu dergisinde, Milliyet gazetelerinde yer aldığı devir değildir.
KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* 15 Temmuz 1951 tarihinde Kürt dil bilimcisi, Hoybun örgütünün MK üyesi, latin Kürt alfabesinin kurucularından, Hawar ve Ronahi dergilerinin sahibi Mir Celadet Bedirxan Şam’da vefat etti
* Dicle Talebe Yurdu kurucularından, Kürtleri koruma cemiyeti kurucusu, 1950-54 DP Diyarbekir milletvekili M.Remzi Bucak 15 Temmuz 1985 tarihinde Paris’te vefat etti.
* HEP milletvekillerinin İstanbul’dan, Diyarbekir’e kadar sürecek olan “Onurlu ve Özgür Yaşam” mitingi 17 Temmuz 1990 günü İstanbul’da başladı.