Kürtlerin yakın tarih diz çöktürmelerle dolu olan bir tarihtir. Ve her diz çöküldüğünde arkasında yaşanmış katliamlar ve soykırımlarla dolu olan da bir tarihtir.
Uzağa gitmeye hiç gerek yoktur, 20’inci yüz yılın ilk çeyreğinde başlayarak sürdürülen direnişler, çökertilip diz çöktürüldükten sonra boydan boya kıyımlarla sonuçlandırılmıştır.
Çokça dillendirdiğimiz ve hafızalarımıza işleyen: “Türk bu ülkenin yegâne efendisi, yegâne sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır. Türklere hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı” sözleri unutulmasın ki Ağrı Direnişi ardından söylenmiştir.
Yine hepimizin asla unutmayacağı: “Muhayyel Kürdistan burada meftundur” sözleri de o yıllardan kalmadır.
Ve tabi: “Sadece Türk milleti bu ülkede etnik ya da ırkî birtakım haklar isteyebilir. Başka hiç bir kişinin buna hakkı yoktur…“ sözleri de.
Ve bizler de biliyoruz ki her ezmenin arkasında bu sözler hep dillendirilmiştir aynen Farqin’de duvarlara; “Türksen övün değilsen itaat et” sözleriyle yazıldığı gibi.
Ama biz ayrıca biliyoruz ki TC faşizmi Kürdistan’a bugün diz çöktürmek için aynen zamanının Genel Kurmay Başkanı olan Fevzi Çakmak’ın kullandığı: “Dersimli okşanmakla kazanılmaz. Silahlı kuvvetlerin müdahalesi Dersimliye daha çok tesir yapar ve ıslahın esasını teşkil eder. Dersim evvela koloni gibi nazarı itibara alınmalı. Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra ve tedricen öz Türk hukukuna mazhar kılınmalıdır” sözlerini az sarf etmemektedir.
TC devleti ve onun Yeşil Türkçü Faşist yapı ve zihniyeti Kürtlerin “okşanmakla” kazanılmayacağını bugün her yerde, her saat ve her dakika tüm ekranlarda ve gazetelerde dile getirmektedirler.
Tarih deyip geçmeyelim ve lütfen bugün ile bağlantısını kuralım.
Dersim kıyımı ve Tertelesi 1937-38 yıllarıdır ancak henüz Birinci Umumi Müfettişi İbrahim Tali’nin (Öngören) şu sözleri 1931 yılında sarf edilmişlerdi: “A. Bütün Dersimin hariçle münasebetini kat ederek (keserek) taarruzlarına ve ticaretlerine mani olmak, aç kalacak halkı zamanla kendiliğinden ilticaya icbar etmek (zorlamak) ve şu suretle Dersimi fenalardan tahliye. B. Her tarafı esaslı surette kapadıktan sonra ihata çemberini tedricen darlaştırmak ve fenalıklardan dolayı yakalananları derhal Dersimden çıkarak Garba atmak ve serpiştirmek.”
Yine döneminin İçişleri Bakanı olan Şükrü Kaya 1932 yılında kendi faşist hükümetine verdiği bir raporunda: ‘’Dersimliler’e kendilerinin aslen Türk olduklarını öğretmek lazımdır. Kuzey Dersim halkı batıya göç ettirilmelidir. Askeri harekat başlamadan önce tüm silahlar toplatılmalıdır” sözlerini kaleme dökmektedir.
Şimdi yukarıda yazılanların daha fazlasını AKP hükümeti ve onun faşist başı olan Erdoğan söylemediğini kim inkar edebilir ki?
Sözü uzatmadan belirtelim ki, sorun birileri isyan başlattıkları için ezilmediler sorun ulus devlet zihniyetinden kaynağını alan faşist yapıların saldırılarından kaynaklı yaşanan direnişler olmuştur.
Ve bugün de durum aynısıdır. 24 Temmuz günü tüm gücüyle saldıran bir AKP ve onun başındaki faşist kişiliği bulunmaktadır.Uçaklarla saldıran, mitinglerde bomba patlattıran, DAİŞ’leri Kürtlere yönlendiren hep bu faşist zihniyettir, bu faşist kişiliktir.
Çöktürtme planının 2014 Ekim ayı öncüsü hazırlanmış olduğunu da dikkate aldığımızda söylediklerimizin ne kadar doğru olduğu kendiliğinden anlaşılır.
Ortada bir faşist zihniyet var iken o zaman bize düşen; yani Kürtlere, demokratlara, kadınlara, toplumculara, azınlıklara, Alevilere derken yeşillere, Antikapitalist Müslümanlara, sadık ve dürüst müminlere nedir?
Faşizan tüm yönelimlere rağmen hep birlikte, topyekün direniş bayrağını daha yükseltme görevimiz olduğu açık değil midir?
Zamanında Seyid Rıza’nın: “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana ders oldu. Ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun” diyerek faşist yapılara daha fazla dert çıkartmak gerekmez mi?